- Van'da seçilmiş iradenin yerini gasp eden anlayışın temsilcisi olan kayyum Ozan Balcı'nın, delegelerin özgür iradesiyle göreve gelen Vanspor yönetimine müdahalesi, bir zihniyet meselesidir.
DEVRİM GEWDA
Bir yıldan fazladır bu topraklarda, uzun zamandır özlemini çektiğimiz bir iklim filizlenmeye başladı. Barış süreci yalnızca ölümlerin önüne geçmekle kalmadı; aynı zamanda toplumun farklı kesimleri arasında yeniden bir arada yaşama umudunu güçlendirdi. Elbette hâlâ aşılması gereken büyük engeller var. Bunların başında ise korku ve gerilim üzerinden kendini yeniden üreten siyasal anlayış geliyor. Faşizm, toplumsal bir anksiyete hâlidir; korkuyla beslenir, gerilimi canlı tutar ve varlığını bunun üzerine inşa eder. Bu nedenle toplumun huzurundan değil, sürekli bir çatışma ikliminden güç alır.
Bu yazıyı kaleme almamın nedeni de son bir aydır yakından takip ettiğim ve giderek daha da düşündürücü hâle gelen bir gelişmeyi paylaşma isteğimdir. Barışa olan inancımı korumak istiyorum, ancak yaşanan haksızlıklar karşısında sessiz kalmanın da vicdani bir karşılığı olmadığını düşünüyorum.
Vanspor Olağan Kongresi, 1 Haziran 2026'da gerçekleştirildi. Tek aday olarak seçime giren Şahin Aslan ve yönetimi, delegelerin iradesiyle kulübün yönetimine seçildi. Kulüp, ciddi ekonomik sıkıntılarla, borç yüküyle ve yönetimsel sorunlarla karşı karşıyayken bu sorumluluğu üstlenmeleri başlı başına önemli bir fedakârlıktı. Bugün ortada ağır borç yükü altında ezilen bir kulüp varken, onu ayağa kaldırmaya çalışan insanlara destek olmak yerine neden sürekli engeller çıkarılıyor? Asıl sorulması gereken soru budur.
Değişmeyen refleksler
Türkiye'de ne zaman Kürt kimliği kamusal alanda görünür hâle gelse bazı çevrelerde yeniden yükselen reflekslerin ortaya çıktığını görmek artık şaşırtıcı değildir. Bunun tarihsel ve siyasal arka planı vardır. Kemalizm üzerine yıllardır süren tartışmalar da tam bu noktada önem kazanıyor. Kemalizm, yalnızca bir yönetim anlayışı değil, aynı zamanda devletin kendisini sürekli yeniden üreten ideolojik refleksidir. İktidarlar değişse de devlet aklının önemli ölçüde aynı kalmasının temel sebeplerinden biri budur. İslamcısı, milliyetçisi ya da solcusu... Farklı siyasi aktörler iktidara gelse bile devletin kurumsal refleksleri çoğu zaman değişmiyor. Eleştiriye kapalı bir kutsallaştırma alanı oluşturduğu ölçüde demokratik gelişimin önünde engel hâline gelmektedir. Devleti geçmişin şartlarına mahkûm eden, değişimden korkan ve farklı kimliklerle eşit ilişki kurmakta zorlanan bu anlayış, Türkiye'nin demokratikleşme sürecini de sürekli geciktiriyor.
Kayyumun müdahale çabası
Bugün Vanspor etrafında yaşanan tartışmalar da bu zihniyetin güncel bir yansımasıdır. Van'da seçilmiş iradenin yerini gasp etmiş bir yönetim anlayışının temsilcisi olan kayyum Ozan Balcı'nın, delegelerin özgür iradesiyle göreve gelen Vanspor yönetimine yönelik tutumu, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. Van halkının oyuyla değil, merkezi idarenin kararıyla görev yapan bir makamın, demokratik bir kongre sonucunda oluşmuş kulüp yönetimine müdahale etmeye çalışması, kabul edilemez.
Neden Manisa/Akhisar?
Van'ın çevresinde çok sayıda uygun stat bulunmasına rağmen takımın yaklaşık 21 saat uzaklıktaki Manisa/Akhisar'a yönlendirilmek istenmesi, sporun ruhuyla da hakkaniyet ilkesiyle de bağdaşmıyor. Üstelik İstanbul'daki yoğun Van nüfusu dikkate alınarak yapılan "İstanbul'da oynama" talebinin güvenlik gerekçesiyle reddedilmesi de kamuoyunu ikna etmekten uzaktır. Vanspor'un neden güvenlik tehdidi oluşturduğu sorusuna bugüne kadar tatmin edici bir cevap verilmiş değildir.
Halkın iradesine rağmen
Daha da düşündürücü olan ise bütün bu tartışmaların giderek kişiselleştirilmesi ve kulüp yönetiminin meşruiyetinin sorgulanmaya çalışılmasıdır. Oysa Şahin Aslan, göreve devletin atamasıyla değil, delegelerin oylarıyla gelmiştir. Demokratik meşruiyetin kaynağı budur. Toplumları ayakta tutan devlet değil, devleti var eden toplumun kendisidir. Hiçbir dönemde devlet, toplumun iradesinden daha büyük olmamıştır. Sorun tam da burada düğümleniyor.
Van halkı yaşanan süreçte bir kez daha acı bir gerçekle yüzleşti. Kürt meselesi söz konusu olduğunda yıllardır dillendirilen kardeşlik söylemlerinin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Etnik kimlik üzerinden ayrımcılık yapılması, dini söylemlerle de bağdaşmıyor. Bugün Vanspor'a yönelik uygulamalar, aynı zamanda eşit yurttaşlık duygusunu da yaralıyor.
Nasıl ki Amedspor yıllar boyunca karşılaştığı engellere rağmen toplumsal bir karşılık üretmeyi başardıysa Vanspor'un da bu süreci aşacağına inanıyorum. Barış ve Demokratik Toplum Süreci güçlendikçe, korku siyasetinden beslenen anlayışların etkisi azalacaktır. Bu coğrafya yeni bir dönemin eşiğindedir. Tarih, belki de uzun yıllardır ilk kez bu topraklarda yeni bir şafağın doğuşuna tanıklık etmeye hazırlanıyor.