Abdullah Öcalan’a Özgürlük Kürdistan’a Barış Uluslararası İnisiyatifi sözcülerinden Reimar Heider Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecrit 21. yılına girdiğini belirtti ve ekledi: “Geçen 20. yılda yeni kampanya başlattık. Uluslararası dayanışmayı büyütmeyi hedefliyoruz. Uluslararası çevreleri, STK’leri yapacağımız etkinliklere dahil etmeye çalışıyoruz.”

 

Komplonun 20. yılında İmralı Sistemi 8.BÖLÜM

HAZIRLAYAN:ZÜLKÜFKURT

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’da tüm tecrit ve baskı politikalarına karşı ortaya koyduğu direniş de 20. yılını geride bırakıyor. Uluslararası bir komplo ile İmralı adasına hapsedilen Öcalan’ın fikirleri ise bugün dünyanın dört bir yanında tartışılmaya, kabul görmeye devam ediyor. Türk devletinin ağırlaştırılmış tecridini, Abdullah Öcalan’a Özgürlük Kürdistan’a Barış Uluslararası İnisiyatifi sözcülerinden Reimar Heider ile konuştuk.

Abdullah Öcalana Özgürlük ve Kürdistan’a Barış Uluslararası inisiyatifi olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağıtlaştırılmış tecridi nasıl yorumluyorsunuz? Bu tecritin uluslararası boyutları nelerdir?

Bu tecridin değişik faktörleri var. Erdoğan devletinin tecridi bu biçimde uçlaştırırken, Öcalan’ın iradesini kırmayı, iradesini teslim almayı temel bir hedef olarak önlerine koyuyorlar. Öcalan, buna karşı direniyor. Direndiği için de uyguladıkları bu tecritle onu cezalandırmayı, iradesini kırmayı hedeflidir. Birincisi uygulanan tecrit, işkencedir. İkincisi, Türk devleti bu dönem çok agresif, çok saldırgan bir savaş siyaseti izliyor. Hem içe hem de dışa yönelik. Kuzey Suriye federasyonuna saldırılar yapıyor, Efrîn’i işgal ediyor. Militarist bir dış siyaset izliyor. Bu bağlamda barış sesini susturmaya çalışıyorlar.

Barışın en önemli sesi Öcalan’dır. Barışa yönelik strateji geliştiren, onu inşa edecek gücü olan, bunun mimarı olan Öcalan’ı susturmaya çalışıyorlar. Diğer konu ise halkla arasındaki bağı koparıp, perspektif vermesini engellemeye çalışıyorlar. Sesini halka ulaştırmasının önüne geçmek istiyorlar.

Ayrıca şöyle bir stratejileri de var: Öcalan’ı unutturmak istiyorlar. Siyasi alanda bir aktör görünmez ise devletler açısından daha az problemli olan aktörler ön plana çıkarılıyor. Daha önce denenmiş ve amacı unutturmak olan bir strateji izleniyor. Uluslararası alanda da görüyoruz. Öcalan’ın açıklamalar yaptığı dönemde henüz görüşmeler sürerken, barışa yönelik açıklamaları basında çok yer alıyordu. Şimdi uluslararası basın yazmıyor.

Tecrit 20. yılına giriyor. Öcalan’ın özgürlüğü için 5 Eylül’de Brüksel’de kampanya startı verdiniz. Kampanya planlamanızdan biraz bahseder misiniz?

