
Bu yazıyı önceden daha kapsamlı kaleme almıştım, teknik bir arızadan dolayı kaybolmuştu.
Affınıza sığınarak, hafızada kalanı aktarıyorum:
Binlerce köy yıkıldıktan, Tansu Çiller’in talimatıyla, gazete binaları kundaklandıktan ve onlarca Kürt entelektüeli infaz edildikten sonraki yıllardı.
Ve PKK yasaklanalı yakınen altı ay olmuştu.
Kürdistan’da her devrimcinin, sosyalistin geçtiği sınavlardan biri de afişleme eylemiydi.
Afişlemek, yasak materyali devrimci kurallara göre meşrulaştırmaktı.
Yasaklara boyun eğmemek gibi bir kültürün mirasçıları, yaşamları pahasına eylemlerini devam ettirirlerdi. Geriye kalanlar, “gidenler”i kahraman ilan ederlerdi.
Bu ve benzeri eylemlerin günlük yaşama hükmettiği ülke Kuzey Kürdistan ve komşu Türkiye idi.
İşte bu yıllarda, onbinlerce Kürdistanlı, Türkiyeli devrimci aynı zamanda Almanya’da sığınma hakkı istediler. Bunlardan biri de 16 yaşındaki Halim Dener’di.
Gelmeden önce bir Türk hapishanesinde işkence görmüştü.
Ailesini tehlikeye sokmamak için, asıl adını saklı tuttu ve Ayhan Eser ismiyle, Mayıs 1994’te Almanya’da iltica etti.
Bir aya yakın bir süre yaşadığı Almanya’da 1994’ün Haziran ayının 30’unu 1 Tammuz‘a bağlayan gecede, Hannover kentinde, 16 yaşında, ERNK afişlerini yapıştırırken, bir SEK Polisi’nin kurşunuyla öldürüldü.
16 yaşındaki Halim Dener’in öldürülmesi Kürt toplumunu, aynı zamanda Almanya’daki duyarlı toplumsal kesimleri ve demokratik medyayı kelimenin tam anlamıyla şoke etmişti.
Polis Halim Dener’i katletmekle suçlandı.
Spiegel Dergisi, polisin olayı aydınlatmada zorluk çektiğini ve Başsavcı’nın dinlenen 16 şahitten hiçbirinin, diğerinin ifadesiyle örtüşmediğini haber yapmıştı.
Polis, Halim Dener’i yere attığını, kendisi diz çökmüş ve servis silahının/tabancasının yerde olduğunu farkedince, onu kaldırıp kılıfına yerleştirmek istemiş ve bu arada tabanca ateş almış. Dönemin Başsavcısı, kasıtlı vurmanın sözkonusu olmadığını iddia etmiş olsa da, daha sonra yapılan incelemelerde ise, Dener’in yeleğinde barut izi bulunmuş ve Dener’in en çok 15 cm mesafeden vurulduğu tesbit edilmiş (Spiegel).
Halim Dener’in öldürüldüğü Steintor Meydanı günlerce protestoların sembolü olmuştu (HAZ/Hanoversche Allgemeine Zeitung).
Temmuz ayının 9’unda, Halim Dener’in cenazesi doğduğu yer olan Çewlik’in Parçuk Köyüne gönderilmek üzere, bir yürüyüş ve miting düzenlenmişti.
Protesto’ların parolası: “Alman tankları Kürdistan’da öldürüyor, Polis kurşunu Almanya’da”
Bu eylemin son bulduğu miting meydanında, dönemin Hannover Belediye Başkanı, Herbert Schmalstieg bir konuşma yapmış ve olayla ilgili duyduğu acıyı dile getirmişti.
Schmalstieg daha önce da yaptığı açıklamada, endişelerini ve kuşkularını dile getirerek bu olayın “hızlı ve eksiksiz“ (HAZ) açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtmişti.
Bu yürüyüşte Halim Dener’in Cenazesine refakat eden Hukukçuyla olaydan 28 yıl sonra konuşma fırsatı buldum. Kendisi, yürüyüşü tertip edenler tabutun kapaksız taşınmasını talep ettiklerinden, güvenlik güçlerinin önlemleri dahilinde, Kürtler’in önerdiği güvenilir şahıs olarak, tabuta refakat etmiş.
Olaydan sonra, Polis memurunun, basın karşısına çıkarılmadığını, olayda hukuken bir orantısızlık gördüğünü, meydanda bulunan kameraların video kayıtlarının, kameralar çalışmadığı bahanesiyle, elde bulunmadığının açıklandığını ve olayın günlerce örtbas edildiğini, bugün gibi hatırlıyor.
Üç yıl sonra, 27 Haziran 1997’de Halim Dener’in öldürülmesiyle suçlanan 28 yaşındaki polis memuru Klaus T., Hannover Bölgesel Mahkemesinde görülmekte olan davada, beraat etti.
Bu davaya, Halim Dener’in tehlikeye atmak istemediği annesi ve babası katılmışlardı.
Avukatlarla anne baba arasında tercümeyi ben yapmıştım.
Baba, askerde az da olsa Türkçe öğrenmiş, anne sadece Kirmancikî/Dimilkî konuşuyordu. Muhtemelen Parçuk Köyünü hiç terketmeyen anne ve aynı zamanda babanın da konuşmalarını anlamakta zorluk çekiyordum.
Bir saatlik bir görüşmeden sonra, biribirimizin sözlerini çözmeye ve biribirimizi anlamaya başlamıştık.
Beraat kararı verildikten sonra, anne ketumdu.
Baba, adalet bekliyordum, yok dedi ve gittiler.