Demokratik ve toplumsal özünden uzaklaştırılarak iktidarların aracı haline getirilen İslamiyeti gerçek özüne kavuşturmak amacıyla düzenlenen Demokratik İslam Kongresi, hafta sonu Amed'de 340'ı aşkın delegenin katılımıyla yapıldı.

Aralarında yazar Ayetullah Kanhan, Ayhan Bilgen, Prof.Dr. Bilal Sanbur, İlahiyatçı Fadıl Berdirhaoğlu, İhsan Eliaçık, Hüda Kaya, Doç Dr. İbrahim Bor, Prof. Dr. Kadri Yıldırım, Şeyh Said'in torunu Kasım Fırat, Prof. Dr. Nurettin Turgay; Rojava'dan aralarında Cizîrê Kantonu Demokratik Özerk Yönetimi Din İşleri Bakanı Şêx Mihemed El-Qadirî'nin de bulunduğu 14 kişilik bir delegasyon; Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, HDP Grup Başkanvekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken; Güney Kürdistan'dan 17 kişilik din alimlerinden oluşan bir delegasyon; Avrupa'dan Kürdistan İslam Toplumu üyesi Eşref Budancamak, Kürdistan İslam Partisi Genel Başkanı Hikmet Serbilind gibi isimlerin yanı sıra 20 kişilik farklı inanç grubu temsilcilerinin de bulunduğu gözlemci katıldı.
Kongreyi, akredite olan 180 basın mensubu takip etti. Kuran-ı Kerim'in okunmasıyla başlayan kongrenin ardından açılış konuşmalarına geçildi. Demokratik İslam Kongresi Çalışma Komitesi adına Prof. Kadri Yıldırım açılış konuşmasını yaptı.

Medine Sözleşmesi modeli

Prof. Yıldırım, "Kürtler ve İslamiyet ile Kürt sorunu ve İslam'ın Hakemliği" başlığıyla uzun bir sunum yaptı. İlk olarak Kürt isminin tarihi üzerine duran Yıldırım, ardından Kürtlerin yurdu ve Kürdistan üzerinde durdu. Kürtlerin İslamlaşma süreci hakkında bilgiler veren Yıldırım, İslam'da barış, savaş; ateşkes felsefesi ve etiği üzerine değerlendirmeler yaptı. Beşinci başlıkta, Kuran-Kerim'de ve peygamberin sünnetinde, "Tek kimlik, tek dil ve tek renk" yerine "Çok kimliklilik, çok dillilik ve çok renklilik" ile bunların tanınmasını işleyen Prof. Yıldırım, Medine Sözleşmesi'nin bir arada yaşama ve yönetime kolektif katılmanın yazılı anayasası olduğunu kaydetti. Sözleşmenin üzerinden bin 400 yıl geçmesine rağmen başta Kürtler olmak üzere kimlik, dil ve inançları baskı altında olan, asimile ve inkar edilen halklar açısından model alınması gereken maddeler içerdiğini söyledi. 


Rojava'yı anlattı
Yıldırım'ın ardından Cizîrê Kantonu Din Akademesi'nden Nureddin Şakir konuştu. Şakir, Rojava Devrimi'nin anlattı. Şakir'in konuşması sırasında salonda duygulu anlar yaşandığı gözlenirken bir çok kişinin gözyaşlarına hakim olamadığı görüldü. Çeteci güçlerin dillendirdiği "Kutlu İslam'ın" kadınlarının namusuna el uzattığını söyleyen Şakir, konuşmasını şu sözlerle noktaladı: "Kardeşlerim, Rojava bir onur oldu. Bizler sizin vicdanlarınıza bırakıyoruz artık. Kendisine insanım diyen herkesin Rojava'ya destek vermesi gerekiyor. Bizler saldırılara izin vermeyeceğiz. Bizler küçük kardeşiz. Bu halk, siyaset, birlik, din, askeri güç sahibidir. Kürtlerin davasını tüm Ortadoğu'ya, dünyaya anlatmalıyız."
Şakir'in ardından Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı da ev sahibi olarak kısa bir konuşma yaptı.
Kongre, BDP Grup Başkanvekili İdirs Baluken'in Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın mesajını okumasıyla devam etti. Mele Evdilayê Timoqî'ye (Xerzî/) atfen kaleme alınan 6 sayfalık mesajdan sonra açılış konuşmaları ve oturumlara geçildi.

