
ANAP-Özal hükümeti döneminde köylerin ve kentlerin boşaltılmasına yönelik özel politikalar hayata geçirdi. T.Özal’ın pratikleştirdiği ancak daha sonra deşifre edilmiş olan özel göç planında köylerin hangi amaçla ve yöntemlerle boşaltılacağı, çok ince biçimde düzenlenmiştir. Örneğin; “En sorunlu kuşaktan başlayarak, dağlık bölgedeki köyler ve mezralar kademeli olarak boşaltılmalıdır… Dağlardaki yerleşim yerlerinin boşaltılması ile terörist örgüt izole edilmiş olacaktır. Güvenlik güçleri bu tip bölgelere derhal girmeli ve tam bir kontrol sağlamalıdır. Yörede uygun yerlere çok sayıda baraj yapılması ayrıca bir alternatif olabilir…” gibi ayrıntılar çarpıcıdır.
Bu planla bağlantılı olarak, dağınık Kürt köylerinin merkezi köylerde birleştirilerek kontrol edilmeleri de planlanmıştır. 1985 yılında Avrupa devletleri ile anlaşmalar yapılarak, önemli görülen alanlardan, özellikle gençler olmak üzere büyük sayıda nüfus Avrupa’ya taşırılmış, köy koruculuğu yeniden örgütlendirilmiştir.
Köyleri boşaltmakla ne hedefleniyor?
Köylerin boşaltılması, kapitalist modernitenin, tarım-köy kültürünü tasfiye etme planı kapsamında yürütülmektedir. Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri ile T.C. devletinin ortaklaşa yürüttüğü köy boşaltma operasyonları kültürel, ekonomik, askeri, siyasi bir çok hedefi de kapsamaktadır.
1- Kültürel soykırım:
Kürdistan kültürü tarım ve hayvancılık ekseninde ortaya çıkmıştır. Bu kültürün gerçekleşme ve gelişme ortamı olan köylerin ve zozanların boşaltılmasıyla hem kültürel soykırım gerçekleştirilmekte; hem de buna dayanarak diğer soykırım türleri pratikleştirilmektedir.
Sürgün edilen köylü aynı zamanda; toprağı-suyu ve havasından, tarihinden ve anılarından, kültürü-dili-folkloru ve sanatından, klam-çîrokları-gowendlerinden ve daha birçok değerlerinden koparılmaktadır. Dolayısıyla göçertme, hem manevi-maddi kültür değerlerinin, hem de bu kültürü yaratan zihniyet ve yapılanmanın tasfiyesine yol açmaktadır. Bu konuda birkaç örnek vermek yararlı olacaktır;
* Sürgün edilen insanlar, bir daha ulaşamayacakları kadar kendi yerleri yurtlarından uzak alanlara yerleştirilmişler; böylece geri dönüşleri engelllenmiş, kendi topraklarına ve toplumlarına dönüş özlemleri, hiç gerçekleşmeyecek bir hayal olarak hafızalarına kazınmıştır.
* Kürdistan’da boşaltılan alanlara, özellikle 1923-50 arası ile 1985-90 yılları arasındaki dönemlerde Balkan ülkelerinden, Afganistan’dan ve Sovyet ülkelerinden çok sayıda göçmen getirilmiştir. Bu insanlar başta Serhat, Urfa ve Erzincan olmak üzere birçok alana yerleştirilmişler.
* Köylerin, Kürtçe isimleri kaldırılmış; yerlerine toplumu aşağılayıcı, Türklüğü ve devleti yüceltici isimler verilmiştir.
* Her köye bir karakol ve okul yapılması, bölge genelinde çok sayıda YİBO’nun faaliyet yürütmesi planlanmıştır.
Göçertme, tarım-köy-koçerlik toplumundaki ahlaki örgünün dağılmasına yol açmıştır. Toplumda, namus ve gelenek algıları çarpıtılmış.
2-Ekonomik soykırım:
Göçertme ve sürgünün temel hedeflerinden biri de ekonomik soykırımdır. Köylüyü topraksızlaştırma siyaseti, Cumhuriyetin daha kuruluş yıllarından itibaren, devletin temel politikalarından biri olarak benimsenmiştir. Açık ve örtülü yollarla köylünün elindeki topraklar, köylerin ortak arazileri, ormanlık alanlar, meralar gasp edilmiş. Büyük çoğunluğu, devlet kuruluşlarının mülkleri yapılmış; bir kısmı devletle işbirliği yapan yerel Kürt egemenlerine, bir kısmı da bölgedeki askeri ve idari yöneticilere tapulanmıştır.
