Büyük üne sahip olan Urfa’nın isotu (Pul biber) tarladan tezgaha kadar çeşitli aşamalardan kadar çeşitli aşamalardan geçerek sofralardaki yerini alıyor. Tarlalarda yetişip iyice kızaran biberler Ağustos ve Eylül aylarında boş alanlara seriliyor. Pul biberi üretim çalışmasının yapıldığı tezgah ve laanlara ”İsot sergisi” olarak tanımlanıyor.
Genel olarak kadınların emeğiyle çeşitli şekillerde üretilen isotu Haşimiye Meydanı’ndaki çarşıda satan Halil Karakurt, el yapımı isotun yenildiği zaman tatlı bir acı bıraktığını, fabrikasyon ürününde ise yenildiği zaman hemen acısını hissettirdiğini ve mideye rahatsızlık verdiğini hatırlatıyor. Bunun sebebini de Karakurt, “Fabrika biberinde ucuz yağ kullanılıyor ve tohumu da içinde bırakılıyor. Bu da ister istemez mideye dokunuyor” sözleriyle ifade ediyor. Karakurt, ev yapımı isotun faydalarını da şöyle sıralıyor: “Ev yapımı biberin tatlı bir acısı var. Örneğin; kış aylarında gribal enfeksiyona, astım, bronşit gibi hastalıklara faydası var” dedi.
Türkiye’nin her yerine kargo ile isot gönderdiklerini söyleyen Karakurt, ”Yediğimiz üç öğün yemek acısız olmaz. Zararını görmedik, faydası çok” diye konuştu.
Dünya pazarında yok
İsot üretici ve satıcılarının överek bitiremediği isotun dünya pazarındaki karnesinin ise pek de iyi değil. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ihracat verilerine göre, Türkiye’nin toplam isot ihracatının 3-3.5 milyon Dolar, en büyük ihracatçı kentin 1,3 milyon Dolar ile İzmir olduğu öğrenildi. Sonra ise Antep ve Maraş geliyor. Urfa ise pazarda 80 bin Dolar’lık ihracatı ile çok gerilerden geliyor.
URFA