Bonn’da yapılan 39.UNESCO toplantısında Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri Dünya Kültür Mirası listesine alındı.
Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, Sur Belediye Eşbaşkanları Fatma Şık Barut ve Seyid Narin, Yenişehir Belediye Eşbaşkanı Ülkü Boytaş ile birlikte Murat Alökmen, Orhan Balsak, Necati Pirinçioğlu, Necla Akat Akdemir, Metin karaman, Fatih Burtakal, Ercan Ayboğa, Ebru Öçmen, Şerif Derince ve Nevin Soyukaya’dan oluşan Amed heyeti iyi bir hazırlıkla toplantıya katıldı.
UNESCO toplantılarında Dünya Kültür Mirası listesine girmek isteyen birçok ülke ve birçok "miras" var. Yarış atmosferinde geçen bu toplantılara katılan heyetler, UNESCO heyetini, listeye alınmasını istedikleri yerlerin "üstün evrensel değere sahip" nitelikte olduğuna ikna etmek zorunda. Bu bakımdan listeye girmek hayli emek ve çaba gerektiriyor. Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri bu emeğin sonucu, 20 üyenin de oyunu alarak, oy birliği ile "dünya mirası" listesine girmeyi başardı.
UNESCO, kültürel miras listesi için aranan kriterlerin başına "yaratıcı insan dehasının ürünü olma"yı koyarken, doğal varlıklar için ise, "doğanın bir harikasına veya eşsiz güzelliğe ve estetik öneme sahip doğal alanlar olma"şartını koymuş.
Dolayısıyla Bonn’da alınan kararın tercümesi şu: Diyarbakır Surlar ve Hevsel Bahçeleri sadece Amed veya Kürdistanlıların değil, tüm insanlığın görmesi, sahiplenmesi ve koruması gereken ortak değerlerdir. Bu karardan sonra Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçelerinin doğal yapısının tahrip edilmeden korunması sadece devletin, halkın ve yerel yönetimlerin değil, UNESCO’nun ve tüm insanlığın ortak sorumluluğundadır.
Bu karar başta Amed Büyükşehir Belediyesi ve bağlı belediyeler olmak üzere Amed halkına büyük sorumluluklar yüklemiştir. UNESCO kararı Amed şehrinin merkezini ve çevresini kapsayan bütünlüklü bir karardır. Bu kararla birlikte Amed’de ranta, ticarete ve bireysel çıkarlara peşkeş çekilen kamu arazileri ve mera kapsamındaki toprakların talanı son bulmalı, kentin ve toplumun çıkarlarını esas alacak politikalar geliştirilmelidir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yerel yönetimleri devre dışı bırakarak kamu arazilerini TOKİ’ye devrederek konut, cami, stadyum vb.bahanelerle gasbedilmesine müsaade edilmemeli, Amedlilere ait toprakların bireysel mülkiyete dönüştürülmesine asla göz yumulmamalıdır.
UNESCO kararı ile birlikte Dicle Vadisi üzerinde yapımı planlanan üç HES’in yapımı engellenmeli, vadide açılan kum ocakları derhal kapatılmalıdır.
UNESCO kararı, Amed’in yüreğine bir hançer gibi saplanan Kırklar Dağı ucubelerinin de mutlaka durdurulmasını zorunlu hale getirmiştir. İmara açılması yasak bu dağın yeniden eski konumuna kavuşturulması gerekir. Bin yıllık bir şehrin geçmişine ve geleceğine ihanet abideleri olan o ucube binalar mutlaka yıkılmalıdır.
Talana ortak olanların, halkın tepkisini azaltmak amacıyla, "Kırklar Dağı’nda bin odalı kültür evi, on bin kişilik kongre salonu, dengbêj evleri, kütüphaneler, tiyatro salonları" yapılacağını söylemeleri de kocaman bir yalandır.
Kırklar Dağı’nı halktan alarak bireysel çıkarları için kullanmak isteyen gözü aç, para ve mülkiyet delisi rantçıların amacı bellidir: Lüks ve pahallı oteller, yoksullarla aynı mekanda yaşamak istemeyenler için villalar, AVM’ler, tenis kortları, sadece zenginlerin girebileceği lokanta ve barlar, otoparklar…
Kırklar Dağı binlerce yıldır halkın ortak malıydı, yine öyle kalmalı. Kırklar Dağı, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri ile birlikte bir bütündür. Biri olmadan diğeri olmaz. O çirkin, beş para etmez beton ve demir yığın ucubeler bu bütünlüğü bozuyor.
UNESCO’nun Bonn’da aldığı karar Amed’i bir rant ve talan alanına çeviren ve bu yolda hayli yol kateden talancı, fırsatçı, faizci ve tefecilerin düzenini yıkmak için iyi bir fırsattır.