Bu konuda; Ceylanpınar Devlet üretme çiftliği, iki milyon dekarın üzerindeki mülküyle Türkiye genelindeki en büyük tarım arazisine sahip kuruluştur. GAP Bölgesindeki tarım arazilerinin tamamına yakını GAP idaresi ve ilgili diğer kurumların denetimindedir. Büyük titizlikle uygulanan arazi düzenlemeleri sonucunda köylünün elinde, tarım ve hayvancılık yapamayacak kadar küçük ve verimsiz araziler bırakılmıştır. Son araştırmalara göre Kürdistan’da devletin ve büyük şirketlerin el koyduklarının dışında kalan toprakların yaklaşık yüzde 90’ı, Bölgedeki nüfusun yaklaşık yüzde 7’sini oluşturan kesimin elindedir. Halkın yaklaşık yüzde 70’i ise topraksız bırakılmıştır.
1923’ten beri yürütülen kampanyalar sonucunda, Kürdistan’daki ormanlık araziler yüzde 75 oranında azaltılmış olup, 2013 yılında çıkarılan 2B kanunu ile devlet ve özel sermaye şirketlerine satışa çıkarılmaktadır.
3-Siyasi soykırım:
Aşiret yapılanması, aynı zamanda Kürdistan toplumundaki temel politik örgütlenmedir. Bu gerçeklik, özellikle koçer geleneğinde çok güçlü olup, köylerde de oldukça etkilidir. Aile yapılanması da aşiret ve köye özgün özellikleriyle öne çıkar. Kurmanclığa dayalı aile formu da 20. yüzyılın başlarından itibaren yaygınlaşmıştır. Zerdüşti geleneği koruyan topluluklar ve bölgelerde ise ocak, pîrlik, dedelik, analık kurumları belirleyicidir. Yaşlı ve bilge insanların büyük saygınlığı vardır; sorunların çözümünde fikirleri ve tecrübeleri belirleyicidir. Esasta kentlerde ortaya çıkan tarikat örgütlenmesi ise köylerde de önemli bir etkinliğe sahip olmuştur.
Köyleri boşaltılan ve koçerlik geleneği tasfiye edilen toplumun ahlaki politik dokuları da tahrip edilmiş; birliği ve dirliği bozulmuş, öz yönetim sistemi ve kurumları tasfiye edilmiş, iradesi kırılmıştır.
Siyasi soykırım uygulamalarından bazı örnekler vermek gerekirse;
* Katliamlarda aileleri ortadan kaldırılan çocuklara bürokrat ve subaylar tarafından el konulmuş. Bunların çoğunluğu anlamsız ve kimliksiz bireylere dönüştürülmüş, bir kısmı devlet kurumlarında eğitilerek devşirilmiş ve ajanlaştırılmış.
* Toplumda önemli yeri olan, isyanlara öncülük yapmış olan aileler ve kişiler zor ve para yoluyla ajanlaştırılarak, siyasi soykırımın sonuç alması için seferber edilmişlerdir.
* Küçük parçalara ayrılarak dağınık biçimde yerleştirildikleri yerlerde de Kürtlerin, kendi yaşamları üzerinde en ufak bir söz ve eylem güçleri bırakılmamıştır. Yerleştirildikleri alanlarda, devlet tarafından sürekli şüpheli ve suçlu olarak görülmüşler, en küçük bir olayda bile ağır cezalara çarptırılmışlar. Bununla birlikte yöre halkı da, yerleştirilen Kürtlere olumsuz bakmaları ve hatta zaman zaman saldırmaları yönünde teşvik edilmiştir.
Sonuç olarak, köylerin boşaltılması ve koçerlik geleneğinin bitirilmesi, sıradan ve dönemsel uygulamalar olmayıp, kapitalist modernitenin hegemonik güçleri ve ulus-devletin iktidar güçlerinin ortaklaşa hazırladıkları ve hayata geçirdikleri temel strateji ve politikalardan biridir.
Köye dönüşte nasıl bir çözüm?
Hem tarım-hayvancılık kültürünün kendisini, hem de bu kültüre yönelik saldırının gerçekte ne olduğunu kavrarsak, köylere geri dönüş sorununu doğru temelde çözülmesine başlangıç yapmış olabiliriz.