Bu, yıl dönümlerine dikkat çekmeye çalışıyoruz. Nisan ayında 70 yaşına girecek Öcalan ve tecritte de 20. yılına giriyor. Bunlar uluslararası anlamda henüz çok çok fazla bilinmiyor. Yani Kürt toplumunda ne kadar duyarlılık varsa da, dünya kamuoyunda duyarlılık halen azdır. O nedenle uluslararası dayanışmayı büyütmeye çalışıyoruz. Çünkü orada hala büyük bir potansiyel var. Kürtlerin büyük çoğunluğu zaten Öcalan’ın serbest kalmasını istiyor, talep ediyor, sürekli eylem halindedir. Uluslararası anlamda dayanışma, eylem, etkinlik yapacak kesimler henüz o kadar duyarlı değil. Kampanyamızda biraz buna ağırlık vereceğiz. Doğum gününde de büyük bir etkinlik planlıyoruz. O etkinliğe yönelik uluslararası çevreleri, STK’ları da dahil etmeye çalışıyoruz.

Öcalan’a uygulanan 20 yıllık tecrit, birçok ülkedeki müebbet hapis cezasında yatılacak süreyi de çoktan aştı. O anlamda “Vakit Geldi” şiarıyla yapacağımız bir yıllık kampanyada temel hedef tecrite karşı duyarlılığı uluslararası alanda yaygınlaştırmak. Sürekli etkinliklerimiz olacak şekilde planlama yapılıyor.

İnisiyatifinizde yer alan imzacıların İmralı’da yaşanan ağırlaştırılmış mutlak tecride yönelik tepkileri nasıl? 

Kürt halkı ve Türkiye kamuoyu yıllardır Öcalan’ı izliyor. Uluslararası imzacılarımız ya da dostlarımıza bu tecridi anlattığımızda inanamıyorlar. Böyle bir tecrit dünyada görülmediği için inanmakta zorlanıyorlar. Uluslararası kurumların buna nasıl izin vermesi, insan hakları örgütlerinin buna sessiz kalabilmesi onlara oldukça garip geliyor.

Uluslararası komplodan bugüne ülkelerin bu tutumunda bir değişiklik görüyor musunuz yoksa uluslararası komplo devam mı ediyor?

Başta şunu söylemek gerek. Sayın Öcalan’ın İmralı’da bulunması uluslararası komplonun bir sonucudur. Oraya getiriliş şekline baktığımızda birkaç devletin birlikteliği bu duruma yol açtı. Tecridin bu boyutta devam etmesi işkencedir. Birkaç tutsağın bütün haklarının ellerinden alınması uluslararası hukukun ihlalidir. Tecrit sisteminin bu biçimde ayakta tutulması da uluslararası güç dengelerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Yani hiçbir devlet Türkiye’ye ne kadar eleştirisi olsa da, bu noktada asla hiçbir devlet müdahale etmez. Ne kadar eleştirseler de Öcalan’ın tutsaklık koşullarıyla ilgili olarak hiçbir zaman Türkiye’yi eleştirmezler. Bu anlamda uluslararası bir konsensüs var. Komploda rol oynayan devletlerde bir değişiklik yok o açıdan.

Bu tutum sadece sayın Öcalan’a yönelik değil özgürlük hareketine karşı, Türkiye’deki direnişe, Rojava’daki Devrime karşı bir tutumdur. Bazı noktalarda yumuşama olsa da genel olarak devletlerin olumsuz bir tutumu var. Diğer yandan Rojava devrimiyle birlikte halklarda ciddi bir değişiklik oldu. Birçok genç, Kürdistan’daki özgürlük hareketiyle tanıştığı için oldukça heyecanlı. İşte bu bizim çalışmamıza çok ciddi yansıyor. Öcalan’ın kitapları birçok dile çevriliyor ve bu çeviriler gittikçe çoğalıyor. Birçok yerde paneller, seminerler verilerek, birçok insan da Öcalan’ın düşünceleriyle tanışıyor. O da çok olumlu bir etki yaratıyor ve destek büyüyor.

Düzenlenen imza kampanyasıyla 10 milyondan fazla imza noter onaylı şekilde Avrupa Konseyine teslim edildi. Avrupa Konseyi bu imzaların gereğini yerine getirdi mi?

