Strasbourg’da açlık grevi eyleminde olan kadın direnişçiler, başta CPT ve AK olmak üzere tüm Avrupa’nın Türkiye’nin tecrit politikalarına karşı taraflı davrandığını belirterek, “Sessizliğe bürünen CPT ve AİHM bu suça ortak olmaktadırlar. Bu oyunları bozma noktasında kararlılığımızı sürdüreceğiz” dedi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi eylemi 57’ncı günü geride bırakırken, eyleme destekler cezaevleri, Avrupa, Federe Kürdistan, Kuzey ve Doğu Suriye’de dalga dalga yayılmaya devam ediyor.
Leyla Güven’in eylemine destek amacıyla Fransa’nın Strasbourg kentinde aralarında siyasetçi ve gazetecilerin de bulunduğu 15 kişi tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi ise 18’nci gününe girdi. Strasbourg’daki açlık grevi eyleminin kadın direnişçilerinden olan gazeteci Gülistan Çiya İke, Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) aktivisti Nurgül Başaran ve siyasetçi Dilek Öcalan ajansımıza eylemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Taraflı davranıyorlar’
Gazeteci Gülistan Çiya İke, Avrupa’nın merkezi olduğu ve tecritle doğrudan ilgilenen uluslararası kurumlar burada olduğu için Strasbourg’un seçildiğini belirtti. Son dönemde CPT ve AK gibi uluslararası kurumların Öcalan’a yönelik tecride karşı görevlerini yerine getirmediklerini vurgulayan Gülistan, “3 yıldır Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış bir tecrit var. Gerek CPT ve AK gerekse tüm Avrupa, Türkiye’nin tecrit politikalarına karşı taraflı davranıyor” dedi.
‘Leyla Güven’e ses verdik’
İke, Leyla Güven’in inisiyatif alarak eylemini başlattığını anımsatarak, “Leyla Güven sürecin kritik olduğunun farkına vardı ve bir ses çıkarılması gerektiğini sezdi. Her dönemde olduğu gibi şimdi de kadınların bu süreçlere öncülük etmesi önemlidir. Özellikle cezaevlerinde yaşanan direnişler bizler için örnektir. Leyla Güven Amed Zindanı‘nda sesini yükseltti. Bizler de burada onun sesine ses verdik” diye konuştu.
Gülistan, son yıllarda Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit ile beraber savaş konseptinin hayata geçirildiğini hatırlatan İke şunlara dikkat çekti: “Hem tecride karşı hem de Erdoğan öncülüğünde halklara ve özelde de kadınlara uygulanan bu zulüm ve baskıya karşı eylemimle ses olmak istedim. Öcalan kadınlar için farklı bir anlam ifade ediyor. Bunun içindir ki, biz kadınlar Öcalan’a uygulanan tecridi bize uygulanmış olarak görüyoruz. Kendimiz için varlık ve yokluk meselesi olarak da görüyoruz. Bu uğurda hangi direniş yöntemi olursa olsun biz varız diyoruz. Öcalan’ın özgürlüğünü kendi özgürlüğüm olarak görüyorum ve tecridin kadınların öncülüğünde yapılacak olan direniş ile kırılacağına inanıyorum.”
‘Tecrit kırılana dek...’
TJK-E aktivisti Nurgül Başaran da, temel amaçlarının Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması olduğunun altını çizdi. Açlık grevinde 3 kadın olarak yer aldıklarını belirten Başaran, şöyle dedi: “Önderliğimizden bir haber alamıyoruz. Bu nedenle biz bu durumu protesto etmek, bu durumu CPT ve AİHM’e bir an önce duyurabilmek amacıyla eylemimizi başlattık. Bu anlamda eylem iddiamız ve kararlılığımız sonuna kadar devam etme temelindedir. Önderliğimiz üzerindeki tecrit kırılana kadar kadınlar olarak eylemde yerimizi almaya devam edeceğiz.”
‘Örgütlenme eylemi’
Nurgül Başaran, Öcalan’ın kadının irade olması, öz güç olması, kendi kendine yatabilmesi üzerinde durduğunu kaydederek, kadınların öz gücünü Öcalan’ın savunmalarından aldığını dile getirdi. Başaran, “Kadını öz güce dönüştüren, kendi iradesi üzerinden bir düzey açığa çıkaran bir anlayışla beraber örgütlenme çalışıyoruz. Bu örgütlenmenin temelini Önderlik gerçekliği atmıştır. Önderliğin her şeyden önce kadının iradeleşmesi, özgürleşmesi bir ülkenin, bir toplumun hatta bir bütün dünyanın özgürleşmesi temelinde bir yaklaşımı vardır. Ve bizde bunun arkasındayız. Sonuna kadar bu tekçiliğe ırkçılığa ve faşizme karşı kendi öz irademiz üzerinden mücadelemizi yürüteceğiz” dedi.
TJK-E’nin öncülük ettiği “Bu sen de olabilirdin” kampanyasına değinen Başaran, Kampanyalarının şuan yaptıkları eylem ile doğrudan bağlantılı olduğuna işaret ederek, “Bizim eylemimiz bir anlamda da bu bilinçlenme ve örgütlenmeyi ifade ediyor. Bir kez daha Önderliğimizin yanında olduğumuzu ve onunla beraber özgürleşeceğimizi belirtmek istiyoruz” diye belirtti.
‘Bu eylem tarzı zorunlu’
Eylemlerinin amacını vurgulayan siyasetçi Dilek Öcalan ise, Leyla’nın eyleminin büyük bir anlam ifade ettiğini söyledi.
Öcalan, “Bu eyleme bir kadının öncülük etmiş olması ve faşizme karşı direnişin kalesi olarak gördüğümüz Amed Zindanı’nda startının verilmiş olması bizler açısından farklı bir öneme sahiptir. Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri dünyanın her yerinde yapılan demokratik bir eylem biçimidir. Daha yaşanılır daha da mücadele edilir alanlar vardır elbette ki. Fakat eylemlerin önünü tıkayan tutumlara karşı bu tarz eylemlerin yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu eylem ile toplumun vicdanına ve her kesime bu haykırışı duyurmak istiyoruz” dedi.
CPT ve AİHM suça ortak
Eylemlerin her tarafa yayıldığını ve genişlediğini anımsatan Dilek Öcalan, bu eylem tarzının dönemin mücadele ruhunu yansıttığını sözlerine ekledi. Öcalan, yaptıkları eylemden sonuç alacaklarına inandıklarını ve haklılık paylarının oldukça fazla olduğunu dile getirdi ve şöyle devam etti:
“CPT ve AİHM gibi kurumların sessizliklerini korumaları kabul edilir değildir. Bu suça ortak olmaktadırlar. Bu oyunları bozma noktasında biz kararlılığımızı sürdüreceğiz. Bu kurumları biran evvel harekete geçirme noktasında eylemlerimizi büyütmemiz gerekiyor. Leyla arkadaşın dediği gibi ‘biz kadınlar özgürlüğümüzü önderliğimizin özgürlüğünde buluyoruz.’ Kendi özgürlüğümüz için itiraz ediyoruz. Bizler de meşru ve demokratik eylemlerimizi yapmaya devam edeceğiz.”