Ulrike Meinhof ve Gurbettelli Ersöz, varlıklarından haberdar olduğum andan itibaren hayranlık duyduğum iki kadın. Her ikisi de vakti geldiğinde hayatlarına sahip çıkarak, atılması gereken adımı attıkları için bugün hala hatırlanıyorlar.
Tarihten olduğu kadar kadınların tarihini hatırlamak, anlamak, öğrenmek ve hatırlatmak değerli.
Ulrike’nin ünlü bir gazeteciyken silahlı eylemciliğe uzanan hikayesi hem dikkate değer hem de öğretici. Ulrike, "Kontret” adında bir dergide gazeteciliğe başlıyor. Aslında dergi bir öğrenci dergisiyken dönemin de siyasal etkisiyle büyük bir dergiye dönüşüyor. Ulrike kısa bir süre sonra derginin başyazarı oluyor. ABD'nin Vietnam işgal ettiği günler. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Alman gençliği de radikalleşirken, Ulrike gelişmeleri yakından takip ederek, köşesinde yazıyordu. Yazar olduğu kadar da bir eylemciydi. Vietnam işgali karşıtı eylemler sırasında Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) diğer kurucuları olan Andreas Baader ve Gudrun Ensslin gibi isimlerle de tanıştı.
Almanya'da 1968 yılının Haziran ayında Olağanüstü Hal Yasaları devreye girdiğinde Ulrike, yaptıklarının yetmediğinin biraz daha farkına varıyordu. Yaşadığı çelişkinin sonuçlarından birisi ise, çalıştığı gazeteyle yaşadığı fikirsel ayrılıktı. Ulrike, gazeteyle ilişkisini keserken, politikanın günlük ihtiyaçlarıyla daha çok ilgilenmeye başladı. Bu sırada, tutuklanan Andreas Baader ile Gudrun Ensslin'in kaçırılması olayında etkin rol aldı. Bunu yaparken, ünlü bir gazeteci olmanın olanaklarını kullandı ancak o statü ile sonuna kadar yaşamadı, gerektiği anda bırakmayı da bildi.
Daha önce sık sık giderek çalışmalar yaptığı kütüphanedeki kaçırılma eylemi sırasında Ulrike'nin, olay yerinde her şeyden habersizce şaşkın kalması planlanmıştı. Ancak o plana uymadı, bir tercihte bulundu, camdan atladı ve illegal yaşama, başka bir ifadeyle profesyonel devrimci yaşama adım attı.
Alman polisi tarafından çok sıkı bir biçimde aranan Ulrike ve RAF kurucuları, bir süre El Fetih kampında eğitim aldılar. Daha sonra Almanya'ya dönen RAF üyeleri, 3 bankayı aynı anda kamulaştırdıktan sonra tutuklandı. Dışarıda kalan Ulrike Meinhof ise, sürekli yollardaydı. Yeni evler arıyor, silah bağlantıları sağlıyor, bir barınaktan diğerine koşuyordu. Ulrike bu süre içerisinde örgütün teorik altyapısını da kurma çabasındaydı.
Ulrike, 1972 yılında tutuklanarak, tecrit hücresine kapatıldı ve hakkında açılan dava devam ederken, 1976 yılının 9 Mayıs günü hücresinde asılı halde bulundu. İntihar ettiği iddiasına kimse inanmadı, o Alman devleti tarafından öldürülmüştü.
Ulrike’den yıllar sonra bu kez başka bir coğrafyada başka bir kadın; Gurbetelli Ersöz, Çukurova Üniversitesi Kimya Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışırken, Hedef dergisiyle tanıştı.
24 yaşında 1989 yılında tutuklanır ve 4 yıllık tutsaklığının ardından özgürlüğüne kavuştuktan sonra Gündem gazetesinde çalışmaya başladı. Kısa sürede gazetenin genel yayın yönetmenliği sorumluluğunu üstlendi. Bu görevi yürütürken de devletin siyasi baskılarının hedefi oldu. Gazete binası, 1993 yılında polis tarafından basıldı, çalışanları gözaltına alındı. Gazetecilerin bir bölümü, aynı gün serbest bırakılırken, Gurbetelli Ersöz ve 17 gazete çalışanı gözaltında tutuldu. İşkenceyle geçen 13 günlük gözaltının ardından 23 Aralık 1993 tarihinde çıkartıldığı İstanbul 5 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde tutuklandı. Yaklaşık 6 ay tutuklu kalan Gurbetelli Ersöz, cezaevinden çıktıktan sonra bu kez, kontrgerillanın hedefi oldu, tehdit edildi. Gazetecilik yapma koşulları da ortadan kalkınca, 1995 yılının yaz aylarında bir tercih yaptı; gerillaya, dağlara kadından kentler kuranların arasına katıldı. 1997 yılında Zap YAJK Karargah yönetiminde görev aldı. Yoldaşları ona "YAJK filozofu" diyordu.
Gurbetelli, 1997 yılının 8 Ekim günü, Türk ordusunun KDP ile Gare Dağı'na düzenlediği ortak operasyonda 26 kadın yoldaşıyla birlikte katledildi.
Farklı coğrafyada farklı zaman kesitlerinde iki kadın aynı özgürlük düşü için savaştılar ve yaşamlarını verdiler.
Önemli olan söz ve eyleminin sonuçlarının yükünü taşıyabilme gücü ve cesareti; hele de faşizmin karanlığının arttığı bugünler de. Ulrike ve Gurbetelli bunu yaptılar. Söz söylediler, eylem yaptılar, sonuçlarına yeni bir eylem ile yanıt verdiler. O adımları "var oluş eylemleri” oldu. O adımı atmasalardı, kendi varoluşlarını gerçekleştiremeyeceklerdi.
8 Mart’a giderken, her yerden kadınların var oluş eylemlerini anımsayalım. Çünkü, erkek egemen şiddetin acılarını ortaklaştırdığı kadınların, kurtuluş umutları ve eylemleri de ortak.