Muhammed KAYA

‘Kültürel ırkçılık dünyanın dört bir ucunda adeta bir veba salgını gibi gün geçtikçe yayılıyor“… „Bu topraklardaki barış ve huzur ortamının bozulmasına hiçbirinizin müsaade etmeyeceğini düşünüyorum.“

Bu sözler nerede ve kim tarafından kullanılmış olabilir?

Acaba 27 Kasım 1895 tarihli ve 30 Aralık 1896 tarihinde Stockholm’de açıklanan vasiyetnamesiyle Alfred Nobel tarafından kurulan derneğin verdiği, insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşıyan en prestijli bir ödül töreninde kullanılmış olmasın? Belki İsveç kraliyet ailesinin davetlisi olarak katılan ve saygın ödülü alanlardan biri tarafından kullanılmıştır. Neticede barış ve huzur ortamından bahsediyor. Ama yok, ora değil.

Bence ırkçılıktan bahsettiğine göre Uluslararası Irk Ayrımı İle Mücadele Günü vesilesiyle söylenmiş olmalı. Irkçılığın veba salgını gibi yayıldığından bahsettiğine göre kesinlikle 21 Mart günü söylenmiştir. Ne de olsa 21 Mart en gerici barbarlığa karşı yürütülen mücadelenin sembolü Newroz günü ve aynı zamanda dünya ırk ayrımı ile mücadele günüdür. Ama değilmiş.

Google ve Yandex kardeşlere sordum maalesef beni dumura uğrattı. Bu sözler ne yazık ki gazetelerin ifadesiyle Türkiye başkanı, daha doğrusu 12 Eylül bozması 16 Temmuz ürünü Anayasa’ya göre bile cumhurbaşkanı olan Erdoğan tarafından söylenmiş. Nerede? Gagauzya’da. Google demişken, bu Gagavuzya’nın nüfusu 2014 sayımlarına göre 134.535 kişi imiş. Yani kaba hesaplamayla Amed’de Bismil, Silvan, Lice’nin toplam nüfusunun yarısı kadar ediyor. Amed Bağlar’da ilk okulu okuduğum semtteki 5 Nisan, Mevlana Halit ve Şeyhşamil Mahallelerin nüfusları bile daha fazla! Google üzerinden bu Gagavuzya Cumhuriyeti halkının ne tür hakları varmış diye araştırıyorum. Öncelikle Gagavuzya Cumhuriyetinin özerk yani otonom olduğunu öğreniyorum. Ee hani özerklik ülkeyi bölerdi? Özyönetimi varmış Gagavuzya halkının. Peki Silvan, Bismil, Lice ve daha onlarca belediyeye niye kayyum atandı? 96 belediye başkanı yetmedi 256 mahalle muhtarı da kayyumlandı. Belediyelere kayyum atanmasının gerekçesi özyönetim ilanları gösterilmişti. Mahalle muhtarları ise HDP oyları nedeniyle. Yani halk HDP’e oy veriyor, Erdoğan muhtarları görevden alıyor! Halktan alamadığı oyların öcünü muhtarlardan çıkarıyor.

Gagavuzya meselesine dönelim biz. Gagavuzya’da kullanılan diller ise Gagavuzca, Rusça ve Moldovca imiş. Moldova misak-ı millisi sınırlarları içerisinde hem özerk yönetimleri var hem de anadilleri resmi! Anayasa 3. madde:  “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” Türkiye’de Kürtçenin ise hali ortada. Resmi dil olsun desek hemen “vatanın bölünmez bütünlüğünden” girilir, örgüt ismi bize bırakılmadan anında örgüt üyeliği, yöneticiliğinden soruşturma açılır. Dengbêj Kawis Axa’dan Genç Xelîl stranını dinleyeyim, Facebookta paylaşayım desen iyi halden bile olsa en az 1 yıl 6 ay örgüt propagandası cezası alırsın.

Hal böyleyken insanın, ey Cumhurbaşkanı yiyorsa buyur kendi ülkende, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde „Kültürel ırkçılık dünyanın dört bir ucunda adeta bir veba salgını gibi gün geçtikçe yayılıyor“… „Bu topraklardaki barış ve huzur ortamının bozulmasına hiçbirinizin müsaade etmeyeceğini düşünüyorum“ gibi bir cümleyi kur da görelim diyesi geliyor. Kolay mı kardeşim, yıl olmuş 2018, Karadeniz yaylalarında birlikte çay topladığınız, yanında danışman kadrosuyla çalıştırdığın kızını 1 gün Elazığ hakimi, ertesi gün Yargıtay tetkik hakimi ve 3 günlük mesai sonrası tekrar yanına aldırdığın kadının annesinin başında olduğu Danıştay senin bu cümleyi kurduğun gün “varlığımız Türk varlığına armağan olsun” adlı 1933 model “andımız” adlı ırkçı şiiri okullardan kaldıran düzenlemeyi iptal etti. Danıştay 8. Dairesi’nın 2018/2319 numaralı kararının gerekçesi ise: “Metinde yer alan kavram ve ilkeler, Anayasamızda anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu gibi milli eğitim sistemimizin Kanun ve Yönetmelikte belirlenen temel amaçlarını da ortaya koymaktadır. Öğrenci Andı adlı bu metin zaman içinde değişikliklere uğramakla birlikte öğrencilere öğretilmek ve davranış biçimi olarak kazandırılmak istenilen değerlere ilişkin kavram ve ilkelerde bir değişiklik olmadan uzun yıllar okullarda okutulmuştur.”

Söz konusu kararın gerekçesi diyor ki her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan vatan sınırları haricinde barış ve huzura atıf yaparak ırkçılığı yerse de, aslında bu devletin tarihinde, anayasasında ve kanun ile yönetmeliklerde belirlenen eğitim sisteminin genetik kodlarında ayrıştırıcı, ötekileştirici anlayış bulunmaktadır. Bu anlayış da ebediyen yaşayacaktır.

Bundan kelli cümle okullarda tekrar “varlığım Türk varlığına...” armağan edilecek ve son olarak “ne mutlu Türküm diyene” sloganı atılacak. Apê Musa’nın dediği gibi “Hele şu lafa bakın: „Ne mutlu Türküm diyene!“ Yani biz Kürtler, On bin yıllık Zagros ve Mezopotamya çocukları; Kırgız, Moğol, Tatar kökenli olmadığımız için mutsuz mu olacağız?“

Tabi ki de yoxx loo!!