Neden Demokratik İslam?

Yazarlar İhsan Eliaçık ve Ayhan Bilgen, "Demokratik İslam" başlığını ele aldı. İhsan Eliaçık, konuşmasında Medine Sözleşmesi temelinde ortaya çıkan din anlayışına "Demokratik İslam" dediklerini söyledi. Eliaçık, Demokratik İslam'ın da Kuran'ın tüm renkleri ve dilleri, halkları ve ulusları tanıyarak adil ve eşit birlikteliğini sağlamak olarak açıkladı.
Demokrasi ile cumhuriyet arasındaki farkı ortaya koyan Eliaçık, "Demokrasi Yunanistan'da doğmuştur. Bunun karşılığı bizde saltanat olmuştur. Cumhuriyet ile demokrasi arasında fark vardır. Demokratik cumhuriyet, halkın direk yönetime katıldığı, kendi kaderini seçilmişlere bırakmadığı, merkeziyetçiliğin yok olduğu, yerel yönetimlerin güçlendiği bir durumdur" dedi. İslam'ın temelinde de Demokratik Özerkliğin var olduğunu ifade eden Eliaçık, temel referansların vazettiği İslam'ı anlatarak, yeni bir din veya yeni bir isim arayışında olmadıkları vurguladı. Savaş ve barış, helal ve haram, zalim ve mazlum kavramlarını izah eden Eliaçık, Öcalan'ın demokratik toplum vizyonunu savunarak, Medine Sözleşmesi üzerinden yorumladı. 


Yüzleşmek zorundayız
Kongre Hazırlık Komisyonu üyesi Ayhan Bilgen ise, yaklaşık 7 aydır kongrenin çalışmalarını yaptıklarını belirterek, "Ateş yerine dönen, kadınların alınıp satıldığı, çocukların öldürüldüğü, bombaların kapıların önüne bırakıldığı bir coğrafyada, kavramları tartışmayı pek doğru bulmuyoruz. İçinde bulunduğumuz durum ile yüzleşmek zorundayız" dedi. Kongre hazırlıkları devam ederken, kimi Alevilerin "Çaldıran Sendromu" içerisine girerek, 'Bizi yine katliamlardan geçirecekler' kaygısına düştüğünü belirten Bilgen, bu tartışmaların önüne geçmek ve milyonların muhasebesini yapmak için burada olduklarının altını çizdi. İran'daki idam ve Türkiye'deki yolsuzluk tartışmalarına işaret eden Bilgen, "Eğer bir yüzleşme yaşayacaksak bu tutarlı olmak zorundadır. Bugün Mısır'daki idamlara nasıl karşı çıkıyorsak, İran'da idam edilmeyi bekleyen Kürtlerin idamına da aynı şekilde karşı çıkmalıyız" dedi.

Kerbela'da kaybetti

İslam'ın, öncesinde yaşanan pek çok şey ile birlikte ilk olarak Kerbela'da kaybettiğini dile getiren Bilgen, konuşmasının şu sözlerle noktaladı: "Kerbela ile yüzleşmeden Hz. Hüseyin'i anlamadan Kerbala'nın yoluna düşemeyiz. Aynı zamanda bu kongre ile ortak bir platform kurmak zorundayız. Buradaki çalışma, Ortadoğu'da yaşananları durduran bir pozisyon edinebilir."
Bilgen'in ardından ise DTK Eşbaşkanı ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, dinin Kürtlere karşı kullanılması trajedisini özetledi.

Bulaç: Kubbeye ihtiyaç var

"Medine Sözleşmesi"nin tartışıldığı; Prof. Nurettin Turgay moderatörlüğünde yapılan oturumda, konuşmacı olarak Porf.  Bilal Sambur ve yazarlar Hüda Kaya ve Ali Bulaç gibi önemli isimler yer aldı.
"Yeni bir Ortadoğu için Medine Sözleşmesi" başlığı altında konuşma yapan Ali Bulaç, Hz. Muhammed'in ensarlar ile muhacirler arasında yaşanan çatışmayı sonlandırmak için  üçüncü çözüm yöntemini Medine Sözleşmesi ile kullandığını hatırlattı. Bugün Ortadoğu'da da bütün kültürleri, inançları, ulusları bir araya getirebilecek bir kubbeye ihtiyaç olduğunu söyleyen Bulaç, Medine Sözleşmesi'nin bu ortaklığa zemin oluşturabileceğini kaydetti.

