Geçtiğimiz Pazar hükümet, Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini de fırsat bilerek iki kararname yayınladı. Bu kararnameler ile tarihi zaten her daim utanılacak bir dolu olayla dolu olan cumhuriyetin kanımca uzak ara en kara anlarından biri yaşandı. Türkiye’nin hemen hepsi özelleştirme kapsamında olan ve bir rivayete göre toplam piyasa değeri 200 milyar dolara yakın Bankaları, şirketleri, havayolları ve hatta posta işletmeleri dahi Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Şimdi haklı olarak okuyucu devredilsin, ne var bunda, Saray diktası zaten her istediği gibi at oynatmıyor muydu bu şirket ve kurumlarda diye sorabilir.
Ama unutmamak gerekir ki Kürdistan ve Türkiye ekonomileri hem temel sömüren-sömürülen odaklı merkez-çevre ilişkilerinde hem de diğer birçok alanda aynı gemidedir. Ve aslında okuyucu esasında da haklıdır saray diktası bu kuruluşlarda istediği gibi at oynatmaktadır. Peki neden saray diktası tarafından varlık fonu yapılanmasına ihtiyaç duyulmuştur?
Herşeyden önce temel olarak varlık fonu nedir sorusuna cevap vererek bu soruyu cevaplayalım: Varlık fonu genelde petrol gibi değerli bir hammadde üreterek bütçe fazlası veren (Qatar ve Norveç Gibi) ya da dış ticaret fazlası (Çin) ve büyük emeklilik fonları biriken ülkelerin (Norveç vb) uyguladıkları, refah arttırıcı olarak kurulan birer kapitalist örgütlenmelerdir. Bu ülkeler bu fonları daha hızlı karar almak ve tamamen serbest piyasa mantığında kullanmak adına, bütçe denetimi olmayacak şekilde dizayn etmişlerdir. Burada ilk temel kavram ‘’Bütçe Denetimi Dışında“ olmasıdır. Saray diktası bu fona özellikle meclis denetiminden başkanlığın yasallaşmasını dahi beklemeden hemen kurtulmak için ihtiyaç duymuştur. Sayıştay neredeyse işlevselliğini yitirmiş bir denetim kurumu olmasına rağmen bugün medyaya düşen iki raporu ile bile Sarayın kabusu olmaktadır (Antep havaalanının yapımındaki 30 milyon TL’lik yolsuzluk ve AKP’li Kocaeli Belediyesindeki denetim sonucunda yolsuzlukları yakalayan raporları).
Sayıştay raporaları kanunen meclisten geçmek zorundadır. Her ne kadar yapılan yolsuzluklar saklanmaya çalışılsa bile bazen gizlenemez ve mecliste KİT komisyonunda ve genel kurulda muhalefetin eleştirileri ile karşı karşıya kalınır. Bir diğer hususta ne petrol gibi bir emtia ile bütçe fazlası veren ne de dış ticaret fazlası olan yani kısaca parası olmayan, Türkiye’nin bu fona neden ihtiyaç duyduğu aslında bu ‘’Bütçe denetimi dışında“ kavramının içindedir. İşte tam da bu noktada Saray başlayan ama ertelemek adına Merkez Bankası Dolar rezervlerini eriten ekonomik krizi saklamak amacı ile meclis denetimini ve Sayıştay raporlarını by-pass etmek adına bu fonu devreye sokmuştur.
Varlık Fonu Saray ve Hükümetin ‘’paralel devlet“ ile mücadele ediyoruz dediği bir dönemde meclisten sanki çok acele imiş gibi sinsice ve hızla 19 Ağustos 2016’da geçirilmiştir. Ve bu pazar yayınlanan iki kararname gece vakti (beylik bir retorik olarak algılanmasın gerçek anlamda) bizden kesilen vergilerle kurulan, finanse edilen ve çalışan şirketler ile özellikle Antalya ve Aydın gibi turizm bölgelerinde ki 40’a yakın Taşınmaz bu fona devredilmiştir. İkinci kararname ile de Savunma Sanayi Fonundan 3 Milyar TL (Eski para ile 3 katrilyon) bu fona devredilmiştir. Türkiye’de hiç bir şirket göstermelik bir kaç meblağ dışında kurumlar vergisi ödemez (Gelişmiş ve OECD ülkelerinin aksine). Kurumlar vergisi yanlışlıkla çıkan şirketlerin borçları da (millete küfür eden saray müteahitlerininkiler gibi) hemen bir af uydurularak silinir. Türkiye’nin gerçek tek vergi geliri emekçilerin ödedikleri KDV’dir. Yani bu şirketler gerçek anlamı ile bizimdir. Savunma sanayi fonu da oynanan şans oyunlarından ve faturalara gizlenen miktarlarla yine bizler tarafından oluşturulmuş bir fondur. Yani devredilen şirketler de para da bizimdir. Ve benim tahminime göre bu fona devredilecek diğer fonlar da İşsizlik Fonu ve Kıdem Tazminatı Fonudur yani emekçilerden kesilen paralardır. Hükümet sözcüleri bu fonlarda biriken paralara göz koyduklarını hemen hemen her fırsatta dile getirmişlerdir.
Özellikle devredilen paranın yaklaşan Referandum öncesi Sarayın hırsı doğrultusunda ‘’evet“ kampanyası için kullanılacağını anlamak için ekonomist olmaya gerek yoktur. Ekonomik Kriz kıskacında sıkışan hükümet ve saray çareyi emekçinin malını yağmalamakta görüyor iken bu bile başlı başına ‘’Hayır“ demek için bir sebeptir.
Ama Varlık Fonu’nda biz ve aklımızla dalga geçen en önemli gelişme bu fonun ‘’dolar 3 liranın altına iner“ dedikten sonra neredeyse bir ayda yüzde otuz değer kazanmasını ön göremeyen sözde ekonomist özde jöleli bir Saray soytarısı tarafından yönetilecek oluşudur.