Bir yanda savaşın ve serhildanların en ön cephesindeki direnişçi gençliği görüyoruz; diğer yanda ise sokak ortasında ve merdiven başlarında uyuşturulan ve hayatla tüm bağlarını yitirmiş olanlarını. Gençlik skalasının iki zıt kutbunu-rengini sunan bu tablo, yüzyılımızın çelişki ve çatışma düzeyini de görünür kılmakta. Açık ki, sistem, gençlikle sınırsız bir mücadele içindedir. Toplumsal değerlerin taşıyıcı ve geliştirici gücü olan gençliği ruhen, bedenen ve fikren düşürmeye çalışmakta.
Güncelde gençliği düşürmede en etkili araç olarak uyuşturucu kullanılmaktadır. Gençlik içinde uyuşturucu yaygınlaştırılarak ruhsuz ve hafızasız bırakılmak isteniyor. Çünkü hafızasız gençlik, hafızasız toplum olur. Sistem güçleri iyi biliyorlar ki, gençlik uyuşturucuya bulaştırıldığı oranda, arayışçı ve sorgulayıcı yönü yok olmaktadır. Dili ve kültürü yasaklanan, varlığı inkar edilip, asimilasyona reva görülen, soykırım tehdidi altında yaşayan halk gerçekliğini göremeyecek kadar körleşecektir. Bu tuzağa düşen gençlik, uyuşturucu bulabilmek için her türlü kirliliğe gırtlağına kadar batacaktır, ki yaşanan da budur. Dikkat edilirse, hayatın kıyısında yaşayanın, akıntılarda sürüklenenin gençlik olduğu görülecektir.
Oysa bu verili durum, kendiliğinden gelişmeyip, özel savaş merkezlerinde belirlenen sistemli politikalarla uygulanmaktadır. Trajik olan odur ki, bu tuzağa çekilen gençlerin aileleri, mücadele için can ve bedel ödeyen ailelerimizdir. Sonuçta, bu gençlerimiz hem toplumsal değerlerine ters düşmekte hem de aileleri ve toplumla çatışma yaşamaktadır. Kürdistan'da gelişen mücadele kültüründen kopmakta, aynı zamanda hem bu gerçeğin farkında olmakta hem de boşluk ve hiçlik yaşamaktadırlar.
Kuşkusuz yurtsever gençliğin önleyici girişimleri anlamlı ve gereklidir. Ama sorun bir noktada kişilikle bağıntılı olduğu için ikna vb. yaklaşımlar da gereklidir. Çünkü böylesine düşürülmüş olsalar da öylesi gençlerimizin bilinçaltında acılara dair kimi yaşanmışlıklar vardır ki, bunlar asla silinemez. Hasbelkader de olsa kimi eylemlere veya aktivitelere katılma cesareti gösterseler de, o durumlarının yüzlerine vurulup, dışlanmaları, ötekileştirilmeleri, onları sistemin kucağına daha bir itmektedir. Yeni bir başlangıç yapabilmeleri için bizatihi böylesi gençlerimizin teşvik edilmesi çok önemlidir. Engelleyici uygulamalar kadar, çağrı ve teşvik de gereklidir. Çünkü Bilge'miz "bir saç teli kalmışsa dahi, kişiyi oradan tutup kurtarmak"tan bir ilke düzeyinde bahsetmektedir.
Böylesi gençlerimizin psikolojilerinin farklı olduğu açıktır. İçte kendilerini değersiz hissetmekte, kimsenin onları sevmediğini, önemsemediğini düşünmekte ama bir türlü de o uyuşturulma ahvalinden kendi başlarına çıkamamaktadırlar. Hatırlanırsa eğer, uyuşturucu parası bulmak için annesini öldüren bir genç için "Amed'teki tüm kurumlarımız kendini gözden geçirmelidir" tarzında bir değerlendirme yapılarak, aslında tek tek bireylerle bile ilgilenilme sorumluluğumuza çağrı yapılmıştı. Çünkü gençliğe olan bu yönelim toplumumuzun hepsine dönük bir saldırıdır. Devrimsel ivme arttığı oranda, uyuşturucu kullanımın böylesine artması, bu saldırının açık bir göstergesidir.
Karabük T Tipi Cezaevi