Günümüz teknolojisini ve ona paralel olarak gelişen hackleme aktivitelerini düşündüğüm zaman aklıma iki ayrı kişinin cümleleri gelir.
Birincisi Arşimet’in meşhur “Bana yeterince uzun bir kaldıraç ve sağlam bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım.” ve ağ cihazları satan ünlü Cisco firmasının eski CEO’su John T. Chambers’in “İki türlü firma vardır, birincisi hacklenen ikincisi de henüz hacklendiğini bilmeyen firmalar” cümleleridir.
Arşimet’in sözünü günümüze “Bana yeterli ekipman ve yazılımı verin, istediğiniz firmayı hackleyeyim” şeklinde uyarlasak haksız sayılmayız.
Nitekim geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir denetim raporuna göre Amerikan füze savunma sistemini içeren ağların siber sızma ve saldırıları tespit edecek yeterli korumaya sahip olmadığını ve siber saldırılara açık olduğu raporlaştırıldı. Bugün teknolojide öncü kabul edilen Amerika savunma sanayisinde durum böyle ise diğer ülkelerin ve sektörlerin halini siz düşünün.
Teknoloji ve savunma sanayi demişken geçmişte Amerika’nın başına gelen önemli bir olayı açmakta fayda var.
Wikipedia’da İran–U.S. RQ-170 vakası olarak geçen ve 4 Kasım 2011 yılında gerçekleşti bu olayın özcesi Amerika’ya ait İnsansız Hava Aracının (İHA) İran siber savaş güçleri tarafından araç herhangi bir zarar görmeden karaya indirilmesidir.
Olay batı medyasında önce İHA düşürüldü olarak lanse edilse de araç canlı yayında şov eşliğinde tüm Dünyaya gösterilince Amerikalılar olayı kabul edip sonrasında pardon yanlışlık oldu, zahmet olmazsa uçağımızı geri verir misiniz dedi.
Tabi aracın İran’ın eline geçmesi içerisindeki bilgilerin ifşasından ziyade, tersine mühendislik yöntemiyle barındırdığı teknolojinin İran tarafından kopyalanması anlamını gelmekteydi.
Nitekim 2012 yılı Nisan ayında bunu başardıklarını ve İHA’yı birebir kopyaladıklarını ve hatta Çin ve Rusya’nın da kendileriyle araçla ilgili iletişime geçtiğini duyurdular. 2014 yılı Mayıs ayında da İHA’nın birebir kopyasını yaptıklarını kamuoyuna video kanıtlarıyla birlikte deklare ettiler.
Her ne kadar Amerika biz bu tip durumlar için gerekli önlemleri aldık içerisindeki verileri imha ettik dese de edemedikleri anlaşılmış oldu. Bu olaydan sonra Amerikan’ın insansız hava araçları İran hava sahasına bir daha girmemiştir diye düşünsek de benzer olay 3 kez daha yaşandı ve İHA’lar benzer şekilde İran tarafından ele geçirildi.
Peki nasıl oldu da bu İHA zarar görmeden İran’ın eline geçti. Uçağı süren biri olmadığına göre suçlu pilot diyemeyiz. Bu cihazın kodlarını yazan yazılımcıyı suçlasak? O da aylar önce yazılımını yazmış, testini yapmış, ürünü teslim etmiş, nerden bilsin İHA’nın başına bunlar gelecek.
İHA’yı bir merkezden kontrol eden teknikeri mi suçlasak, o da İHA’yı Afganistan üzerinden dolaştırırken kontrolü kaybettiğini belirtiyor muhtemelen bir anlık dalgınlığına geldi ve uçağı yanlış yöne doğru konumlandırınca İHA İran kara sularına girdi diyebiliriz.
Bugünlerde geliştirilen her bir teknoloji içerisinde bir açıklık barındırıyor desek yanlış olmaz. İHA dediğimiz araç kabaca tarif etmek gerekirse kendisine uydu aracılığıyla sinyalleri yorumlayarak ilerliyor.
Bu sinyaller de uyduya bir komuta kontrol merkezi tarafından iletiliyor. Sinyali internet trafiğinde birer pakete benzetebiliriz.
Ortalıkta bu hackleme hadisesiyle ilgili birçok teori dönse de İranlıların saldırısında sinyal bozma, GPS manipülasyonu, uydu İHA sinyal şifreleme teknolojisinin kırılması ve kontrol bağlantısının manipülasyonu senaryoları öne çıkmaktadır.
Diğer bir deyişle karadan güçlü bir sinyal gönderilerek İHA, uydu ve komuta merkezi bağlantısının kesildiği, şifreleme teknolojisi kırılarak paket içerisindeki verilerin görüldüğü ve komuta merkezi GPS verisi yerine İHA’ya alternatif bir GPS konumu iletilerek İHA’nın İran kara sularına indirildiği şeklinde operasyonu özetleyebiliriz.
2011 yılına kıyasla İHA teknolojisi de gelişti örneğin tek bir uydu ile sinyal trafiği kurulması yerine yedekli yapılar inşa edildi ve birden fazla uydu ile bağlantı kuracak şekilde güncellendi, ayrıca sinyal kaybetmesi durumunda sinyal bağlantısı kurulana kadar belirli bir rotada ilerlemesi gibi önlemler alındı.
Ayrıca veri şifreleme teknolojisi de mesafe kat etti ve muhtemelen şimdilerde şifreleme için daha güçlü anahtarlar kullanılmakta. Buna paralel olarak siber saldırı olanağı sunan donanım ve yazılımın da ilerlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Günümüzde bu siber teknolojiler devletlerin tekelinde olsa da Arşimet’in dediğini unutmamak lazım yeterince uzun bir kaldıraç ve sağlam bir dayanak noktasıyla her şey mümkün ki bunu İran her defasında ispatlıyor.