Ve bunu AKP içinde “ilk” kışkırtma izledi.
Ertuğrul Günay’ın demeci, PKK önderi Öcalan’ın 21 Mart günü yapacağı açıklamayla resmen başlayacak olan barış sürecini AKP içinde baltalamak isteyen güçlerin de harekete geçtiğini gösteriyor.
Kim bu? 1968 yılında Fikir Kulüpleri Federasyonu İstanbul Sekreterlik üyelerinden. 12 Mart’la birlikte biz yer altına girerken ve Hukuk’tan arkadaşı Deniz Gezmiş idam sehpasında can verirken, o CHP’ye kapağı attı. Meclise girdi. En sonunda AKP’ye yanaştı. Bakan oldu. Şimdi AKP içinde barış sürecine karşı ilk provokasyonun başını çekiyor. Ve PKK önderi Öcalan’a hakaret yağdırıyor. Öcalan’ın “siyasi figür” haline gelmesi, “vicdanının bir yerlerinde derin bir sızı yaratıyormuş.”
Ve asıl derin sızısını şöyle anlatıyor:
“Ergenekon davası çok uzadı, çok yayıldı. Bu konudaki kaygılarımı eskiden de söylemiştim... Bugünkü iddianame de kaygılarımla ilgili doğru sonuçlar ortaya koyuyor...”
İddianamenin “zamanlaması”, Bakanlığını kaybeden adam için işaret fişeği rolü oynuyor…
Şu anda AKP, kendisine Cumhuriyet hükümetleri tarafından miras bırakılan ve son on yıllık hükümet döneminde ise kendisinin bizzat içinden çıkılmaz hale getirdiği Kürt sorunu karşısında “son çareye” başvuruyor. Başbakan, MİT, Ordu ve tüm devlet Ortadoğu’daki gelişmelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğü Türkiye için “yıkıcı” bir hale getirdiğini gördüler. İlk fırsatta yeniden “imha” yoluna koyulacaklarından şüphe edilmese bile, onlar, şu anda Türkiye’yi “yıkımdan” kurtarmaya çalışıyorlar.
Evet, onların dayandığı asıl taban bölgesel emperyalist sermayedir. Onun amacı bölge pazarlarında egemen olmaktır. Bunun için savaşı göze alacaktır. Ama şu andaki savaşı bu yıl da sürdürürse, gelecek yıla ekonomisi enkaza dönmüş, bütün şehirleri alt üst olmuş bir ülkeyle yüz yüze gelecektir.
AKP işte bu tehlikeyi önlemek için PKK ile görüşme sürecini başlattı.
Acaba neden PKK önderi Öcalan’ı “merkezi siyasi figür” olarak gördü? Çünkü PKK, geçen yıl gördüğümüz gibi, geçen yıldan da büyük bir “savaş hazırlığı” içindeydi. Askeri güç, “yapıcı” değildir. “Yıkıcı”dır. PKK’nin askeri güçleri, Türk ordusuna çok ağır darbeler indirebilecekken, “silahlı yoldan silahsız yola” geçmeyi, her askeri güç gibi akıllarından bile geçirmiyorlardı. Savaşın devamından ve büyük bir askeri başarı elde edeceklerinden emindiler.
Ya politik ve toplumsal açıdan?.. İşte bunu da PKK’nin “siyasi ve ideolojik aklı” olan Öcalan düşündü. Askeri yol, herkese kaybettirecekti. Ayrım elbette “abartılıdır”. Askeri komuta kademesi de “siyasi ve ideolojik” bakımdan sonuçları mutlaka kestiriyordu. Ama sorun “askeri gücün tümünün, tüm gerillanın”, ne kadar eğitimli olursa olsun esas olarak “askeri” açıdan sorunlara bakacak olmasındadır. O nedenle biz, “Öcalansız savaş olur, Öcalansız barış olmaz” diyoruz.
Hükümetin Öcalan’la görüşmesi dışında “savaşı” durdurmanın bir başka yolu yoktu ve Hükümet, birbirine zıt “ortak çıkarların” gereğini yaptı. Bu hem Türklerin “ulusal çıkarları”na, hem Kürtlerin “ulusal çıkarlarına”, hem de bölgenin “enternasyonal” çıkarlarına uygun biricik yoldu.
AKP, PKK’den “nefret” ettiği halde bu yola işte bu birbirine zıt çıkarlar barış noktasında ortaklaştığı için girdi.
Ve şimdi Türk “milliyetçileri”, onların “laik” türevi Türk “ulusalcıları” kendi “vatanlarına ihanet” yolundalar. Bu öyle bir yol ki, seçimlerden çoktan umutsuzluğa kapılmış ve artık darbelerden de medet olmadığını görmüş ne kadar maceraperest varsa tümünü tek bir bayrak altında topluyor. AKP’yi yıkamayan “ulusalcılar”la, PKK’yi yıkamayan “milliyetçiler” birleşiyor, “vatanı yıkalım, altında kalsınlar” yazılı bir bayrak yükseltiyor. Bu bayrağı AKP içinde ilk dalgalandıran da, işte bu sabık Bakan, Ertuğrul Günay oluyor.
Öcalan’ın yapacağı çağrı “ortak vatanı” yıkımdan kurtarma çağrısıdır; çünkü çıkarları birbirine zıt olanlar, ancak yıkılmamış bir vatanda amaçlarına daha insani bir yoldan kavuşabilirler…
Ulus-milli çözüm: Batsın bu ‘vatan!’
Newroz sürüyor. Milyonlar halinde büyüyor. Biz izninizle Newroz ateşleri arasında gördüğümüz yeni bir gelişmeyi ele alalım. AKP’nin “kapatamadığı” mahkeme tam da Öcalan’ın açıklama yapacağı bir anda kışkırtıcı bir “iddianame” ile ortaya çıktı. Kışkırtma zamanlamada gizli. “Öcalan’la görüşme, Başbuğ’a müebbed” kışkırtması böylece başladı.