Birkaç gün önce Doğu Kürdistan ile İran Azerbaycanı arasında bulunan Urmiye Gölü'nün kurumak üzere olduğuna ilişkin haberler çıktı. Haber ve açıklamalara göre Urmiye Gölü, son yıllardaki kurumanın hızlanmasıyla suyunun yüzde 80 ile yüzde 93 arası kaybetti. Bu korkunç gelişme durdurulmasa bir zamanların gözdesi olan bu göl birkaç yıl içinde kaybolacaktır!

Urmiye Gölü 5,470 km² yüzölçümündeydi ve 37 milyar metreküp su içeriyordu. Tuz rezervi bakımından dünyanın ikinci büyük gölü olan Urmiye Gölü, 135 km ile 30-40 km uzunluğunda, 16 metre derinliğindeydi. Üzerinde 102 ada vardı.
Urmiye Gölü çevresinde yaşayan insan toplumları ve doğa açısından büyük öneme sahip(ti). Etrafındaki büyük ovada yüzlerce köy tarım, hayvancılık ve turizmden geçiniyordu. Yarı-kurak olan bir bölgede bulunan Urmiye Gölü, 79 İran devrimine kadar ülkenin önemli turizm merkezlerinden biriydi. Gölün kurumasına kadar dışardan ve yerelden turistler düzenli gelirlerdi. Göl coğrafyaya güzellik ve manzara açısından çeşitlilik katıyordu. Ekolojik açıdan da çok değerli olan Urmiye Gölü, Milli Park ve UNESCO Biosfer alanı konumunda olup 200 tür kuş –en tanınmışı pelikandır- ve 23 tür memeliye ev sahipliği yapıyor. İran devletinde yaşayan insanlar kendi coğrafyalarını tanıtınca Urmiye Gölü'nden de mutlaka bahsederlerdi.

Peki şimdi suçlu kim?

İklim değişikliği ve bu yıl Ortadoğu'da yaşanan kuraklık sanıldığı gibi değildir. Urmiye Gölü'nün her gün biraz daha kurumasından en başta İran devletinin su ve tarım politikası sorumludur. Devlet kalkınma adına 90'li yıllarda gölü besleyen 13 akarsu üzerinde onlarca büyük baraj kurdu ve büyük tarım alanlarını sulamaya başladı. Barajlarla birlikte mevcut durumdaki 30 bin kuyunun haricinde izinsiz 24 bin kuyunun daha kazılmasının göl suyunun azalmasının temel nedeni sayılabilir (yer altı su seviyesi düşmektedir). Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de de sayısız ve izinsiz kuyu olduğunu burda hatırlatalım!
Yaşanan sonuçlara bakarsak şu tespitte bulunabiliriz: Tarım alanları için bol miktarda suya ulaşanlar bu durumdan faydalanırken (genelde orta ve büyük toprak sahipleri), imkanları sınırlı olan küçük çiftçiler zararları yaşamaktadır. Bundan dolayı da gölün etrafındaki köylerin yarısı boşaldı. Bu göçün nedeni suya erişimsizlik kadar büyük alanların kuruması ve açığa çıkan tuzun (en az 8 milyar ton olduğu sanılmaktadır) rüzgarla yaygınca çevreye taşınmasında yatar. Göçün bir başka sebebi de suyun gitmesiyle turistlerin de doğal olarak uğramamasındadır. Yine gölün tibbi yararları kaybolacak ve insanlar doğal tedavi olanağından mahrum olacaklar. Bazı araştırmacılara göre büyük tuz miktarın uzaklara taşınması sonucu 5 milyon insan doğrudan olumsuz etkilenecektir (en başta tarım alanları).
Doğaya olan etkisi de büyük faciyayı beraberinde getirmektedir. Suyun azalmasıyla tuz miktarı Ölüdeniz'i bile geçti. Bu durum kuş (çok sayıda göçmen kuşu burayı kullanmaktadır) ve diğer hayvan ve bitkileri de yok etmektedir. Kısa sürede bioçeşitlik tamamen yok olması beklenmektedir.
Durum çok vahim. Demokrasi kıt şekilde bile olmadığı için yerel halkın protestoları da sınırlı. Var olan da büyük şiddetle bastırılmaktadır. Ancak insanların yaşam kaynakları ve bölge insanın kimliğinin çok önemli bir parçası olan göl, kurumaya devam ettikçe insanlar da susmayacaktır. Bunun sonucudur ki İran bilim dünyasından da insanlar ve çeşitli kurumlar bu durumu eleştirdiği için Urmiye Gölü İran devletini korkutmaktadır. Eleştirenler daha örgütlü ve siyaseten stratejik davransalar bu durumu büyük bir protesto ve halk hareketine dönüştürebilirler. Gezi protestosunu da çok geride bırakacak şekilde hem de. TC toplumu kadar İran İslam Cumhuriyeti toplumu milliyetçi olmaması böyle bir hareketi daha başarılı kılabilmektedir.