Bütün sözler tükendi

Yazar Hüda Kaya da Bulaç'ın ardından "Ortadoğu ve Kürt Sorununun Çözümünde Referans Olarak Medine Sözleşmesi" başlıklı sunumda bulundu. Medine Sözleşmesi'nin tarihin ilk anayasalarından birisi olduğunu belirten Kaya, "İlke ve sözleşmeler, toplumsal düzen için önemlidir. Medine Sözleşmesi'nde de toplumsal bağlılık olgusu belirgindir. Sözleşmede halkların yatay ilişkilerini ve ilkelerini belirlendi" dedi.
Sözü Rojava'ya getiren Kaya, şunları kaydetti: "Gazze ile benzeşen hendek, sınır, duvar gibi politikalarla karşı karşıya olmasına rağmen Türkiye halkları buna sessiz kaldı. İslam kılıfıyla Rojava'ya saldırıldığı için mi yoksa Türkiye bu saldırıları desteklediği için mi sessiz kalındığının sorgulanması gerekiyor? Rojava'da kadın ve çocuklara yapılanlar konusunda din adına söylenecek bütün sözler tükendi."

Modern devlet canavarı

Oturumun bir diğer konuşmacısı olan Prof. Bilal Sambur ise, "Barışçıl ve Çoğulcu Bir Ortadoğu İnşasında Medine Referansı ve Veda Hutbesi" başlıklı sunumuna "İnsan gibi yaşamayı değil, hayvan gibi çatışmayı öğrendik" sözleriyle başladı. Konuşmasının devamında da dönemin en büyük sorununun "modern devlet canavarı" olduğunu ifade eden Sambur, İslam'ın araçsallaştırılmasıyla ayetlerin kılıçların ucuna yazıldığını söyledi. Medine Sözleşmesi'nin de bir "mühendislik projesi" olmadığını dile getiren Sambur, "İnsanlar arasındaki doğal iletişimi düzenleyen bir sözleşmedir. Barış için her şeyden önce çatışmayı sonlandıran bir iradeye ihtiyaç vardır" şeklinde konuştu.

Zalim, mazlum ve adaleti

Kongre verilen öğle arasının ardından "İslam'da Zalim, Mazlum ve Adalet Kavramları" başlıklı ikinci oturumla devam etti. Seher Akçınar moderatörlüğünde gerçekleşen bu oturuma, Hazro Belediyesi Eşbaşkanı Güler Özavcı Doğu, yazar Yavuz Delal ve Doç. Ali Yaman katıldı. İslam'da zalim ve mazlum diyalektiği konusu üzerinde duran yazar Yavuz Delal, insanın bütün değerleri, yeri geldiğinde kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını ifade etti. Delal, Medine Sözleşmesi'ne ilişkin kısa bir değerlendirme yaparak, sözleşmeye giden yolun nasıl oluştuğunu ve bunun günümüze nasıl yansıtılacağı üzerine durdu. Kuran'ın "hak" kelimesi üzerine inşa edildiğini; bir şeyin doğasına aykırı davranmanın "zulüm" olduğunu; hem referansları hem de güncel ifadeleriyle izah etti.
Hazro Belediyesi Eşbaşkanı Güler Özavcı Doğu ise, "Ezen devlet ezilen toplum olgusu ve günümüze kadar hakikat ve adalet mücadelesi" üzerine değerlendirmelerde bulundu. AKP etrafından kümelenen devletçi, iktidarcı yapılar ile İslamı şiddetle birleştiren çetelerine varlığına dikkat çekti.

Sosyolojik olarak da

Doğu'nun ardından "İslam algısında öteki" başlığı altında Doç. Dr. Ali Yaman, konuştu. Yaman, kongreye katılan herkesin bir dönem ayrımcılığa uğradığını ifade etti. Sadece teolojik olarak değil, sosyolojik olarak da "Demokratik İslam" konusunun işlenmesi gerektiğini dile getiren Yaman, zalim ve mazlum kavramlarının herkes tarafından farklı kullanıldığını dile getirdi.
Oturumda son olarak aktivist Sinan Dayan, İslam'da sosyal adalet ve kapitalizm üzerine değerlendirmeler yaptı.
Oturum konuşmacıların değerlendirmelerinin ardından delegelerin görüşlerini dile getirmesiyle devam etti.