Kapitalist modernitenin ulus-devlet modeli, tarım-köy kültürünün manevi-maddi değerleri ve emek gücünü gasp ederek inşa edildi; sürekli köy ve tarıma saldırarak kendisini sürdürdü. Finans kapital ve neo-liberalizm ise, devraldığı mirası rafine ederek, köy ve tarım kültürünü tüm boyutlarıyla kapitalist sistem içerisinde devşirme peşinde. Bu temelde, köy ve tarımın özünü boşaltarak şirketleştirmektedir.
Tarım-köy kültürü, devletin ortaya çıkışından sonra elbette ki direnmiş, varlığını önemli oranda sürdürmüştür. Geleneksel toplum ve ekonomi olarak da adlandırılan tarım-hayvancılık ve köy kültürü günümüzdeki yapısıyla saldırılara oldukça açık, zayıf ve kente muhtaç durumdadır. Bu gerçeklerden hareketle, köylere geri dönüş meselesi coğrafya, toplum, tarih ve kültür bütünlüğü içinde ele alınarak köklü çözümler üretilmelidir. Bu da ancak sorunun çözümünü, demokratik modernite kapsamında ele almakla mümkündür. Yani sorun sadece köylere fiziki anlamda geri dönmek ve köyleri imar etmek değil; bunun nasıl olacağı, hangi amaç ve hedef, yol-yöntem ve biçimlerin esas alınacağıdır.
Tarım ve köyün yeniden inşası, önce zihniyette gerçekleştirilmelidir. Bu temelde, öncelikle kenti toplumsal yaşamın, kültürün, ekonominin, siyasetin, sanatın, sağlık ve eğitimin merkezi olarak görme; köy ve kenti birbirine karşıt konumda tutma ile köyü kente bağımlı kılma anlayışları terkedilmeli. Köy ve kenti; tarım, endüstri ve ticareti kendi özlerine uygun biçimde tanımlama, buna göre yeniden inşa etme ve aralarındaki ilişkileri bütüncül temelde düzenleme; toplumsal yaşamı bu gerçeklikler temelinde örgütlemedir. Bu hedefe ulaşmak çok kapsamlı ve zengin toplumsal aydınlanma faaliyetlerini gerekli kılmaktadır.
Zihniyet ve pratik bütünlüğü bağlamında tarım-köy kültürünün nasıl yeniden inşa edilebileceği; bu temelde köylere dönüşün nasıl gerçekleştirilebileceği, nelerin yapılabileceği, ana başlıklar halinde şu şekilde ele alınabilir.
1-Tarım-hayvancılığı tasfiye etme ve köyleri boşaltma siyasetinin boşa çıkarılması:
Tarım-hayvancılığın tasfiye edilmesi ve köylerin boşaltılmasının yol açtığı yıkımları ve bunların sonuçlarını tüm boyutlarıyla ortaya koyacak araştırma, inceleme ve diğer bilimsel çalışmalar yürütülmeli. Bu amaçla medya araçları etkin bir şekilde değerlendirilmeli; film, belgesel, spot türü görsel; broşür, kitap, yazı dizisi gibi yazınsal çalışmalar yapılmalıdır. Konuyla ilgili toplantı, seminer, konferans türü etkinlikler yaygın ve sonuç alıcı tarzda düzenlenmelidir.
Halkın demokratik öz-yönetim mekanizması bünyesinde yer alan halk meclisleri, kent konseyleri, komünler yanında tüm demokratik toplum örgütlerinin ve grupların, konuyu gündemlerine almaları ve çözüme etkin katılımları sağlanmalı.
Tarım-köy kültürüne yönelik saldırılara karşı, toplum demokratik bilinç, örgütlenme ve eylemle kendisini savunabileceği bir düzeye getirilmelidir.
Köylerin boşaltılması ve tarımın tasfiye edilmesine yol açan büyük ölçekli baraj-HES projeleri, endüstriyalist tarım, sanayi ve ticaret projeleri; doğa ve toplum sağlığına zarar veren maden, petrol çıkarma-işleme yöntemleri, güvenlik gerekçesiyle dayatılan arazilerin işgali ve yayla yasakları, arazi toplulaştırma adı altında yürütülen köylülerin topraksızlaştırılması gibi uygulamalarına karşı etkin mücadele yürütülmelidir.
