
I.Dünya savaşının sona ermesinin üzerinden 100 yıl geçti. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan paylaşım savaşının aktörleri yüzyıl sonra 11 Kasım'da, Paris'te bir araya geldi. İlginçtir; bu buluşmada iki asırdır halkları birbirine kırdıran "milliyetçilik"in reddedilmesi çağrısı yapıldı. Hem de milliyetçiliğin anavatanı Fransa'da.
Macron, milliyetçiliği "vatanseverliğe ihanet" olarak tanımlarken, 'bununla bir ulusun en değerli şeyinin -ahlaki değerlerinin- söküp atıldığını' da ekledi.
Çıkar hesapları için her türlü ahlaki değere saldırmayı, yok etmeyi düstur edinen kapitalist sistem sözcülerinin ahlaki değerlerden sözetmiş olmaları yalan da olsa önemlidir.
Yüz yıl önce sınırların çizildiği ve Kürtlerin yok sayıldığı Ortadoğu'da bugün 3.Dünya savaşı yaşanırken I.Dünya savaşının temel aktörleri bir asır sonra bu sefer Suriye sahasında yine çıkarları için kapışıyor.
I.Dünya savaşından sonra varılan Sykes-Picot miadını dolduralı 3 yıl oldu. Savaşın aktörleri tarafından o zaman bu "gizli" anlaşmayla saf dışı bırakılan kesim Kürtlerdi.
Aynı aktörler, 1921 yılında Fransa ile dönemin Ankara hükümeti arasında imzalanan Ankara Anlaşması ile Suriye-Türkiye sınırını belirlemiş, Lozan Anlaşması ile de bunu resmileştirmiş, dört parçaya böldükleri Kürtleri yok saymıştı.
Lozan'ın 100. yılını doldurmasına ise 3 yıl kaldı ve sınırların yeniden belirleneceği Suriye'deki savaş henüz sonuçlanmış değil.
Suriye savaşının başlarında savaş önceden belirlenen senaryo dahilinde yürüyecekti. Bir tarafında ABD-AB ülkeleri ile bölgesel işbirlikçileri TC-Suudi ve Katar, diğer tarafında ise Suriye rejimi, İran, Rusya ve kısmen Çin'in yer aldığı iki blok vekaleten savaştırdıkları güçlerle istenileni elde ettikten sonra kendi aralarında gerekli paylaşımları yapacaktı.
Ancak yüz yıl önce yok sayılarak sahanın dışına itilen Kürtler, bu defa sistemin çarkını bozacak bir hamle yaptı.
40 yıllık özgürlük mücadelesi ile ciddi deneyimler kazanan, Ortadoğu'da yeni bir anlayışla mücadele eden ve gerçek anlamda demokratik katılımcı siyaset geliştiren Kürtler, sahada halkların da var olduğunu söyledi. "Demokratik özerklik" adını verdiği ilk pratik adımları, giderek diğer bölge halklarını da kucaklayacak şekilde genişletip "demokratik ulus" formülasyonu ile projelendirdi.
Bu eksenden bakılınca, hasarları 100 yıl sonra bile onarılamayan I.Dünya savaşının yıldönümünde "toplumun ahlaki değerlerinin korunması" söyleminin yanlış ağızlarda dilendirildiği görülüyor.
İki dünya savaşında sahne gerisine itilen ve yokoluşa terkedilen Kürtler, varolduğunu kanıtlamak için 40 yıllık zorlu bir mücadele yürüttü. Kendini var etmekle kalmadı, bölge halkları ve insanlığın kurtuluş umudu haline gelmeyi başardı.
DAİŞ'a karşı Şengal'de, Kobanê'de ve "hilafet başkenti" Rakka'da yürütülen destansı direniş ve tüm dünyanın bu direnişe kilitlenip hayranlık duyması bu gerçekliğin teslim edilmesidir.
Bu açıdan Macron'un sözleri çarpık ve temelsizdir. Kürtleri ve bölge halklarını milliyetçilik zehriyle ulus-devletlere kırdırmak için her fırsatı değerlendiren bu sistemin aktörleri değil mi?
Söz konusu ahlaki değerlerin en büyük savunucusu ve uğruna en fazla bedel ödeyenin Kürtler olduğu bilindiği halde, Şengal ve Kobanê direnişleriyle insanlığın takdirini ve hayranlığını kazanan Kürt Özgürlük Hareketi'ne "terör" yaftası yapıştıran ve uluslararası alanda Kürtlerin söz hakkını gaspetmek isteyen, Hareketin önder kadrolarının başına ödül koyan ve "ahlaki değerler" konusunda rol çalmaya kalkan yine bu ikiyüzlü sistemin kendisidir.
Kürtlerin hamlesiyle Suriye'de hesapları tutmayan uluslararası aktörler, çıkarları gereği TC'yi daha fazla kontrol altına alabilmek için Kürtleri kurban etmeyi, hangi ahlaki değerle izah edebilecektir?
İdlib'de selefi çetelerin hamisi olan TC'yi memnun etme amaçlı olsa da, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Özgürlük Hareketinin 3 önder kadrosu hakkında aldığı kararın ardından, İngiliz, ABD ve Fransız heyetlerin Suriye'de, Kuzey Suriye yöneticilerine "PKK’nin etkisinden kurtulmaları" yönündeki telkinleri ve nabız yoklamaları ahlaksızlığın kendisidir.
Macron'un I.Dünya savaşının 100. yıldönümü anmasındaki şu sözlerini tekrar hatırlatalım: "Bizim çıkarlarımız önce gelir ve diğerlerine aldırmayız' diyerek, bir ulusun en değerli şeyini söküp atıyorsunuz, ahlaki değerlerini!"
İnsanlık iki dünya savaşı gördü, sayısız acılar çekti. Savaşların kurbanı Kürtler ve bölge halkları oldu. Ancak durum artık bir asır öncekine benzemiyor.
Bugün Suriye'de düğümlenen 3.Dünya savaşının en çok bedel vereni ve en dinamik gücü olan Kürtlerdir, ortak sistem geliştirdikleri bölge halklarıdır. Zaten Suriye'deki varlığını Kürtlere dayandırmış olan kimi uluslar arası aktörler istese de istemese de, özgür yaşamak isteyen halklar "Bizim çıkarlarımız önce gelir ve diğerlerine aldırmayız" diyen kapitalist sistemin, toplumun en değerli şeyini –ahlaki değerlerini- söküp atmasına izin vermeyecektir.
Halklar bugün inşa ettikler yeni toplumsallıkla kendilerini her düzeyde temsil edecek iradeye sahiptir ve ahlak yoksunlarına karşı ahlaki değerlerini amansız savunan güçlü bir taraf olarak kendi geleceğini belirlemek için masada olacaktır.