Barış arayışı ve Kürt çözümü

Delegelerin görüşlerinin ardından kongre, "Ortadoğu'da barış arayışı ve Kürt çözümü" başlığıyla üçüncü oturumla devam etti. Kongrenin moderatörlüğünü Federe Kürdistan'dan Yekgirti İslam temsilcisi parlamenter Hewraz Ahmet yaptı. Ahmet, İslam adına Müslümanlara zulüm yapıldığını söyledi. Medine Sözleşmesi'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ahmet, "İslam adına zulüm yapıldığı zaman kendimize bakmalıyız. O zulümden acı duymalıyız. Ama tarih zulüm yapanları yargılayacaktır" dedi.
Doç. Dr. Veysel Ayhan ise Ortadoğu'daki gelişmeler bağlamında Kürt sorunu ve Rojava'daki gelişmeleri ele aldı. Kongre ile birlikte Kürtlerin ümmeti birleştirebilecek bir güç olacağını ifade eden Ayhan, Kürtlerin yeni bir medeniyetin kurucu ana unsuru olacağını kaydetti.
Oturumda son olarak konuşan Hakkari eski Belediye Başkanı, İlahiyatçı Fadıl Bedirhanoğlu, Öcalan'ın 21 Mart 2013 deklarasyonu ve gelinen sürece ilişkin değerlendirme yaptı.

Delegeler de konuştu

Konuşmacılarının sunum ve değerlendirmelerinin ardından söz hakkı delegelere verildi. Delegeler tartışılan konulara ilişkin görüşlerini dile getirdi. Zamanın kısıtlı olmasından dolayı delegelerin görüşlerini dile getirmek için yoğun talepte bulunmasına karşı güçlük çeken moderatörler, konuşmaları kısa kesmeleri için sık sık delegeleri uyarmak zorunda kaldı. Delegelerin görüşlerinin ardından kongrenin ilk günkü oturumları sona erdi.

Din alimleri ihmalkarlık yaptı

İkinci gün oturumları, açılış konuşmaları yapıldı. İlk olarak İran'dan gelen Dr. Huseyin Xelikî (Goran Aryend) kongre katılımcılarına hitap etti. Xelikî, farklı yorum ve mezheplerin iktidar ilişkisini anlatarak, Kürtlerin özellikle Rojava'da dina adına maruz kaldığı katliamlara herkesin sessiz kaldığına dikkat çekti. Xelikî, "Artık bu kapıdan çıktığımızda bu sorunları çözmeye çalışmalıyız. Bu projeyi devam ettirmeliyiz" diye konuştu.
Xelikî'nin ardından Federe Kürdistan'dan gelen din alimi Abdulkerim Sarbajari konuştu. Kürtlerin uğradığı ve devam eden zulümlere karşı çıkacak, bunları gidermeye uğraşacak din alimleri aradıklarını kaydeden Sarbajari, "Fakat bunca şey gösteriyor ki alimler, tembellik yapmış, görevlerini yerine getirmemişlerdir" dedi ve ekledi: "Tarihteki Kürt ayaklanmalarının liderlerinin tamamı neredeyse din adamlarıydı. Bu devirdeki din alimleri ise Kürt hareketlerini desteklemekte ihmalkarlık yapmakta."
Sarbajarî'nin ardından kongrenin çağrıcılarından Prof. Dr. Kadri Yıldırım tarafından YNK'nin kongreye ilişkin gönderdiği mesaj okundu.

Ulusal Kongre için çağrı

Mesajın okunmasının ardından Federe Kürdistan'dan gelen genç yaşlardaki Mele Hello Emin Şerif, din adamları olarak kongrenin çok önemli olduğunu düşündüklerini dile getirerek, sonuç bildirgesin ilişkin bazı öneriler sundu. Şerif, "Kongrenin Kürdistan'ın diğer parçalarında her yıl düzenlemesini istiyoruz. Kongrenin Kürtçenin yasaklanmasına karşı karar alması gerekiyor. Öcalan'ın özgürleştirilmesi ve serbest bırakılması için de bir karar almalıyız. Yine bu kongrenin oluşturacağı bir heyetin İmralı'ya gitmesini talep ediyoruz. Rojava'daki saldırılara karşı bir karar alınmalı. Demokratik bir kurum olarak buradan kurumlaşmaya gidilmesi kadar, İran'daki idamlar protesto etmeli ve Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması talep edilmeli. Ulusal Kongre'nin toplanması için de çağrıda bulunmalıyız" dedi.
Açılış konuşmalarının ardından moderatörlüğünü avukat Abdulbasit Bildirici'nin yaptığı "İslam'da savaş hukuku ve barışın inşası" oturumuna geçildi.

