Güney Batı Kürdistan’da gündem, ambargo ve halkın kabaran öfkesi. Bu güne kadar Güney Kürdistan Federal Hükümeti tarafından hep inkar edilen, oyalama politikalarıyla zaman kazanma isteminin nedenini gelinen aşamada çok daha açık bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz. Amaç, Kürt illerinde yönetimi elinde bulunduran PYD’ye karşı halkın temel yaşamsal ihtiyaçlarının giderek artması ve yönetimi elinde bulunduran PYD’ye karşı tepkilerin gelişmesi amacını taşıyordu.

Yaklaşık üç ay kadar önce Hewlêr’de yapılan “Desteya Bilind” toplantısında alınan kararda, Derîk ve Güney Kürdistan sınırında iki kapının açılacağı kararı alınmıştı. Ancak yapılan her görüşmede farklı gerekçeler ileri sürülerek ertelenmiş ve kapıların açılacağı sözü yinelenmişti. Sonuç; Irak ve Suriye devletlerinin kuruluşundan bu yana bir ilkin gerçekleşmesine imza atılmış oldu. Güney ve Güney Batı Kürdistan sınırına Alman telleri konarak tüm giriş ve çıkışların engellenmesi için önlemler alınmaya başlandı. Şimdiye kadar yapılan küçük çaplı sınır ticareti de bu şekilde önüne geçilmiş oldu. Bundan beş ay kadar önce Mesud Barzani’nin Meclis Vatani Kurdi ile yaptığı bir toplantıda heyette bulunan ve ellerini sıcak sudan-soğuk suya vurmayan bir kesim, PYD her şeye el koymuş vaziyette bir şey yapamıyoruz söylemlerine sayın Mesud Barzanî, "Bırakın onlar herşeyi ele geçirsinler, altı ay sonra yaşanacaklara karşı halk kendilerine karşı tepki gösterecek ve o zaman biz müdahale edeceğiz”. Söylemini bugün pratikleştirdiğini görüyoruz. Kendilerince bu ne anlama geliyor; Bugün Suriye’de giderek zorlaşan yaşam koşullarının temel nedeni; üretim alanlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar sonucu üretimin büyük oranda sıkıntıya girmesi, şehirlerarası ve uluslararası uygulanan ambargo halkın yaşamını felç etmiş durumdadır.
Kürt bölgeleri belli oranda bir farklılık arz etse de son süreçte bu sıkıntılar giderek yaşamın her alanını etkilemeye başladığını görüyoruz. Farklılık, savaşın Kürt bölgelerine yayılmaması, fiziksel ve toplumsal yıkımın gerçekleşmemesidir. Diğer kesimler bu yüzden PYD’ye kızgın ve öfkeli. Özgür ordu bir şehire girdiğinde ve onu ele geçirmeye çalıştığında tüm yaşamı felç edebiliyor, binlerce insan göç edebiliyor. PYD ve ona bağlı olan YPG(Halk Savunma Birlikleri) ise mümkün olduğunca hiç bir insanın yaşamını yitirmeden amaçları doğrultusunda şehirleri ve onun yönetimini ele geçirmeye çalışmaktadır. Savaşa-savaş denilince ölümlere alıştırılmış toplumun bir kesimi elbette buna anlam vermekte zorlanıyor. Kirli bir savaş ve kirli bir politika izleniyor. Kürtlerin bulunduğu Cizirê, Kobanê ve Afrin bölgesi hariç her yerde gasp, hırsızlık, adam kaçırma, adam öldürme, ulaşım, elektirik, su, çöp yığınları, kıtlık vb sorunlar başgösterirken Kürt bölgelerinde ise bu tür sorunlar en asgari düzeyde.  
PYD nasıl bir politika izliyor ki Kürt bölgelerinde savaş, ölüm ve yıkım gelişmiyor? Yaşananların sebebini aslında herkes çok iyi biliyor. Bunu en iyi bilinlerin başında ise mevcut sistem koruyucuları, sömürgeci egemen güçler ve onun işbirlikçi yandaşları olmaktadır. Bugün Güney Batı Kürdistan’da verilen mücadelede Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın düşünce ve fikirleri esas alınarak yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Bunun PKK ile hiçbir bağı da kurulamaz, kurulsa bile tamamen barışçıl, demokratik, insan haklarına saygılı, mümkün olduğunca tüm güçlerle iyi ilişkiler geliştirme çabasını sergileyerek demokratik bir siyaset izlediğini görüyoruz. Bundan dolayı bu süreci en asgari zararla atlatmaya çalışarak barışçıl ve demokratik bir politika izlediğini görüyoruz. Bunun temel iki nedeni vardır. Birincisi mevcut sistem karşıtlığını ifade eden ideolojik çelişkiler ikincisi ise, kronikleşmiş tarihsel Kürt düşmanlığıdır.
Kısaca, irili ufaklı 16 Kürt partilerinin durumuna bir göz atalım. Şimdiye kadar tamamen PYD karşıtlığı üzerinden siyaset yapmaya çalışan bu örgütler elle tutulabilecek, gözle görülebilecek hiçbir eserin ve emeğin sahibi olmadıklarını görüyoruz. temel çalışmaları hafta da bir veya iki kez yürüyüş yapmak, akşam saatlerinde ise internet üzerinden dezenfarmasyon yaymak. Kendilerine de sorulduğunda inanılabilecek ve elle tutulabilecek bir gerçekliğe sahip olmadığını görüyoruz.