2011 yılı sona ererken Uludere-Roboski katliamı gerçekleşti. Bu katliam Türk devletinin topyekûn savaşla Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme planının sonucudur. Milletvekilleri, Belediye başkanları, BDP’nin il ve ilçe yöneticileri, gençler, kadınlar, avukatlar ve gazetecilerin KCK davası altında tutuklandığı yerde bu katliama şaşmamalı. Milletvekilleri, onlarca belediye başkanları, BDP’nin yüzlerce yöneticisi, avukatlar, gazeteciler illegal bir örgüt üyesi olarak tutuklanıyorsa, köylüler de öldürülebilir. Bu katliam PKK’yi tasfiye konseptinin parçasıdır. Öyle tesadüf ya da yanlışlıkla yapılmış değildir. Suyu kurutup balığı öldürme politikasının gereği bu katliam işlenmiştir. Gerilla savaşının merkezi olan Botan’ın yurtsever halkına gözdağı verilmiştir.
Şuan Botan’daki bütün seçilmiş belediye başkanları, il meclis üyeleri, BDP il ve ilçe başkanları tutuklu değil mi? Bundan bir yıl önceki seçilmişlerden, il ve ilçe yöneticilerinden şuanda dışarıda kalan var mıdır? Botan halkına böyle bir savaş ilan edilmişse, kim bu katliama tesadüf veya kaza diyebilir? Botan halkına gösterilen tutum bellidir. Her yürüyüş ve mitingde saldırılarak insanlar yaralanmıyor mu, öldürülmüyor mu? Milletvekilini sakat bırakmadılar mı? Yahya Menekşe, Mehmet Uytun,  ve birçok Kürt insanı bilerek ve keyfi öldürülmedi mi? Botan’da çocuklara bile düşman gözüyle bakılmıyor mu? Nusaybin’de çocuklar mayın tarlasına sürülmedi mi? O kadar keyfi olay ve öldürmeler var ki saymakla bitmez. Botan halkının sindirilmesi için yapılmadık ne kalmıştır. Tüm baskıların yetmediği yerde bu toplu katliamı yapılmıştır.  Her türlü olayı Kürtlerin özgürlük mücadelesini bastırma ve Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak için değerlendiren bu devlet bu amacına hizmet edecek her baskı ve katliam gözünü kırpmadan yapar. Onlar için vatan (Kürdistan Türk ulusal yayılma alanı haline getirilmeli) söz konusu olduğunda geri kalan her şey teferruattır.
Van depremini Van’ı boşaltmak için fırsat bilmediler mi? Kim Van’ın boşaltılmasının bir devlet politikası olmadığını söyleyebilir? Başka yerlerde daha ağır depremler oldu. Van gibi bir boşalma söz konusu oldu mu? Başka bir yerde deprem olsaydı, binlerce TOKİ konutunun bulunduğu siteler boş bırakılır mıydı? İnsanlar kalacak ev bulamazken, soğuktan donarlarken TOKİ evleri boş bırakılmıştır. Bu bile Kürtlere nasıl yaklaşıldığını göstermiyor mu? İşte Türk devlet gerçeği budur.
Depremi fırsat bilip Van’ı boşaltma stratejisi izleyen vicdanlar (vicdansızlar) soykırım amacı için Kürtlere neler yapmaz ki! Uludere katliamı Botan halkına verilmiş gözdağıdır. Kuşkusuz gidip açıktan bir köyü bombalamaları söz konusu olamazdı. İşte sınırdan geçen kaçakçılar için “PKK’li olabilirler” bahanesi bulunarak bu katliamı yapmışlardır. Bu katliam derin bir politikanın sonucudur. Bu kaçakçılar Botan’da gerillayı tasfiye etmek için hazırlanmış bir planın kurbanı olmuşlardır. Gerçek tamı tamına budur.  Gerillayı ezmek için her türlü kirli savaşı yürüten bir devlet Botan’da gerillaya yaşam alanı bırakmamak için neler yapmaz ki! Dün binlerce köy yakıldı-yıkıldı, binlerce faali meçhul cinayet işlendi. Şimdi de keyfi tutuklamalarla ve kaza süsü verilen katliamlarla halkla gerillanın bağı koparılmak isteniyor. Botan’da hareket eden her şeyi vuruyorlar, ormanları yakıyorlar. Botan’da hiçbir seçilmiş siyasetçi bırakmayarak, halkın iradesini kırmak istiyorlar. İrade kırmanın son uygulaması da, bu “35 bomba” katliamıdır.
Katliamın olduğu yer kesinlikle gerillanın geçiş noktası değildir. Gerilla hiçbir biçimde oradan geçmez. Gerilla için oradan geçmek, imha olmak demektir. Oralarda hiçbir gerilla kampı yoktur. Roboski köylüleri de oralardaki korucular da katliamın yakınında hiçbir gerilla kampı olmadığını bilmektedir. Bu nedenle Botan halkı hem Genelkurmayın, hem hükümetin yalan söylediğini biliyor. Gerillanın 70 katırla birlikte hareket etmeyeceğini Botan’daki çocuklar bile bilir. Ancak birkaç katırlık yük taşırlar. Gerillanın olmadığı, gerillanın geçiş yapmadığı, kaçakçıların her gün gelip geçtiği yerde kaza oldu, yanlışlık oldu sözlerine hiç kimse inanmaz. Uludere halkı bu nedenle çok öfkelidir. Roboski halkı çok öfkelidir. Botan halkı çok öfkelidir.
