
Açlık grevine ilişkin bilgi veren Van TUYAD-DER Şube Başkanı Ahmet Aygün, "13 PKK'li tutsak sürgün edildikleri Van F Tipi Cezaevi'nde yoğun baskılara maruz kalmış, tecrit ve izolasyon altına alınmıştır. PKK'li tutsaklarda yoğunlaşan tecride ve cezaevi idaresine tepki göstermek amacıyla süresiz-dönüşümsüz açlık grevi başlatmıştır. A ve B koğuşlarında bulunan 20 tutsak da 13 PKK'li tutsağa destek vermek amacıyla açlık grevi başlatmıştır" dedi.
Adli mahkumla baş başa
Destek açlık grevinde yer alan tutsaklardan Arif Koç'un ağabeyi Ahmet Koç, Van Cezaevi koşullarına ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Firardan sonra Bingöl Cezaevi'nde aralarında kardeşimin de bulunduğu 26 kişi Van'a sürgün edilmişti. Kardeşimin telefonda bize söylediğine göre, Van F Tipi Cezaevi'ne götürüldüklerinden beri ikişer kişilik hücrelerde tutuluyorlar. Ancak bu hücrelerde yanlarında bir adli mahkum bulunuyor. Arkadaşlarıyla hiçbir şekilde diyalog kurmalarına izin verilmiyor. Kardeşim sürgün edildiğinden beri doğru dürüst görüşüne gidebilmiş değiliz. Cezaevini arıyoruz, bize görüş günü konusunda yanlış bilgi veriliyor."
Ağabey Koç, Cumartesi günü kendisini arayan tutsak kardeşinin "baskıların son bulması, üzerlerindeki tecridin kalkması ve cezaevinde bulunan arkadaşlarının yanına götürülmeleri" talebiyle süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını belirttiğini aktardı.
Muş'ta kadınlardan isyan
Muş E Tipi Kapalı Cezaevi'nde PAJK'lı kadın tutsaklar ise cezaevlerindeki baskılara karşı direnişe geçti. Erkek gardiyanların kadın tutsakların bulunduğu koğuşa girerek, koğuşu ikiye ayırmak, kitaplarına, kıyafetlerine, radyolarına el koymak istemesine karşı çıkan kadınlar bulundukları koğuştaki eşyaları ateşe verdi. Gardiyanlar kadın tutsaklara saldırarak darp etti. Yaralanan Mukaddes Çelik, Zeliha Belge, Yüksel Yaşar, Leyla Songur, Ayşe Ulaş, Seyran Demir, Naime Tuci, Necibe Armi ve Gurbet Çakar, Muş Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Dün sabah tekrar cezaevine gönderilen kadın tutsakların vücutlarında yanık, darp izi olduğu belirtilirken, kadınların gardiyanlar tarafından tacize uğradığı da öğrenildi.
Cezaevi önünde nöbet
Olay duyulur duyulmaz yüzlerce kişi cezaevi önünde toplanarak, dün sabaha kadar cezaevi önünde nöbet tuttu. İnsan Hakları Derneği avukatları cezaevinde tutsaklarla ve savcıyla görüştü.
İlk değil
Muş E Tipi Kapalı Cezaevi daha önce PKK ve PAJK'lı tutsakların koğuşlarına kamera yerleştirilmesi ve havalandırma süresini kısaltılması gibi keyfi uygulamalarla gündeme gelmişti. Son olarak geçtiğimiz günlerde haftalık telefon görüşmelerinde ailelerini arayan tutsaklar, cezaevi idaresi tarafından "örgütsel döküman oldukları" iddiasıyla kitaplarına, radyolarına ve yöresel kıyafetlerine el konulduğu aktararak, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunmuştu. Keyfi uygulamalara son verilmesi için TUHAD-DER Muş Şube Başkanı Ömer Özün'ün girişimlerinden sonuç çıkmadı. İHD Muş yönetiminden Avukat Kadir Karaçelik, uygulamaların hukuki bir dayanağının olmadığını, psikolojik baskı olduğunu belirtti. Karaçelik, "Koğuşlara kamera yerleştirilmesine ilişkin iddia son derece tehlikelidir ve özel yaşamın ihlali demektir. Devlet bir nevi siyasi tutsakları bu yöntemlerle psikolojik olarak çürütmeyi hedefliyor" diye konuştu.
Yürüyüşle protesto edildi
Muş'taki sivil toplum örgütleri cezaevinde kadın tutsaklara yönelik baskı ve saldırıyı ortak bir açıklamayla protesto etti. BDP Muş İl Örgütü, İHD Muş Şubesi, TUHAD-FED ve Eğitim Sen Muş Şubesi öncülüğünde yapılan yürüyüş, BDP İl Örgütü binası önünden Muş Belediyesi'ne kadar gerçekleşti. Yürüyüşte sık sık, "Baskılar bizi yıldıramaz", "Bijî berxwedana zindana", "Kadına uzanan eller kırılsın" sloganları atıldı. TUHAD-FED Başkanı Zübeyde Teker, cezaevlerindeki hak ihlallerinin devlet politikası haline geldiğini belirterek, "Bugün sevindirici olan tek şey arkadaşlarımızın yaşamını yitirmemesidir. Üzücü olan tek şey ise devlet faşizminin cezaevlerinde ısrarla sürdürülmek istenmesidir" dedi.
