• KNK, Kürdistan’ın dört parçasından katılımlarla Brüksel’de geçen hafta sonu yaptığı toplantıda tartışmaya açıp son şeklini verdiği ‘işgale karşı ulusal tutum deklarasyonu’nu açıkladı.
  • Sömürgeciliği ve işgalciliği mahkum eden KNK, Türk ve İran devletlerinin çabalarına dikkat çekerek, tüm Kürdistan halkına ve siyasi organizasyonlara açık çağrıda bulundu: 
  • KCK, KDP, YNK ve tüm Kürdistani güçler, hemen bir araya gelerek bu işgale karşı ortak bir tutum göstermeli. Bu adaletsizliğe karşı tek ses olmalı, daha aktif itiraz edilmeli.
KNK, Türk işgalciliğine karşı ulusal tutum belirlemek amacıyla Brüksel’de düzenlediği toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) öncülüğünde Türk devletinin Başûrê Kurdistan’a yönelik işgaline karşı tutum belirlemek için 27 Temmuz günü Belçika’nın başkenti Brüksel’de toplantı yapılmıştı. Toplantıda, Türk devlet saldırganlığına karşı neler yapılması gerektiği masaya yatırılmış; ulusal tutum deklarasyonu taslağı tartışmaya açılmıştı. Toplantıya Kürdistan’ın tüm parçalarında katılan aydın ve siyasetçiler, sömürgeci siyasetinin hem tarihsel hem de güncel boyutunu irdeleyerek, Kürt partilerin geniş ve gerçekçi bir perspektifle Kürdistan’a bakmaları gerektiğini vurgulamıştı. KNK, tartışmaların ardından son şeklini verdiği işgale karşı ulusal tutum deklarasyonunu paylaştı. Meşruiyeti olmayan anlaşmalar Sömürgecilerin, Kürdistan’ı Kasr-ı Şirin Anlaşması ile iki parçaya, daha sonra Lozan Antlaşması ile de dört parçaya böldüğü; sadece Kürt halkı değil, Asuri, Süryani, Keldani ve bölgenin tamamının parçalandığı hatırlatılan deklarasyonda, bu anlaşmalar Kürdistan halkı için hiçbir zaman meşru görülmediği, dört parçada da ayaklanma ve mücadeleler yaşandığı vurgulandı. İran ve Türkiye kabul etmiyor Kürtlerin düşmana karşı boyun eğmediğinin altı çizilen deklarasyonda, son 30 yıldır yeni süreçler yaşandığına dikkat çekildi: 1991’da Güney Kürdistan’da, 2012’den beri Rojava’da özerk yönetimler oluştu. İyi biliyoruz ki; İran ve Türkiye bu gelişmeleri hiçbir zaman kabul etmedi ve zarar vermek için arayışlarını sürdürdü. Önce yıkmak, başaramazlarsa işgal etmek ya da politik, askeri ve ekonomik ablukaya almak istediler. İnsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor Bu çerçevede İran’ın bazen sessiz, bazen de açık bir şekilde saldırdığı; bir çok defa kamp ve parti üslerini bombalayarak onlarca kişiyi şehit ettiği belirtilen deklarasyonda, Türk devletinin de bir yandan Bakur halkına zulüm ederken diğer yandan da Rojava ve Başûr’daki işgalini genişletme peşinde olduğu ifade edildi. Türk devletinin 1990’lı yıllardan bu yana operasyonlarını arttırırken Behdinan’dan Musul’a kadar bir çok yere askeri güç yığdığı kaydedilen deklarasyonda, bu askeri güçle hem HPG’ye karşı istihbarat topladığı, hem da saldırılarla paralel olarak ajan ve askerlerini Başûr’a yerleştirdiği vurgulandı. Sadece askeri işgal değil Türk devletinin Başûr’u işgalinin, sadece askeri değil, aynı zamanda kültür ve ekonomik olarak da geliştiğine işaret edilen deklarasyonda, 2017 referandumundan sonra Kerkük ve Kürdistan işgalinde Türk devleti ve İran’ın başat bir rol oynadığı; şimdi de iki devletin amacının Kerkük ve Kürdistan’ın diğer alanlarındaki demografiyi değiştirmek olduğu belirtildi. İki parçada yeni işgal çabası Rojava’da özerkliğin sağlanmasının ardından saldırı konseptini devreye sokarak, işgal planlarına başlayan Türk devletinin, Ezaz ve Cerablus’tan başlayarak, Efrîn’e kadar şehitleri işgal ettiği hatırlatıldı. Şimdi daha büyük işgal planları yaparak yönünü Kobanê, Cizirê ve Girê Spi’ye çeviren Türk devletinin, bu işgalci pozisyonu aktif bir şekilde devam ettiği kaydedildi.Türk devletinin Efrîn’de insanlığa karşı suçu işlemeye devam etiği belirtilen deklarasyonda, ”Efrîn’in demografisini değiştiriyor, yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan ediyor. Şimdi de Güney Kürdistan’a yönelik işgale harekatı başlattı. Artık askeri işgale ve istihbarata razı olmuyor. Daha