Silopi’de cenazesi 7 gün sokak ortasında kalan Taybet İnan için bakanlık “kaçınılmaz son” savunması yaptı, mahkeme “PKK sempatizanı” dedi. İnan’ın kızı “Bu vahşeti unutmak mümkün mü?” diye tepki gösterdi.

Tüm verilere rağmen dört yıldır tek bir adım atılmadığını beilrteh Av. Demir, ”Devletin ve savcıların yaklaşımı, ölen herkesin örgüt üyesi olduğu ve çatışmada öldüğü şeklindedir” dedi.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının 5. gününde Türk devlet güçleri tarafından vurulduktan sonra cansız bedeni 7 gün sokak ortasında bekletilen 57 yaşındaki Taybet İnan (Taybet Ana) ve 53 yaşındaki eşinin kardeşi Yusuf İnan, sadece iki oğlu ve kardeşinin katılmasına izin verilen cenaze töreniyle defnedilmişti. Taybet Ana’nın kızı Hezne İnan da Cizre’de “vahşet bodrumları” diye anılan bodrumlarda 177 kişiyle birlikte yakılarak katledilmişti.

Bakanlık: Kaçınılmaz son

 Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma dosyasında bugüne kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Silopi İlçe Emniyet Müdürlüğü savcılığa gönderdiği yazıda, olaydan 6 gün sonra haberdar olduğunu savundu. Vücudunda 10 kurşun tespit edilen Taybet Ana ve Yusuf İnan için Adalet Bakanlığı’na yanıt veren savcılık, devlet güçleri tarafından vurulamayacağını ileri sürdü.

 İçişleri Bakanlığı, açılan davada yaptığı savunmada, yaşananların “Taybet İnan ve yakınlarının hayatlarını korumaya yönelik kaçınılmaz tedbirlerin sonucu olduğu” iddiasına yer verdi. Mardin İdare Mahkemesi’nde açılan dava da reddedilirken, mahkeme Taybet İnan için “PKK sempatizanı olduğu” iddiasında bulunup ”vurularak öldürülmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararlardan, kusurlu veya kusursuz sorumluluk kapsamında davalı idarenin sorumlu tutulabilmesi mümkün olmadığından davanın reddine…” ifadelerini kullandı.

Dört yıldır adım atılmadı

 Soruşturmada, fail ve sorumluların tespitiyle ilgili dört yıldır en ufak bir adım dahi atılmadığını dile getiren Avukat Ramazan Demir, “Bütün veriler, İnan’ın kolluk güçleri tarafından açılan ateş sonucu yaralanıp hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır. Zamanında ambulans bile gönderilseydi hem Taybet İnan hem de Yusuf İnan şu an yaşıyor olabilirdi” dedi.

Savcılık soruşturma dosyalarından ve idare mahkemeleri kararlarından görebildikleri kadarıyla, ne Taybet İnan’ın katledilmesiyle ilgili ne de sokağa çıkma yasakları sürecinde devlet güçlerinin diğer cinayetleriyle ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediğini ve yürütülmeyeceğini söyleyen Av. Demir, şunları kaydetti: ”Devletin ve savcıların yaklaşımı, ölen herkesin örgüt üyesi olduğu ve çatışmada öldüğü şeklindedir. Taybet İnan gibi öldürülen ve örgüt üyesi olduğu savunulamayan sivillerin de örgüt mensuplarının ateşiyle öldüğü savunması yapılmaktadır. Bütün bu etkisizlik ve kayıtsızlığa rağmen bu hukuk yollarını kullanmak ve tüketmek zorundayız. Öyle de yapıyoruz ve sonuna kadar da takipçisi olacağız.”