Savaş hukuku ve barışın inşası

Demokratik İslam Kongresi'nin ikinci gününde ilk oturumun konusu "İslam'da savaş hukuku ve barışın inşası" oldu. Moderatörlüğü Av. Abdulbasit Bildirici'nin üstlendiği oturuma konuşmacı olarak Prof. Mehmet Yalar, Erciş Belediyesi Eşbaşkanı Diba Ermiş Keskin ve Rojava'nın Kobanê Kantonu Din İşleri Bakanı Muhammet Daher yer aldı. Oturum moderatör Av. Abdulbasit Bildirici'nin kongrenin, din eğitimi üzerinde durması ve bu yönlü kararlaşmalara gitmesi gerektiğini belirttiği kısa konuşması ile başladı.
Konuşmasında İslam'da savaşın yeri ve günümüzdeki izdüşümü üzerine değerlendirmelerde bulunan Prof. Mehmet Yalar, geçmişte olduğu gibi günümüzde de meydana gelen sorunların temelinde, hak ve adaletin gözetilmemesinin yattığını söyledi.
Erciş Belediyesi Eşbaşkanı Diba Ermiş Keskin ise "İslam'ın barış çağrısı" üzerinde durdu. Keskin, konuşmasında önce Öcalan'a, Medine Sözleşmesi'ni tekrar gündeme getirdiği için teşekkür etti. Keskin, kadınlar olarak yıllarca cennetin kapılarını kendilerine kapatanlara karşı burada olduklarını ve İslam'ın sadece erkeğin dini olmadığını ifade etti. Keskin, insanların ve ekolojinin katledildiği, binlerce kadın, erkek ve çocuğun cezaevlerine atıldığı bir yerde, adaletten bahsedilemeyeceğini söyledi. "Adaletten bahsetmek mazlumların işidir. İktidarlar, adaletten bahsetmez" diyen Keskin, sadece Kürtler için değil, kendi kimliğiyle var olmak isteyen herkesin bir adalet arayışı ve bir savaşı olduğuna kaydetti. Öcalan'ın yıllardır "barış" dediğine dikkat çeken Keskin, yıllarca İslam düşmanı denilerek 'öcü' gibi tanıtılmasına da değindi. Keskin, konuşmasını şu sözlerle noktaladı: "Takkelerinizi indirin, gece gündüz cennet-cehennem laflarını bırakın. Bu dünyayı düzeltmeden cennetten söz edemeyiz. Bunları yapmadan, kapılarını kadınlara kapattığınız cennete gidemezsiniz."

Halepçe'yi yaşatmak istiyorlar

Keskin'in ardından oturumun bir diğer konuşmacısı olan Din İşleri Bakanı Muhammed Daher, "Günümüzde İslam adına uygulanan şiddete doğru bakış" başlığı altında değerlendirmelerde yaptı. Daher, Kürtlere yaşatılan Enfal'in, bugün Kobanê ve Qamişlo'da yaşatılmak istendiğini dile getirerek, şunları söyledi: "Milletimizin ve ülkemizin bereketini talan etmek istiyorlar. Hz. Muhammed, topraktan kalksa bunlara yüz lanet okurdu. Onların tek amacı eski Halepçe'yi yeni bir şekilde bize yaşatmaktır. Onların kanında cehalet döneminden kalma anlayışlar var. Bunlar, Hz. Hamza'nın yüreğini vahşice çıkaranlardan geliyor."
Daher'in değerlendirmelerinin ardından delegeler kongreye ilişkin görüşlerini paylaşmak için söz aldı. Delegelerin görüşmelerinin ardından kongreye öğlen arası verildi. Aranın ardından kongre, "İslam'da kadının yeri" başlıklı son oturumla devam etti ve sonuç bildirgesi üzerine tartışmalar yürütüldü.

DİHA/AMED