Kaymakam gittiğinde gençlik ve halk neden öfkeli davrandı, sorunsunun cevabı buradadır. Bilinçli biçimde katledilen ve cesetleri parça parça toplanıp bir torbayla mezara konulan halkın çok tepkili, öfkeli olması bilinmeyecek bir durum olabilir mi? Kardeşleri bombalarla param parça olmuş ve yanmış olan gençlerden başka ne tepki beklenebilir? Dolayısıyla orada bir provokasyon yoktur. Orada öfke patlaması vardır. Nitekim Hasip Kaplan bu katliamın sorumluları bulunmadan hiçbir devlet yetkilisinin gelmesini istemiyorlar demedi mi? Halkın bu istemi anlaşılır değil midir? Eğer bir provokasyon varsa, haklın bu tepkisi ve öfkesi bilinerek gidilmesidir. Provokasyonu yapan kaymakamdır. Katliamı bir gün kabul etmeyen ne cenazesini ne de yaralılarını kaldırmaya yarım eden, ama pişkince yaslı köye giden devlet yetkilileri provokatördür.
AKP hükümeti 2011 yılında faşist yüzünü açıkça gösterdi. Yüzündeki Müslümanlık ve demokratlık maskesi düştü. AKP artık en zayıf dönemini yaşıyor. Özgürlük mücadelesi karşından yürüttüğü savaşı kaybetmiştir. Artık AKP’yi ne ABD, ne de ABD ve İsrail’den aldığı teknik kurtarabilir. AKP daha çok kan dökerek başaralı olacağını düşündüğü andan itibaren yenilmiştir. AKP şimdi yenilginin tarihini yaşama sürecine girmiştir. AKP’yi dış desteği de, akıl hocaları da, işbirlikçi uşak Kürtler de kurtaramayacaktır. Bunu 2012 yılında daha net göreceğiz. Direnen halk gerçeği, direnen özgürlük hareketi gerçeği bu yenilginin en somut kanıtıdır.  Tayip Erdoğan yıllın son ulusa sesleniş konuşmasını Türk bayrağı haline getirilmiş Türkiye haritası önünde yaptı. Bu açıkça ulus-devlet anlayışı devam edecek, Kürtlerin halkları tanınmayacak anlamına gelmektedir. Faşist liderler böyle sembollerle konuşurlar. Bu zihniyetin Kürtlerin haklarını tanıyacağı beklenebilir mi? Bu anlayışa karşı mücadele edilir. Ancak mücadeleyle Kürtlerin hakları kazanılabilir ve Türkiye demokratikleşebilir.
Erdoğan bu son konuşmasında faşist karakterini açıkça ortaya koydu. “Terörün propagandası yapanlara, lojistik destek verenlere izin vermeyeceğiz” dedi. Terör propagandası dediği, Kürt basını ve gazetecilerdir. Lojistik destek dediği ise Kürt toplumunun örgütlü iradesi olan BDP’dir. Bu sözü ancak faşist bir lider söyler. Hukuk dediğinin bir hukuk faşizmi, bir hukuk terörü olduğunu çok iyi biliyoruz.
Terör propagandasına izin vermeyeceğiz ne demek? Açıkça benim politikalarımı teşhir eden, olaylara benim gibi bakmayan, hizaya getirdiği Türk basını gibi hareket etmeyenleri susturacağım diyor. Başka hiçbir kanıt göstermeye gerek yok, AKP’nin ve Tayyip’in faşist olduğunun en açık kanıtı budur. Terör propagandasına izin vermeyeceğiz diyerek düşünce özgürlüğüne, lojistik destek sağlayanlara izin vermeyeceğiz diyerek örgütlenme özgürlüğüne tahammül etmeyeceklerini göstermiştir.
Tayyip hiç çırpınmasın! Milletvekillerinin, belediye başkanlarının, avukatların ve gazetecilerin bir illegal örgüt içine sokulmasını kimseye inandıramaz. İstediği kadar elçilerini bu argümanlarla dünyaya salsın, düşünce özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğüne saldırdığı gerçeğinin üstünü öretemez.  Tayyip Erdoğan ve AKP yandaşı gazeteler yenilginin psikolojisini yaşıyor. Ruh sağlıkları bozulduğu için ne konuştuklarını bilmiyorlar. İçişleri Bakanının saçmalaması, Kürt halkının direnişi karşısında ruh sağlığının bozulması sonucudur. Diğerlerinin de bu İçişleri Bakanından farkı yoktur.
2012 için şunu söyleyelim: 2012 yılında Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı Başbakan’ın, Bakanlarının ve tüm yardakçılarının psikolojisini bozmaya devam edecektir. Tüm faşistlerin kaybetmeye yaklaştıkça konuşmaları ve davranışları nasıl ki bozulmuşsa AKP’lilerinki de bozulacaktır. 2012 yılında psikolojileri daha da bozulmuş ne konuştuklarını ve ne yaptıklarını bilmeyen, düşüncelerine ve yaptıklarına hakim olmayan bir AKP hükümetiyle karşılaşacağız.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı açısından ise 2012 yılı AKP hükümetinin son hamlelerinin de boşa çıkarılıp Kürt sorununun demokratik çözümünün ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin yakınlaştığı, hatta gerçekleştiği yıl olacaktır.