geniş ve stratejik alanların tamamını işgal etmek istiyor. Bu yüzden önemli ve stratejik bir alan olan Bradost’tan başlayarak Güney’i işgal ediyor” denildi. Federe Hükümet tutum almalı Bu işgal harekatında İran devletinin de Türk devletini desteklediği savunulan deklarasyonda, şunlar kaydedildi: ”İran açık bir şekilde bu işgale katılmasa da rahatsız da olmuyor. Tarihte bu işbirlikleri bir çok kez görüldü. Bu tarihi olaylara karşı Kürt halkı uyanık olmalı, düşmanın oyun ve entrikalarını boşa çıkarmalıdır. Bu işgale karşı Irak hükümeti de sessiz ve alttan alta Türkiye ile işbirliği içerisinde. Bu işbirliği Kürdistan referandumundan bu yana devam ediyor. Bu yaşananlara karşı maalesef başta Güney hükümeti olmak üzere siyasi güçler sessizlik içerisinde ve işgal saldırılarına karşı çoğu zaman tutum almamaktadırlar. Güney hükümeti, bir çok parti, sivil toplum örgütleri ve Güney halkı bu işgali kabul etmemelidir. Güney hükümeti ve diğer güçler halkın taleplerini dikkate alarak işgale karşı tutum sergilemelidir. Türkiye bir çok defa bu strateji ve politika ile işgalini geliştiriyor.” İşgali meşru göstermek için Türk devletinin işgalini meşrulaştırmak için PKK’ye karşı operasyon yaptığını açıkladığına işaret edilen deklarasyonda,  bunun tamamen manipülasyon olduğu kaydedildi. Türk devletinin Misak-ı Milli çerçevesinde sınırlarını genişletme hedefinin 2023 vizyonu kapsamında olduğu savunulan deklarasyonda, ”Misak-ı Milli’ye göre Musul vilayeti ve Suriye’nin kuzeyi Türkiye sınırları içerisinde yer almaktadır. Amaçları bölgeyi işgal etmek ve Kürtlerin kazanımlarını yok etmek” denildi. 9 maddede somutlaşan talepler Kürdistan halkından, partilerinden, sivil toplum örgütlerinden, Rojava Özerk Yönetimi’nden ve özellikle Federe Kürdistan hükümetinden istenilenler şöyle sıralandı:
  • Türk ve İran devletinin işgalini mahkum ediyor ve direnişi büyütme çağrısında bulunuyoruz.
  • Türk devletinin Bradost’taki işgal harekatı devam ediyor. Bakur ve Rojhilat Kürdistan’ın özgürlük yolunu kapatmak için Güney Kürdistan’ın kazanımlarını yok etmek istiyor. Türk devletinin işgaline karşı tüm Kürdistani güçler tek ses olmalı ve bu adaletsizliğe karşı gelmelidir.
  • l Türk devletinin Zaxo’dan Kandil’e kadar sürdürdüğü hava saldırıları devam ediyor. Bu saldırılar tüm yaşam alanlarına ve halka zara veriyor. Bir çok köy boşaltıldı, talan edildi. Bu köylere Türk askerleri yerleştirildi. Bu da işgalin kalıcı olacağı anlamına geliyor. Tüm Kürdistanlılar bu işgale karşı rahatsızlığını daha aktif bir şekilde göstermelidir.
  • Gerilla ve Pêşmergelerin bu alanlardaki varlığı tarihi bir gerçekliktir ve meşrudur. Kürdistan davasının özgürlüğü için Güney, Kuzey ve Doğu’da mücadele eden güçler düşmanın işgaline karşı askeri kamplarını yaptılar. Bu onların ulusal haklarıdır.
  • Türk devletinin Güney Kürdistan’daki işgalinin yanı sıra Efrîn, Ezaz, Bab ve Cerablus işgali de mahkum edilmeli. Türk devleti biran önce bu saldırına son vererek, işgal ettiği yerlerden çıkmalıdır.
  • İran devletinin saldırıları da unutulmamalıdır. Bu tutum, İran devletinin saldırılarına ve işgaline karşı da alınmalıdır. İran bölgeye yönelik saldırılarına kayıtsız şartsız son vermelidir. Uluslararası abluka ve baskı altında olan İran için en iyi yol Kürdistani güçlerle diyaloga girmek ve sorunları barışçıl yollarla çözmektir.
  • Türk devletinin işgaline karşı Irak hükümetinin dikkatini çekmek istiyoruz. Türk devleti, Irak anayasasını çiğniyor ve işgalini geniş bir alana yayıyor. Irak hükümeti, hukuki haklarını kullanarak yurttaşlarını korumak için Türk devletinin işgaline karşı tedbir almalıdır.
  • Bu saldırı ve işgale karşı tedbirlerin alınması için toplantının katılımcıları olarak KCK, KDP, YNK ve tüm Kürdistani güçlere çağrıda bulunuyoruz; biran önce bir araya gelerek bu işgale karşı ortak bir tutum gösterin.
  • Demokratik güçler, devletler ve uluslararası organizasyonlar Türk devletinin işgaline karşı sesini yükseltmeli ve tepki göstermelidir. BRÜKSEL