Ortadoğu’daki siyasi statüko artık Kürt sorununu taşıyamaz durumda. Kürtlerin haklarının inkarı üzerine kurulan ve halklara şiddet ve yıkım dışında bir şey sunmayan statükonun ayakları gerici rejimler ve siyasi aktörler meşruiyetlerini yitirdi, varlık-yokluk mücadelesi içindeler. Kürtler ise statüko can çekişirken, haklı mücadeleleriyle yükselen bir güç olarak öne çıkıyor.
7 Haziran seçimlerinde HDP’nin başarısı ve Rojava’da YPG/YPJ’nin Girê Sipî’deki zaferi ve ilerleyişi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin en etkili ve meşru Kürt iradesi olma gerçekliğini tüm dünyaya ispatladı. Bu durumun, içte ve dışta, siyasi, kültürel ve diplomatik sonuçları ortaya çıkmaya başlamış ve daha da gelişecektir.
Kürtlere karşı 90 yılı aşkın süredir inkar ve imha politikası yürüten Türk devleti, son temsilcisi AKP şahsında Kürtlere karşı kaybetmiştir. Statükonun temsilcisi AKP ile birlikte, onunla işbirliği içinde olan ve Kürtlerin özgürlük umudunu, aile ve çevrelerinin çıkarları için egemenlere peşkeş çeken işbirlikçi Kürt çizgisi de hem Bakur hem de Başûr’da kaybetmiştir.
AKP, bir yandan 7 Haziran yenilgisini ve desteklediği DAİŞ’in Girê Sipî’den çıkarılmasını, Rojava’yı işgal tehdidiyle unutturmaya çalışırken, öte yandan Bakur’da askeri hareketliliği artırmış ve siyasi soykırım operasyonlarıyla her gün onlarca Kürt aktivisti tutuklamaya devam etmiştir.
Kürt sorunu konusunda demokratik çözüm perspektifi olmayan AKP, tüm saldırgan ve manipülatif hamleleriyle uzatmalara oynamaktadır. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın, “ateşkesin istismarı ve oyalamayla çözümsüzlükte ısrara karşı tutum alacağını“ açıklaması, AKP’ye ve Türk devletine ciddi uyarı mesajı niteliğindedir ve bunun koalisyon tartışmalarına da etkisi olacaktır.
AKP’nin 7 Haziran ve Girê Sipî zaferini doğru okuyarak, çözüm sürecini ciddi ele alması, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrite son vererek, kalıcı bir barışa götürecek politikalara yönelmesi kendisi için de tek kurtuluş reçetesidir. Aksi durumda, tarih kayıt tutmaya devam ediyor.