İHD Muş Şube Başkanı Saim Atılgan ise, Muş E Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki ihlallere ilişkin defalarca Cumhuriyet Başsavcısı'na ve Adalet Bakanlığı'na dilekçe verdiklerini; fakat karşılık alamadıklarını belirterek, cezaevlerinin şeffaf denetim mekanizmalarına açılması gerektiğini vurguladı. Atılgan, cezaevindeki ihlaller ve isyana ilişkin ciddi iddiaların olduğunu belirterek, bu iddiaları önümüzdeki günlerde raporlaştırarak, kamuoyuna açıklayacaklarını söyledi.
40 gün hücre cezası
Kırıklar 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde tutulan İzmir Gezi tutuklularına “slogan attıkları” gerekçesiyle toplam 26 ay iletişim cezası, “havalandırmaya takılan kameraları kırdıkları” gerekçesi ile de 40 gün hücre cezası verildi. Gezi tutuklusu İbrahim Kaya'nın ablası Aysel Kaya, hücre cezasına itiraz edildiğini ancak mahkemenin henüz karar vermediğini kaydetti.
Malatya'da da açlık grevi
Malatya E Tipi Cezaevi'nde C-2 ve C-3 koğuşlarında tutulan MKP ve TKP/ML davası tutsakları da açlık grevinde. Tutsaklar aileleriyle yaptıkları telefon görüşmelerinde, hapishanelerdeki keyfi uygulamalara ve psikolojik işkencelere karşı açlık grevine başladıklarını bildirdi. Tutsaklar, kelepçeli tedavi, havalandırma ve ring araçlarına kamera takılması, tutsakları ziyaret eden yakınlara "ince arama" adı altında taciz ve onur kırıcı davranışlar gibi uygulamalara karşı açlık grevine başladıklarını duyurdu.
HABER MERKEZİ
Çığlıkları karşılıksız kalmasın
BDP Kadın Meclisleri, Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki baskıları ve tutsaklara yönelik saldırıyı yazılı açıklamayla kınadı.
“Savaş dönemlerinin esir kamplarını aratmayan cezaevlerindeki gayri insani uygulamalar, tutsakların nefes almalarını bile engellemektedir” denilen açıklamada, kadın, çocuk ve hasta tutsaklara yönelik son derece keyfi uygulamaların tahammül sınırlarını aştığı belirtildi. Tutsakların yaşamlarını tehlikeye atma pahasına, isyan noktasına geldiğinin dile getirildiği açıklamada, “Çiçeğe, kitaba, kıyafete sakıncalı denilerek el konulması, kadın koğuşlarına kamera yerleştirilmesi, keyfi şekilde koğuşların değiştirilmesi, görüş ve mektup yasaklarıyla dışarı ile her türlü iletişim yasaklanması, son derece ağır tecrit koşullarını daha da ağırlaştırmakta ve dayanılamaz kılmaktadır” ifadeleri yer aldı. “Muş cezaevinde tutsakların yaşamlarını tehlikeye atarak koğuşlarını ateşe vermesi, tutsakların bu ağırlaştırılmış tecride ve keyfi uygulamalara artık yeter demesidir” denilen açıklamada, “Dört duvar arasında yakılan ateş, dışarıya taşan bir çığlıktır. Bu çığlığı karşılıksız bırakmayalım. Siyasi tutsaklar onurumuzdur. Onurumuza sahip çıkalım” çağrısında bulunuldu.
CPT inceleme yapmalı
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kıraç, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin (CPT) acilen Türk cezaevlerinde inceleme yapması gerektiğini dile getirdi.
Muş E Tipi Cezaevi'nde yaşananların vahim olduğunun altını çizen Kıraç, "Kadın mahpuslarla sadece kadın personelin ilgilenmesi zorunluluğu vardır. Koğuş aramaları da sadece kadın memurlar tarafından gerçekleştirilir. Muş E Tipi Hapishanesi'nde tutukluların içerdeki yaşamlarını geçirirken erkek hapishane personeli tarafından tacize maruz kaldıkları iddiaları çok vahimdir" dedi. Adalet Bakanlığı'nın cezaevi uygulamalarında uluslararası ve Avrupa'daki cezaevi kurallarına uygulanacağına yönelik güvence verdiğini hatırlatan Kıraç, "Ne yazık ki özellikle son zamanlarda bu konuda insanlık dışı, kötü muamele uygulamaları çok artmıştır. Hapishanede bulunan mahpusların kıyafet ve kitap bulundurma hakları vardır. Onların birer robot değil insan oldukları ve içerde yaşamın sürdüğü unutulmamalıdır" diye belirtti.
Bingöl M Tipi Cezaevi'nde yaşanan firar olayından baskıların arttığına dikkat çeken Kıraç, "Kamera sistemi mahpusların özel alanlarına yönelmemelidir. Özel alan sadece yattıkları odalar, banyo ve tuvalet değildir. Bütün günlerini geçirdikleri koğuş ve havalandırmada özel alandır. Kamera buralarda da olmamalıdır" dedi. Kıraç, koşulların iyileştirilmesi için yapılması gerekenleri ise, şöyle sıraladı: "Kadınlar, cezaevi sürecini, sivil toplumun denetimine açık bir biçimde yaşamalıdırlar. Bu kurumlar sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin çalışma yapabilmelerine olanak sağlayan bir biçimde yönetilmelidir. Yapılacak uygulamalarda hala bu alanda çalışan kurumların görüşleri alınmamaktadır. Sürekli hatalar yapılıp sonra düzeltmeler yoluna gidiliyor, bu bir kayıptır. Burada söz konusu olan insan haklarıdır. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin (CPT), vakit kaybetmeden inceleme yapmak üzere Türkiye gelmesi gerekmektedir."