Amed’in Sur ilçesinin Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde ”kentsel dönüşüm” adı altında 23 Mayıs’ta başlatılan yıkım sürüyor. 

Tarihi avlulu evleri, bazalt taşları, kilisileri, dut ağaçları, küçeleri ile ünlü Amedi’in kalbi Sur’un Alipaşa ve lalebey mahalleleri, AKP yönetimindeki Türk devletinin dayattığı ”kentsel dönüşüm” adı altındaki yıkım ve talanın kıskacında. Geçen yıl sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı mahalleler arasında yer alan Alipaşa ve Lalebey’deki kimi evler kepçelerle yıkılırken kimileri de yıkılmayı bekliyor. 

İş makenelerinin polis eşliğinde yıkıma devam ettiği mahallelerde ailelere yönelik baskılar da bitmiyor. Yıkıma karşı direnen ve evlerini terk etmeyen Surlular, önceki gün de Diyarbakır Valiliği tarafından arandı. Valilik, ”Evlerinizi boşaltın, boşaltmazsanız ceza da alırsınız” dedi. 

Valiliğin ardından Kaymakamlık

Sur’da uygulanan insanlık dışı politikalara rağmen evlerini bırakmayanlara bir tehdidin de dün Kaymakamlıktan geldiği öğrenildi. Direnişlerine başladıkları günden bu yana her türlü tehdide ve baskıya maruz kalan halk, Sur Kaymakamı ve aynı zamanda Sur Belediyesi Kayyumu olan Bilal Özkan’ın, evlerini bırakmayan halktan bazılarını arayarak 12 Haziran’a kadar süre verdiği ve ”Evlerinizi bırakın, çıkın, yoksa daha kötüsü olur” diyerek tehdit ettiği belirtildi.

Kaymakamın kendisini aradığını belirten bir Sur sakini şunları aktardı: ”Kaymakam dün beni aradı. Bana ‘Sur’dan hemen çıkmanız lazım’ dedi. O da bu emri validen almış. Ben de ona ‘devam eden bir mahkeme var, evden çıkmam’ dedim. Bana ‘paran bankada, sen git paranı al çık, daha sonra mahkeme yine devam eder’ dedi. Ben de ona karşı ‘ölsem de evimden ‘çıkmam deyince o da ‘O zaman siz bilirsiniz, gerisine siz katlanırsınız’ diye karşılık verdi. Bizi kaç defa ölümle tehdit ettiler. Güçleri yetiyorsa öldürsünler o zaman. Biz buradan çıkmayız, Sur’u bırakmayız. Ama bu sadece bizle de olacak iş değil, herkes Sur’a sahip çıksın. Burası yıkılırsa geride hiçbir şeyin kalmayacağının farkında olsun herkes.”

Sessiz bekleyiş

Tarihi Urfakapı’dan girince Melikahmet Caddesi’nin sağına düşüyor Alipaşa Mahallesi ve onun bitişiğindeki Lalebey. Her iki mahalle de bazalt taşlarıyla inşa edilmiş dar sokaklara ve tarihi avlulu evlere sahip. Yıkım hakkında neler düşündüklerini öğrenmek üzere Alipaşa ve Lalebey’e gidiyoruz.

Mahalleye adım atar atmaz çalı çırpı arasında kalan yıkık evler dikkat çekiyor. Mahalledeki sessizlik, terk edilmişlik hissi verse de içlere doğru yol alınca oruçlu olan halkın, yazın sıcağında serin avlularına kapandığını görüyoruz. 

Yazın sıcağına aldırış etmeyen çocuklar ise kimi zaman top oynayarak kimi zaman da tırmandıkları ağaçlarda dut kopararak eğleniyor. 

Gündüz vakti su ve elektriğin kesildiği iki mahallenin sakinleri de kalmakta ısrarlı. Doğup büyüdükleri Sur’u terk etmek istemeyen halk, evlerini yıktırmamak için uğraşıyor.

Ancak evimi başıma yıkarlar

Evi için yıkım kararı alınanlardan 90 yaşındaki Zehra Büyürhan, ömrünü Sur’da geçirenlerden. Çocuk yaşta göç sonucu Sur’a geldiğini ifade eden Büyürhan, yeni bir göçle Sur’u bırakmak istemiyor. Büyürhan, ”Devlet rahat bırakmıyor. Gidecek bir yerim yok, ancak evimi başıma yıkarlar ve altında kalırım. Her gün evi boşaltın diye tehdit ediyorlar ama dinlemeyeceğim” diyor.

Sur benim son sığınağım

Mahallesini terk etmeyen bir diğer sakini de Saime Öncü. 1990’lı yıllarda devletin köy boşaltma politikası sonucu Silvan’ın Cumatê (Dağcılar) köyünden göç etmek zorunda kalanlardan. Sur’a yerleştikten bir yıl sonra babası devlet tarafından katledilmiş. 2 çocuğuyla irlikte Sur’da yaşıyor ve evini terk etmeyeceğini söylüyor. 

