Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde açlık grevi eylemini sürdüren Ömer Ezer’in kardeşi Fatma Ezer, “Tecrit kaldırılana kadar vazgeçmeyeceklerini biliyoruz. Yediğimiz lokma boğazımızdan geçmiyor. Ama yine de bu mücadelenin haklılığını bildiğimiz ve inandığımız için gönlümüz rahat” dedi.

RENGİN AZİZOĞLU / JINNEWS /AMED

Açlık grevindeki tutsaklardan Ömer Ezer’in kardeşi Fatma Ezer, onun kendilerine güç verdiğini belirterek, şunu paylaştı: “İlk duyduğumuzda babamın gözleri doldu. Bunun üzerine abim babamı teselli ederek, ‘Hecî, em ê ber xwe bidin’ (Biz direneceğiz) dedi.”

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1 Mart’ta açlık grevi eylemine dahil olan 1997 Silvan doğumlu Ömer Ezer, 4 yıl 8 aydır tutsak. “Kardeş olmak başka bir duygu” diyerek konuşmasına başlayan Fatma Ezer, Ömer ile arkadaş gibi büyüdüklerini ve her şeyi paylaştıklarını anlattı. Fatma Ezer, şöyle konuştu: “Ben 19 yaşındayım, abim 5 yıla yakındır cezaevinde. Hep yanına gidip geliyorduk. Cezaevi yollarında büyüdüm. Akşamları kitaplarıyla, elbiseleriyle uyuyordum. Evden biri eksilmişti. Zorlu bir süreçti. Yine yılmadık, vazgeçmedik, peşlerindeyiz. Kalbimizle ruhumuzla yanlarındayız. Benim açımdan onun görüşleri çok farklı. Konuşmaları, düşünceleri beni çok etkiliyor. Kadınlar hakkında özellikle kendisini çok geliştirmiş. Bir kadın olarak bu beni çok etkiliyor. Kadının öncü olması gerektiğini savunuyor. Alışılagelmiş erkek düşüncesinden çok farklı düşünüyor. Ne dediğini biliyor.”

Babamı teselli etti

Ömer’in açlık grevine girdiğine şaşırmadıklarını kaydeden Fatma Ezer, böyle bir süreçte gerekirse ilk adımı atabilecek öncü bir ruha sahip olduğunu dile getirdi. Ezer, şunları söyledi: “Açlık grevinin 5-6 günü bitmişti. Morali çok iyiydi. İlk duyduğumuzda babamın gözleri doldu. Bunun üzerine abim babamı teselli ederek, ‘Hecî, em ê ber xwe bidin’ (Biz direneceğiz) dedi. Tüm tutsaklar eylemleri zafere ulaşmayana dek vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi. Vazgeçmeyeceklerini biliyoruz. Açlık grevine girme nedenlerini bildiğimiz halde sorduk. Onun ağzından duymak istedik. ‘Şu an siz benim yanıma geliyorsunuz. Benimle görüşüyorsunuz. Abdullah Öcalan görüşemiyor. Onun üzerinde bir tecrit var. Bu tecrit kalksın diye, bizim gibi haklara sahip olsun diye biz bu mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz’ dedi. Her şeyden önce orada benim kardeşim ve kardeşim gibi gördüğüm binlerce insan var. Onları destekliyor ve yanlarındayız. Ona karşı özlem doluyuz. Acıktığımızda, bir şeyler yediğimizde sürekli aklımızdalar. Boğazımızdan geçmiyor ama yine de bu mücadelenin haklılığını bildiğimiz ve inandığımız için gönlümüz rahat.”

Biz ondan güç alıyoruz

 Ailelerin çağrısından çok tutsakların mücadelesinin önemli olduğuna dikkat çeken Ezer, “İnsanların bu mücadeleyi duymamış olmaları imkansız olmasına rağmen suskunlukları devam ediyor. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyorlar. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Çok şükür biz başka insanların acısını da içimizde hissediyoruz. Başka insanlar için de bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ömer de bizim ailemizde bunun öncülüğünü edinmiş. Biz ondan da güç alıyoruz” şeklinde konuştu.

Ben nasıl durayım anne?

 Anne Emine Ezer de Ömer’in halkı için mücadele ettiğini ve tutuklandığını ifade ederek, şunları dile getirdi: “Şimdi de açlık grevindedir. Uyku uyuyamıyoruz. Yemek boğazımızdan geçmiyor. Ona bazen kızıyordum. ‘Gitme yanımda kal’ diyordum. DAİŞ’in Rojava’ya saldırdığı süreçte bir video gösterdi bana. Elleri arkasında bağlı bir adamın ‘Allahu ekber’ diyerek kafasını kestiler. Bana ‘Sen bana rahat dur, bu işlere karışma, diyorsun. Bunlar oldukça ben nasıl rahat dururum anne, Kürtlere bu yapıldıkça ben nasıl rahat durayım? dedi.”

