Hiç kuşku yok. Kürtler arasında en çok tartışılan konulardan biri de Kürtlerin tamamını kapsayacak bir Ulusal Kongre’dir. İçinden geçtiğimiz koşullar da, Kürtlerin bu konuyu daha fazla gündemlerine almalarını ve tartışmalarını gerektiriyor.

Zira, uluslararası ve Ortadoğu’daki koşullar, Rojava Devrimi’nin dünyaya yaydığı sempati ve olumlu hava, her parçada Kürtler’in örgütlü olması, özellikle de Suriye, Türkiye ve Irak’ın içerde büyük sorunlarla boğuşması tüm Kürtleri kapsayacak bir Ulusal Kongre’yi ve ulusal birliği daha da olanaklı kılıyor. Ayrıca Güney’de, Kuzey’de, Rojava’da da Kürt halkına ve kazanımlarına yönelik ciddi tehlikelerin olması da, Ulusal Kongre’yi daha da zorunlu bir hale getiriyor.

Elbete tüm Kürtleri kapsayacak çok geniş bir Ulusal Kongre yapmanın zorlukları var. Bu zorluklar da, sömürgeci güçlerin karşı çıkma, engelleme çabalarından ve partilerin iç sorunlarından kaynaklanıyor. Bunlar sıkıntı yaratabilir. Ama, Ulusal Kongre’nin yapılması, önünde belirleyici bir engel değil.

Ulusal Kongre konusunda her partinin elini taşın altına koyması gerekse de, Kürtler bu konuda üç büyük Kürt partisinden çok şey bekliyor. Hiçbir parti, grup ve birey sözde Ulusal Kongre ve ulusal birliğe karşı değil. Herkes istekli. Sıra adım atmak noktasına gelince işin rengi değişiyor. Yan çizmeler, işi yokuşa sürmeler başlıyor.

Kürt kamuoyunca da malum, PKK, Ulusal Kongre ve bu temelde bir oluşacak birlik ve dayanışmadan yana. 2013’te Kürt kamuoyunda geniş yankı bulan, KDP’in olumsuz tavrından dolayı gerçekleşmeyen Ulusal Kongre girişimini de PKK başlattı. Bu konuda hem sorumlu davranıyor, hem de ısrarcı. PKK bu konuda da YNK’nin Ulusal Kongre için fazla istekli görünmese de, bir Ulusal Kongre’ye, Kürtlerin birlik ve dayanışmasına karşı değil. 

KDP ise ulusal bir kongre istemiyor. Teşhir olmamak için PKK’nin 2013’teki Ulusal Kongre girişimine kerhen katıldı. Daha sonra da işi yokuşa sürerek bu girişimi boşa çıkardı.

Ulusal Kongre demek, demokratik bir yapılanma demektir. Demokrasi ve demokratik bir yapılanma, aşiret mantığı ile hareket eden KDP’nın işine gelmiyor. KDP, zihinsel olarak ta demokrasiye kapalı olduğu için demokratik bir yapılanmadan kaçıyor. Ulusal Kongre demek bir paylaşım, halkın ortak çıkarları için ortak bir yapılanma demektir. KDP hiçbir parti ve grupla bir şey paylaşmak istemiyor. Çoğulculuğa karşı “Rebbena hep bana” diyor. 

Ayrıca KDP, birçok konuda olduğu gibi, Ulusal Kongre konusunda da faşist sömürgeci Türk devletinin istemlerine göre hareket ediyor. Rojava, Kuzey Kürdistan ve Avrupa’daki uzantıları da “padişahım çok yaşa” bazında Barzani ve partisine şakşakçılık yapıyor.

KDP, kongreye karşı çıkmakla kalmıyor. Kürtler arasında birlik ve dayanışmayı olanaksız bir hale getirmek için çok kirli bir politika yürütüyor.

