10 yıl kadar oluyor. Bir arkadaşım hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişti. Frankfurt yakınlarında bir „Alevi“ derneğinde getirilmişti „cenaze“si. Tabut orak-çekiçli bir bayrakla kaplanmıştı. Arkadaşa ilişkin bildiriler dağıtılıyor, yoldaşları birbirine O’nu anlatıyordu. Daha sonra İslami bir gidişat ve ritüeller… Ağabeyine sordum, „Bu nasıl bir keşmekeş, bu ne çelişki yoldaş?“ „Amcamı kıramadık“ dedi. Kısacası devrimci yaşayıp, ateist ölüyor, Müslüman gömülüyor. Doğru mudur? Yakışıyor mu?
İrfan Çelik’in ardından eşi Mukaddes Erdoğdu Çelik’in hazırladığı „Bizim Çakır-Devrim Hamalı“ kitabını okudum. Kitabın arka kapağında İrfan Çelik’in mezarının fotoğrafı var. Mezar taşında „Ruhuna Fatiha“ yazıyor. Muhtemelen anne-babası yazdırmıştır. Ama İrfan Çelik’in yaşamına, yaşam ilkelerine uymuyordu. İrfan Çelik’in İslami kültürü yaşadığı bir tarihi olmuş mudur? Ben olduğuna inanmıyorum. Hakkında duyduklarım, okumadıklarım beni doğruluyor.
En son, 12 Eylül öncesi DEV-GENÇ başkanlarından Bülent Uluer’in cenazesinde de benzer çelişkiler yaşandı. Gerçi Bülent Uluer bir söyleşisinde „Fil süresi“ni okuduktan sonra sosyalist olduğunu söylüyor. Uluer’in de naaşı camide kalktı. Yoldaşlarının bir itirazı oldu mu bilmiyorum. Ama birçok devrimcinin kafası karıştı. Bunu sesli düşünenler de var, içinde saklayanlar da. Bazı arkadaşlar, „Ben öldükten sonra ne yaparlarsa yapsınlar“ diyor. Bu tavır doğru değil. Zira İslami faşizm, ölünüzü „Allah“ın huzuruna İslami usullerle yollarsa, hem büyük sevap kazanmış oluyor, hem de bir gayrimüslümü müslümanlaştırarak „Cenneti“ garantiliyor. Yani dirinizi faşizme hizmet ettiremeyenler, ölünüzü asimilasyona alet ediyorlar. Bu durum özellikle bazı „Alevi“ derneklerinde sıkça gözleniyor. Bu kısım molla zihniyetliler uygulamaları ile „Cemevi“ niyetine açılan mekanları minaresiz camiye çeviriyorlar. Alevileri de „Müslüman“a döndermiş oluyorlar.
Aleviler ençok „cenaze“ törenlerinde, ritüellerinde asimilasyona uğruyorlar. „Dede“ diye takdim edilen bazıları yıllardır İslam misyonerliği yapıyorlar. Bu böyle devam etmez, etmemelidir.
Bundan dolayı öneriyorum: Lütfen VASİYETİNİZİ yazınız! Ben nasıl yaşadıysam öyle de gömülmek istiyorum. Ölüye saygı da bunu gerektiriyor.
Ailenizi, yakınlarınızı, dostlarınızı vasiyetinizden haberdar ediniz. Kırılmasından endişe ettiğiniz yaşlı insanları ikna etmeye uğraşın. İkna olmuyorsa, kalbi kırılacaksa kırılsın. Size dayatılan İslami işleyişi kesinlikle ret ediniz. Alevi yaşadınız, devrimci yaşadınız. Yaşamınıza uygun defn edilmek en doğal hakkınızdır. Hakkımızdır. Bu hakkın istismar edilmesine fırsat verilemez.
Bundan dolayı bir kez daha yeniliyorum: Herkes vasiyetini yazmalı, nasıl yaşadıysa öyle defn edilmelidir.
***
Bu arada Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan saldırıyı kınıyorum. Tek, tek… anlayışıyla topluma empoze edilen faşizme karşı birlikte durmak görevdir.
Hatun Tuğluk’u saygıyla anıyorum.