2-Köye dönüş hareketinin örgütlendirilmesi:
Köylere dönüşler konusunda devletçi sistemin doğrudan ve dolaylı engeller çıkarmakta, toplumun bu konudaki bilinç, örgütlenme ve eylemsel açılardan zayıf kalmakta, maddi imkanlar yetersiz kalmaktadır. Demokratik örgütlenmeler ve çevreler de köylere geri dönüş konusunu yeterince gündemlerine almamakta, doğru ve etkin çözümler geliştirememekte; soruna geçici, yüzeysel, oldukça sınırlı çözümler üretmeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte aracılık yapan bazı avukatlar ile düzenle bir biçimde bağlantılı olan bazı sivil kuruluşlar da büyük rantlar elde etmektedirler. Bu nedenlerle sınırlı, yüzeysel, geçici, günübirlik, pragmatik değil; ancak çok köklü ve kapsamlı örgütlenme, planlama ve projelerle çözülebilir. Köylerin boşaltılmasına karşı köyler yeniden yerleşime açılmalı; köylerden değil, köylere göç yaygınlaştırılmalıdır.
Köylere dönüş sorununun doğru ve yeterli çözümü için “ülkeye dönüş; köyünü inşa etme” sloganını hayata geçirebilecek bir hareket örgütlenmesi yaşamsal önem arz etmektedir. Bu hareket, tarım ve köy kültürünün zihniyetinin geliştirilmesini; hem de bunun yapısallığa ve işlevselliğe kavuşmasını sağlayabilmeli. Eğitim, sağlık, sanat, ekonomi, altyapı, ulaşım, mimari, arazilerin dağılımı, su kullanımı, enerji gibi tüm konularda toplumun ihtiyaçlarına gerçek anlamda cevap olabilecek çözümler üretmeyi hedeflemelidir.
3- Köye dönüşte ekonomik alanla ilgili acil eylemler şöyle sıralanabilir:
* Köye dönüş konusunda toplumda duyarlılık, bilinç ve kararlılık yaratmak amacıyla programların hazırlanmalı. Özellikle görsel medya araçları bu konuda etkin biçimde kullanılmalıdır.
* Köye dönüş konusunda toplumun tüm kesimleri; mağdurlar, çiftçiler, koçerler, sanatçılar, aydınlar, siyasetçiler ve değişik meslek gruplarına mensup olanların duyarlı ve aktif olmaları sağlanmalıdır.
* Köye dönüşlerin yaygınlaştırılması için demokratik-komünal ekonomi çerçevesinde tarım ve hayvancılıkla ilgili kooperatif ve komünler kurulmalıdır.
* Tarım ve hayvancılık faaliyetleri konusunda uzmanlık ve birikimi olanların sürece etkin katılmaları ve öncülük yapmaları sağlanmalıdır.
* Köye dönüş projelerinde ekonomik ortamın hazırlanması ve altyapı sorunlarının çözümünde yerel yönetimler etkin destek sunabilmelidirler.
* Köye dönüşler örgütlü, planlı, hazırlıklı ve sorunlara çözüm getirecek projeler ve kampanyalarla yaygınlaştırılmalı. Bunun için alanlar ve bölgeler özgülünde kampanyalar ve projeler geliştirilmelidir.
* Göç ve köye dönüşlerle ilgili faaliyet yürüten kurumlar ve örgütler; sorun üzerinde daha aktif çalışabilmeli ve çözümler geliştirebilmelidirler.
* Acil eylem planlarında sağlık, eğitim, barınma, altyapı, ulaşım ve ekonomi gibi alanlardaki sorunların çözümüne öncelik tanınmalıdır.
* Devletin köye dönüşlerle ilgili tazminat yasası ve benzeri girişimler aracılığıyla konuyu istismar etmesi ve kendi sorumluluklarından kaçması yaklaşımlarına karşı hukuk alanında da etkin bir mücadele yürütülmelidir.
Sürecin başarısı için pilot bölgeler ve projeler yaklaşımı benimsenmeli; bunun hayata geçirilmesinde en fazla ihtiyaç duyulan alanlara öncelik verilmelidir.
* Köylere dönüş konusunda yürütülecek çalışmalar, tarım-hayvancılık ve köy kültürünün yeniden inşası doğrultusunda ele alınmalı. Komünal yaşam-kolektif çalışma anlayışıyla gerçekleştirilmelidir.