Gözümün önünden gitmiyor

 Taybet İnan’ın kızı Halime Akın da annenin katledildiğini gördüğü anı unutmayacağını belirterek, şöyle konuştu: ”Ben o beyaz örtüyü kaldırdığım anda annemin gördüğüm hali hiçbir zaman gözümün önünden gitmiyor. Ben o şekilde geri eve dönerken amcamı da evde yaralı olarak gördüm ve ona yaralı şekilde baktım. Amcamı döşeğin üzerine bırakıp Emniyet’i aradık. Ölülerimiz ve yaralılarımızın olduğunu söyledik. Aramamızdan sonra daha fazla mermi sıkılmaya başlandı. Elimizden bir şey gelmediği için içimiz parçalanıyordu. Bu vahşeti unutmak mümkün mü? Biz annemin yürüdüğü bu yolda yürüyeceğiz ve asla vazgeçmeyeceğiz. Onun davasını sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu acıları bize yaşatanlardan hukuk önünde hesap soracağız.”

 

ŞIRNAK

 
 

İki çocuğu katledilmişti

 

“Bu ilk değil” diyen Halime Akın, 1993’te kardeşleri 12 yaşındaki Esmer ve 4 yaşındaki Botan’ın katledildiğini hatırlattı. O süreci şu cümlelerle dile getiriyor: “Çocuklar dışarı oyun oynamaya çıkmıştı. Gelmeyince annem ve yengem onları aramaya çıktı. Mahallenin başında askerlerin toplandığını görmüş. Onlar da o kalabalığa doğru yürümüş. Gidip askerlere sormuşlar çocuklar kayıp ama askerler onlara silahları doğrultmuş. Annem o ara askerlerin arasından girmeye çalışmış ama izin vermemişler. Askerler engel olunca içlerinden biri sormuş hangi asker Kürtçe biliyor? Aralarından biri çıkarak Kürtçe konuşmuş. Asker sormuş, ‘ne istiyorsunuz?’ diye annem de ‘çocuklarım kayıp’ demiş. Asker de ‘aralarında sünnetsiz olan var mı?’ diye soruyor. Yengem ‘evet benim oğlum sünnetsiz’ demiş. Asker tekrar anneme sormuş ‘Senin kızının saçları uzun mu?’ O da ‘evet’ demiş. O arada zırhlı araç gelmiş ve onlara bağırmışlar ‘geri çekilin’ diye. Araç hareket halindeyken büyük bir ses gelmiş ve annem ile yengem bağırmaya başlamışlar. 5 çocuk bizim aileden, iki çocuk ise komşunun olmak üzere 7 çocuk mayın patlaması ile katledildi. Esmer’in saçları elektrik tellerinin üzerine kadar gitmiş. 7 çocuğun cenazesini yıkayamadan tek mezara gömdük…”

 
 

Taybet Ana bilgeydi

 

“Her anne dediğimde yüreğime ateş düşüyor” dediği anda gözyaşlarına hakim olamayan Halime Akın, annesini şöyle anlatıyor: “Annemin bir duruşu vardı. Onunla oturup kalkan herkes ona saygı gösterirdi. Annem sürekli sohbetlerde ön planda olurdu. Sürekli evi dolu misafir olurdu. Taybet Ana okumuş, kültürlü ve bilinçli biri olduğu için herkes ona saygı gösterirdi. Hiçbir zaman evi ve sohbeti boş kalmazdı. Bilgelik konusunda da ne ben ne de ailemizden biri Taybet Ana’nın yerini doldurabilir. Yeri  dolmaz ve sürekli bizimle yaşıyor. Annemiz şervan mıydı? Elinde silah mı vardı? O sadece bir anneydi anne.

Biz de ötesinde öldük

Annem orada yattı biz ise onun hemen birkaç metre ilerisinde onunla öldük. Devlet bize 7 gün boyunca acı çektirdi. Annemin cenazesi 7 gün boyunca sokak ortasında kaldı. Ben uzaktan anneme her baktığımda sanki derin bir uykudaymış gibiydi.  Bizler, çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağız ki unutulmasınlar. Annem çocuklarının, biz de annemizin ölümünü izledik. Cenazesini defin etmemize bile izin vermediler. Bu başımızdaki siyah tülbentte yasımızın ve acılarımızın kanıtı olarak duracak.”