Türk devleti Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak için şekillenmiş bir özel savaş devletidir. Türk devletinin cumhuriyet boyunca politikasına yön vermiş 1926 tarihli Şark Islahat Planı bunun kanıtıdır. Şark Islahat Planı’nda Kürdistan’ın nüfus yapısının Kürtler aleyhine nasıl bozulacağı, asimilasyon ve kültürel soykırımın nasıl gerçekleştirileceği ortaya konulur. Bu planın Kürdistan’da bir talimat gibi uygulanacağı da vurgulanır. Zaten bu belgenin altında tüm devlet yetkililerinin imzası vardır.
Bugün de Türkiye’nin politikalarına Şark Islah Planı’nın zihniyeti ve amaçları yön vermektedir. Kürtlerin kimliği, dili ve kültürüne yaklaşım hala bu plandaki gibidir. Bazı biçimsel değişiklikler olsa da, özde uygulanan ve hedeflenen budur. Tüm fırsatlar da Şark Islahat Planı’ndaki hedefler için değerlendirilmektedir.
Van depremi sonrası izlenen politika ve uygulamalar göz önüne getirildiğinde, Şark Islahat Planı zihniyetinin işbaşında olduğu görülür. Bu nedenle birçok insan “Bu bir doğa olayı değil, bizzat devletin yeni teknik imkanlarla gerçekleştirdiği suni bir depremdir” demektedir. İzlenen politika ve uygulamalar bu kuşkuyu yaratacak birçok veri sunmaktadır.
Dünyada 6,2 yukarısı birçok deprem olmuş, ancak bu kadar perişanlık, çaresizlik ve göçün yaşandığı başka bir örnek görülmemiştir. Van’da yaşananlar dünyada ilktir. Eskiden Türkiye’de bundan daha büyük depremler olmuş, ama hiç bu kadar çaresizlik ve göç yaşanmamıştır. Deprem için kullanılan “Deprem değil, tedbirsizlik öldürür” biçiminde bir söz vardır. Van’da da deprem değil, hükümetin politikaları halkı çaresizlik içinde göç etmeye zorlamıştır.
Son zamanlarda halkın barınma ihtiyaçları karşılanmadan çadırlara sunulan hizmete son verildiği, yine konteynırların yetersizliği ve halkın çaresizliğe mahkûm edildiği haberleri geliyor. Kuşkusuz halkın devletten beklememesi, kendi sorunlarını kendisinin çözmesi taraftarıyız. Ancak sürekli ekonomik ve sosyal alanda nasıl gelişmeler yaratıldığı ve halkın sorunlarının nasıl çözüldüğü propagandası yapıldığı için, hükümet politikaları ve yarattığı sonuçları ortaya koymak gerekmektedir.
AKP Hükümeti “Ekonomimiz iyi durumdadır” demiş, ama imkanlarını Van için seferber etmemiştir. Zaten dış desteği de kabul etmemişti. Türkiye içinden yapılan yardımlar bile Van’a ulaştırılmamıştır. Televizyonlarda günlerce kimlerin ne kadar yardım verdiği ve vereceği propagandası yapılmıştır. Bunlar bile Van’a yansımamıştır. Halk, yaşamı rahatlatacak bir çabanın sergilenmediğini açıkça söylüyor. 1999 İzmit depreminden sonra deprem vergisi çıkarılmış, buradan toplanan milyonlarca Dolar dış borçların kapatılmasına ve silahlara harcanmıştı. Herhalde televizyonda söz verilen yardımlar ya yapılmamış ya da toplayanlar başka işler için harcanmıştır.
Van’da halkın çoğunluğu göç etmiştir. Bu durum Türkiye’nin herhangi bir şehrinde olsaydı basında sürekli gündem olur, hükümetin politikaları eleştirilirdi. Ama Van bir Kürdistan şehri olunca, bu kadar zulüm ve göç ettirme normalleşiyor. Çünkü Van’daki durum mercek altına alınırsa devletin Kürt politikası açığa çıkar. Şark Islahat Planı’nın nasıl güncelleştirildiği görülür.
Her şeyi bir tarafa bırakalım, Van’daki TOKİ konutları konusu bile ele alınsa devlet politikalarının içyüzü açığa çıkar. Van’da binlerce insanın barınacağı TOKİ konutları yapılmış, bu bloklar depremde zarar görmemiştir. Bazı eksiklikleri olan bu bloklara binlerce, hatta on binlerce insan yerleştirilebilirdi. İnsanlar bu bloklara yerleştirilebilir ve bir yandan da eksiklikler giderilebilirdi. Ya da çok kısa sürede eksiklikler giderilebilir, insanlar yerleştirilebilirdi. Ama bu yapılmamıştır. Satılmak için yapılan bu konutlara depremzedeler sokulmamıştır.
Türkiye’nin başka bir yerinde böyle bir deprem olsaydı, o konutlar hemen barınmaya açılırdı. Devlet açmasa bile halk öldürücü kış koşullarında o konutları işgal ederdi. Ancak ne devlet bu konutları açmış, ne de halk işgal etmiştir. Konutlar orada dururken halkın çaresizliği Türk basınına yansımamıştır. Bir iki gazete bunu haber yapmışsa da takip edilmemiştir.
Halbuki Van’da insanların ilk zorunlu ihtiyacı barınmaydı. Bu nedenle bu konutlar ne kadar parayla yapılmış, kime verilecekmiş, bunların önemi olamazdı. Çocukların, hastaların, yaşlıların durumu dikkate alınırsa hemen barınmaya açılabilirdi. Bu bile başlı başına Van’da yaşayan halka nasıl yaklaşıldığının kanıtıdır.
Van’daki devlet ve hükümet politikalarını tüm Kürtler iyi görmelidir. 1990’lı yıllardaki köy yakmalar ve faili meçhul cinayetler temelinde insanları ülkesinden kaçırtanlarla depremden sonra Vanlıları göçertenler aynı politika sahipleridir. Bir yandan asimilasyon, diğer yandan göçertmekle Kürtler güçten düşürülüp bitirilmek isteniyor. Metropollere göçertilip kültürel soykırım değirmeninde öğütülmeleri hedefleniyor. Nitekim “İstanbul ve İzmir’e gidenler bir süre sonra Kürtçülükten kopuyor, aş-iş derdine düşüyor ve entegre oluyor” diyorlar. İşte Kürtler üzerinde uygulanan soykırım politikasının en yalın tarifi budur. “İnkar ve asimilasyona son verdik” söylemi altında inkar ve asimilasyon en yaygın biçimde uygulanıyor.
Tüm Kürtler ve demokrasi güçleri Van’ı unutmamalıdır. Van’da izlenen Kürt politikaları ve uygulamalar bilince çıkarılırsa, yurtseverlik bilinci gelişir ve demokrasi mücadelesi daha yüksek düzeyde yürütülür.