Rojava konusunda KDP’yi TC yönlendiriyor. KDP’de bu konuda TC’nin istediği gibi hareket ederek Rojava Devrimi’ni boğmaya çalışıyor. KDP, Rojava Devrimi’ni boğmak için sınırda hendek kazdı. Rojava’ya ambargo uyguladı. Hewler’de eğitilen ENKS çetelerini Halep ve çevresinde Kürt savaşçılarına saldırttı. En son olarak da Barzani, Ankara’da TC’nin Rojava işgali etmesini Türk devlet erkanıyla birlikte izledi. Ne kadar iyimser bakılırsa bakılsın KDP’nin Rojava’ya yönelik tutum ve pratiğini Kürtlükle, yurtseverlikle birlik ve dayanışmayla bağdaştırmak mümkün değil. 

KDP, hiçbir zaman Kuzey Kürdistan’daki ulusal mücadeleye dostane yaklaşmadı. 1970’lerde Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak’ı katlederek Kuzey Kürdistan’da Kürt hareketini tasfiye etti. Türk devletinin PKK’yi tasfiye amaçlı operasyonlarına destek verdi. 1999’deki operasyon gibi bazı operasyonlara da fiili olarak katıldı. Türkiye’deki Kürt oylarının AKP gitmesi için Hewler AKP’nin bir şubesi gibi çalıştı. İçinde bulunduğumuz süreç itibariyle de KDP, AKP’nin çözümsüzlük ve PKK karşıtı politikalarına destek veriyor. Kürtlerin zararına olan KDP’nin bu yaklaşımı Kürtler arasına nifak sokmaktan, birlik dayanışma birlik umutlarını da yerle bir etmekten başka bir işe yaramıyor.

KDP’nin İran’daki Kürt partilerine ilişkin sicili de temiz değil. KDP, 1968’de İran Şahı’nın istemi üzerine Süleyman Muin’nin katletti. 1987’de İran’a karşı isyana kalkan İran- KDP’sine İran pasdarlarıyla birlikte saldırdı. Neticede isyan yenilgi ile sonuçlandı. 2000 İran- KDP peşmergesi katledildi. KDP, bu davranışlarıyla da bir Kürtler arası birlik ve dayanışma ruhunu telafi olmayacak bir şekilde çok derinden yaraladı.

KDP’nin, Güney Kürdistan’daki pratiği de Kürtlerin birlikteliğini parçalamaya yöneliktir. KDP’nin Güney’de Kürtlerin birliğini parçalamaya yönelik tekçi ve hegemonik anlayışı, Güney Kürdistan’da parlamento ve hükümeti işlevsiz bir hale getirmesine, hükümet ortağı partileri bir bir bypass etmesine, Goran’a yönelik tutumuna, YKN ve Goran’ın birlik ittifak yapmalarına karşı çıkışına da olduğu gibi yansıyor. Barzani açıktan söylemese de tutum ve davranışlarıyla “Parlamentoya, hükümete, muhalefete, hatta Ulusal Kongre’ye gerek yok. Ben tek başıma bu işlevleri yerine getiriyorum“ demeye getiriyor.

Hasılı kelam, KDP bir Kürt Ulusal Kongresi bu çerçevede bir birlik ve dayanışmayı istemiyor. Siciline ve bugünkü durumuna bakıldığında bu konuda hiçbir umutta vermiyor. Gönül ister. KDP’de tüm Kürtleri kapsayacak geniş kapsamlı bir ulusal Kongre’ye ilişkin yanlışlarını görsün, kısa süreli çıkarları için Kürt düşmanları ile geliştirdiği Kürt karşıtı ilişkilerine bir son versin. Kürt halkının beklentisi olan birlik ve dayanışmayı esas alan bir Ulusal Kongre’ye evet desin.

Lakin bu fazla olanaklı görünmüyor. KDP’nin sömürgeci devletlerle geliştirdiği Kürt karşıtı politikalarına, Kürt partilerine karşı hasmane duruşlarına bakıldığında, bir Ulusal Kongre’den, Kürtler arası bir birlik ve dayanışmadan çok çok uzak olduğu anlaşılıyor.

KDP’nin bir Ulusal Kongre’den kaçması, bu yönlü engellemelere başvurması Kürtler için bir kader değil. Sadece KDP için büyük bir talihsizliktir.

Bu iş KDP’siz olmaz mı? Elbete olur. 

Yeter ki, “Bir Kürt Ulusal Kongresi)ne gereksinim var” diyenler, söylediklerinde samimi olsun.


Maşallah Öztürk