2013-2015 yıllarındaki imza kampanyası Öcalan’ın ve diğer tutsakların özgürlüğünü isteyen bir kampanyaydı. Şimdi Avrupa Konseyine imzalar teslim edildi resmi olarak. Bu kampanya doğrudan Avrupa Konseyi’ne yönelik taleple değil, “Öcalan’ın özgülüğünü istiyoruz” diyen geniş bir taleple yapıldı.  Bu onları da ilgilendiriyor. Ulusal parlamentoları da ilgilendiriyor. Türkiye hükümetini ilgilendiriyor bu imzalar. Tabi Avrupa Konseyi, altını çizmek gerekirse devletlerin bir oluşumudur. Orada devletler bir sözleşme, bir anlaşma temelinde bir araya geliyorlar. Bu devletlerin birine terörist dediği zaman artık hakları kalmıyor. Demokratik hakları o kişi için kalmıyor. Bu maalesef çok çok yaygın bir hal aldı. Temel hakları engelleniyor öyle bir kişinin. Bu bütün Avrupa Konseyi’ndeki devletlerin siyaseti iken, onlardan çok ciddi bir müdahale beklentisi yanlış olur. Bizler tabi ki, yine de onlara baskı yapmaya çalışıyoruz. Ancak onlar bunun gereğini yerine getirmediler. CPT’ye çok ağırlık veriliyor, elbette tekrar İmralı’yı ziyaret programına alması gerekir. Çünkü orda ne olup bittiği konusunda çok kaygılıyız. Ama bu tecrit durumunu değiştirecek girişimleri CPT’den değil, Avrupa Konseyi’nin diğer organlarından istemek ve onları harekete geçirmek lazım. Parlamenter meclisi, bakanlar komitesi gibi.

CPT’nin cezaevlerine yapacağı ziyaret programına İmralı’yı almaması AK ve bağlı kurumlardan kaynaklı bir sorun mudur?

CPT, Avrupa Konseyi’nin bir organı. Belli bir bağımsızlığı var ama devlet siyasetinden çok bağımsız değil. CPT’de çok şeffaf değil. Şu her zaman geçerlidir: İmralı’ya ziyaret edilmesini isteyen üyeleri olabilir, istemeyen üyeleri olabilir. Demek ki, şu an bu ziyareti istemeyen üyeleri ağırlıkta. Bu skandal bir karardır. Çünkü İmralı’daki tutsakların hayatta olup olmaması teknik olarak belli değilken, CPT’nin elindeki imkanları oldukça hayati olan bu konuda kullanmamasını skandal bir durum olarak değerlendiriyoruz.

 
 

Gerry Adams: Öcalan derhal serbest bırakılmalı

   

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecrite tepkiler büyüyor. 35 yıl boyunca Sinn Fein liderliği yaptıktan sonra görevini devreden ve TİME 100 listesinde yer Öcalan’ın profilini yazan Gerry Adams, Türk devletinin Öcalan’a uygulanan tecrite dikkat çekmek için bir mesaj gönderdi.  Adams, Öcalan’ın sağlığı ve durumunun iyi olup olmadığı konusunda derin endişeler taşıdığını belirtti. Gerry Adams’ın mesajının tam hali: 

“Öcalan’a özgürlük kampanyasına desteğimi tekrar ifade etmek istiyorum. Kendini barışa adayan Öcalan, Türk devleti ile bir görüşme sürecini başlatma cesareti gösterdi fakat Türk hükümeti 2015 yılında bu yeni görüşme sürecini akamete uğrattı. Nisan 2015’ten bugüne kadar ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan’ın sağlığından ve iyi olup olmadığı konusunda derin endişeler taşıyorum. Onun özgürlüğü Türkiye’de ihtiyaç duyulan kalıcı barışın inşası için çok önemlidir ve hemen serbest bırakılmalıdır. Ayrıca Türk hükümeti Kürt halkının zulmetmeye son vermelidir.

Dayanışmayla…

Gerry Adams