Öncü, evi yıkılsa bile Sur’dan çıkmayacağını vurgulayarak, şunları ifade ediyor: ”16 yaşından beri buradayım. Burada yaşlandım. Bu yaştan sonra bırakıp nereye gideyim? Kimsenin ekmeğini, suyunu istemiyoruz, sadece evimizde ve mahallemizde yaşamak istiyoruz. Barış diye diye evimizi başımıza yıktılar. En iyi yaptıkları da bu oldu. Ben kararlıyım.”

Fareler bile bizi terk etti

Akşam saatlerinde işinden yıkılacaklar arasında bulunan evine dönen Hanif Yavuz, yıkıma öfkeli. Eşiyle konuştuğumuz sırada tozlu iş elbiseleriyle eve giren Yavuz, üstünü değiştirmeden kayıt cihazını açmamazı ve için dökmek istediğini söylüyor. Yavuz, kesik ve öfkeli konuşuyor: ”Elektrik ve suları keserek terk etmemiz dayatılıyor. ‘Müslüman’ diyen biri bunları yapıyor. Susuzluktan fareler bile bizi terk etti. Mahallede kedi kalmadı. Şunu iyi bilsinler; biz ölene kadar buradayız.”

Sıcakların 37 dereceyi bulduğu kentte bazalt taşlarından yapılmış avlusu yeni yıkanmış bir eve giriyoruz. Yaklaşık 100 yıllık ömrü olan tarihi evde hissedilen sıcaklık neredeyse 23 derece. Ev sahibi, ”Bizden bu evi terk edip betonarme binalara hapsedilmemizi istiyorlar. Ben bu avlumu terk etmem, hiçbir yere de değişmem” diyor.

Sokakları dolaşırken karşılaştığımız duvar yazıları Amedli ünlü şair Ahmed Arif’in ‘Diyarbekir Kalesi’nden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi” şiirindeki ”Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi” dizelerini akıllara getiriyor. Surlular da herkesin sessiz kaldığı Sur’un duvarlarına, taleplerini yazarak duyurmaya çalışıyor. Şiirdeki son dizeleri mırıldanarak, ayrılıyoruz: ”Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır / Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır / Tanı bunları / Tanı da büyü…




Nusaybin cezalandırılıyor


Nusaybin’in Abdülkadir Paşa, Fırat, Dicle ve Yenişehir mahallelerinde 10 aydır altyapı, üstyapı ve elektrik sorunu var. Devlet halkı mağdur ederek cezalandırmak istiyor. Halk ise direnmekte kararlı.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde ”sokağa çıkma yasağı”nın kaldırılması sonrasında kentin altı büyük mahallesinin yıkılması altyapı ve elektrik sorununu meydana getirdi. AKP kendisine yandaş olmayan halkı adeta cezalandırıyor. Abdülkadir Paşa, Fırat, Dicle ve Yenişehir mahalleleri tümüyle yıkılmış durumda. Tahrip olan altyapı ve elektrik direklerinin yenilenmesi adeta kaplumbağa hızında ilerliyor. Halkın TOKİ evlerine mahkum edilmeye çalışıldığı Nusaybin’de, mahallelerde sorunların neden çözülmediğini sormak için muhatap bulunamıyor. ‘Çalışmalar devam ediyor” ya da ”Ödenek bekliyoruz” cevabını veren DEDAŞ yetkilileri, çözüm yerini Nusaybin Belediyesi olarak işaret diyor.

Aslında göçe zorluyorlar

Dicle Mahallesi’nde oturan A.T, devletin kendilerini cezalandırmaya çalıştığını söyledi. Kendi evine geçici olarak uzatma kablosuyla elektrik çektiğini aktaran N.K ise, “Yaptığımız başvurular sonuçsuz kaldı. Eskiden belediye bizimdi, gidip her derdimizi çözerdik. Şimdi belediyeye gitmek cesaret istiyor. Evimize geldiğimiz günden bu yana mahallenin sorunları bitmek bilmiyor.  Buraları bırakıp gitmek için zorluyorlar ya da TOKİ’ye taşınalım diye yapılıyor bunlar. Ama benim evim buradaydı, niye yıktılar? Tabii ki onlara bırakmayacağım buraları” diye konuştu.

“Bizi cezalandırıyorlar” diyen F.T. ise şunları söyledi: ”Önce evlerimizi yıktılar, şimdi de bu sorunlarla bizi uğraştırıyorlar. Burayı terk etmeyeceğiz. Kendi sorunlarımızı kendimiz de çözeriz ama o koltuğa oturup reklam yapmasınlar o zaman. Orhan Miroğlu hangi yüzle yanımıza gelecek ki?”


ZUHAL ATLAN / ÖZGÜR PAKSOY / DİHABER / AMED