OHAL ve köy boşaltmaları
1987 yılında OHAL kanunu çıkarılarak Kürdistan’daki 19 il sınırları içinde hayata geçirilir. 1990 yılında OHAL valiliğinin yetkileri daha da artırılarak Kürtlerin arazilerine ve mal varlıklarına da el koymasının yolu açılır. Boşaltılan köylerin sayısında her yıl artış olmasına rağmen, en yoğunlaşmış ve hızlandırılmış köy boşaltmaları 1993-98 arasındadır. Örneğin OHAL Valisi Necati Bilican 1996 yılı itibariyle toplam 2,785 köy ve mezranın devlet güçlerince boşaltılmış olduğunu itiraf etmiştir.
İngiltere merkezli KHRP, 1985’ten itibaren 3.000 köy ve mezranın boşaltılmış ve bunun sonucu olarak da 2,5-3 milyon insanın yerlerinden edilmiş olduklarını belirtir.
Diyarbakır Barosu; 1997 yılı sonuna kadar, Bölgede toplam 3211 köyün yakılıp boşaltılmış olduğunu dile getirmiştir. Eldeki verileri temelinde; 1985 yılından itibaren yaklaşık 4000 civarında köyün; yani Kürdistan’daki köylerin tamamına yakınının boşaltılmış olduklarını ve yaklaşık 4 milyon köylünün yerlerinden edildiğini belirtmek mümkündür.
2000 yılı sonrası dönem
2001 yılından itibaren, Türkiye’deki neo-liberal dönüşüm süreci, göçertme-sürgün politikalarında da değişikliklere yol açar. Açık tehdit ve şiddet yer yer kullanılmakla birlikte, örtülü ancak çok daha etkili, yaygın ve sistematik politika ve yöntemlere ağırlık verilir.
Sular, araziler ve ormanlar toplumun denetiminden çıkarılarak devlet ve özel şirketlerin tekellerine alınır. Bölgesel kalkınma ajansları, entegre tarım ve hayvancılık, enerji sektörü, ticaret, yer altı-yer üstü kaynaklarının işletilmesi, askeri alanların genişletilmesi ve daha bir uygulama devreye konur. Özellikle barajlar en ağır yıkımlara yol açan projeler olarak öne çıkarlar.
Barajların göçertme amacıyla kullanılması yaklaşımı, T.C. devletinin ilk kuruluş yıllarında benimsenmiş. Türkiye genelindeki ilk ve en büyük barajların Kürdistan’da inşa edilmesi süreci Keban barajıyla başlatılmış; ardından Karakaya, Karakaya, Atatürk ve daha birçok barajla sürdürülmüştür. Bu şekilde 2000 yılına kadarki süreçte inşa edilen birçok baraj nedeniyle yüzlerce köy boşaltılmıştır.
2001 yılından itibaren ise baraj projeleri yaygınlaştırılmış. Dicle, Fırat, Munzur başta olmak üzere tüm nehirler ve kolları üzerinde yüzlerce baraj yapılması planlanmıştır. Bu barajların yol açtıkları yıkımlar konusunda bazı örnekler vermek gerekirse;
* Karakaya, Kral Kızı, Batman, Dicle, Atatürk ve Ilısu barajları 9 il ve 17 ilçe sınırları içindeki yaklaşık 700 köyün boşaltılmasına ve 300-400 bin kadar insanın göçertilmesine yol açmıştır.
* Eldeki sınırlı verilerden de yola çıksak, Kürdistan bölgesindeki barajların yaklaşık olarak 2000 üzerinde köyün boşaltılmasına ve 2 milyonun üzerinde köylünün göçertilmesine yol açtığını belirtmek mümkündür.
* Barajların yol açtığı zararları giderme adı altında devlet bir takım faaliyetler gerçekleştirmektedir. Ancak bu uygulamalar yıkımı onarma değil, daha ağır sonuçlara yol açmaktadır. Devletin bu konudaki bazı uygulamalarını sıralarsak;
* Köyleri boşaltılan insanlar için devlet tarafından gösterilen yeni yerleşim alanları, tarım ve hayvancılık yapmaya elverişli olmayan, suyu sağlıksız ve yetersiz, diğer yerleşim birimlerine uzak kalan yerlerdedir.
* Köylülere ödenen tazminat miktarları, maddi zararlarının çok az bir kısmını karşılayabilmektedir. Bu konuda açılan davalar ise, köylülerin aleyhine sonuçlandırılmaktadır.
Maden işletmelerinin sayılarının artırılması, endüstriyalist tarım ve hayvancılık işletmelerinin yaygınlaştırılması, boru hatları, yol yapımı gibi projeler de yüzlerce köyü doğrudan veya dolaylı biçimde etkilemektedir.
HESEN GERDÛN