Oğlunun açlık grevine girdiğinden haberinin olmadığını söyleyen Emine Ezer, açık görüşe gittiğinde anladığını belirtti. Anne Ezer, “Açık görüşte bana ‘Öcalan üzerindeki tecrit kırılmayana kadar vazgeçmeyeceğiz. Grevimizi sürdüreceğiz. Moralimiz çok iyidir. Evlerinizden çıkın, çalışın, ses çıkarın. Zaman televizyon karşısında izleme zamanı değil, zaman sokağa çıkma zamanı‘ dedi. Biz de ‘Sizinleyiz. Kalbimizle, ruhumuzla yanınızdayız’ dedik. Oğlumla gurur duyuyorum. Kanımızın son damlasına kadar onların arkasındayız. Sadece birine değil, hepsine kurban olurum. Sayın Öcalan, 40 milyon Kürt’ün önder olarak gördüğü biridir. Kürtler onun da cezaevinden çıkmasını, özgür olmasını istiyor. Oğlumun da talebinin de arkasındayım. Sağ olduğumuz sürece biz de bu yolda gideceğiz. Biz Kürt’üz. Zulüm, ölüm olsun istemiyoruz” şeklinde konuştu.

 
 

Dışarıdaki eylemlerden güç alıyorlar

   

Cezaevinden tahliye olan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi Yazıişleri Müdürü İshak Yasul, açlık grevindeki bazı tutsakların bağırsaklarında kanamalar başlayıp durumlarının kritik aşamaya geldiğini aktardı. Yasul, tutsakların dışarıda yapılan eylemlerden güç aldığını da belirtti.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesine 28 Mart 2018’de kayyum atanmış ardından 8 Temmuz’ta çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmıştı. Kayyum atandıktan sonra yapılan operasyon kapsamında gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve Yazıişleri Müdürü İshak Yasul’un da aralarında bulunduğu 6 kişi tutuklanırken 14 kişi hakkında dava açıldı. Davanın 4. duruşmasında mütalaa veren savcı, Hicran Urun, İhsan Yaşar, Pınar Tarlak, Mehmet Ali Çelebi, İshak Yasul ve Reyhan Hacıoğlu için “Örgüt üyesi olmak”, “Zincirleme olarak örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” ve “Örgüt propagandası yapmak”; Ramazan Sola ve Mizgin Fendik için de “Örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek örgüte yardım etmek” iddiasıyla ceza istedi. Aynı duruşmada Yasul ve Urun tahliye edilirken, gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve editörler Mehmet Ali Çelebi ile Reyhan Hacıoğlu ise hala tutuklu.

10 Nisan’da tahliye olan Yasul, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve tecridin kaldırılması talebiyle devam eden açlık grevlerindeki durumu değerlendirdi. Tüm cezaevlerinde olduğu gibi tahliye edildiği Silivri 5 Nolu Cezaevi’nde de çok sayıda tutsağın açlık grevinde olduğunu hatırlatan Yasul, şunları söyledi: “Grevdeki insanların temel talebi hukukun yerine getirilmesidir. Zindanlarda direniş yürütenlerin güç ve moral aldığı şeyler var. Bunlar değerler ve uğrunda mücadele ettiği amaçlardır. En önemlisi de başarıya olan inançlarıdır. Grevler toplumdaki fay hatlarına ve çatlaklıklara karşı geliştirilen bir eylemlilik halidir. Tutuklular baskıya karşı ‘Beni baskılayan susturan ve kontrol altına alan pratiklere karşı eylemim bir cevaptır. Ne yaparsa yapsınlar ben yine özgürce ve insanca yaşamanın peşinden koşacağım. Toplumun daha iyi koşullarda yaşayabilmesi için ne gerekiyorsa yapacağım’ diyor. Toplumda kendisine demokratım, aydınım diyen herkesin buna karşı ses vermesi gerekir.”

Adım atılmazsa şehadetler olacak

 Dışarıda yapılan eylemlerin tutsaklara büyük güç verdiğini aktaran Yasul, eylemde olan kişilerin demokrasi mücadelesinin öncüleri olduğunu dile getirerek, “Eğer bir adım atılmazsa şahadetler olacaktır. Özellikle bazı arkadaşların bağırsaklarında iltihaplanma ve kanamalar yaşanmaya başlandı. Arkadaşlarımızın bedeni her gün erimekte. Ama buna rağmen halka ‘Biz burada direniyoruz. Kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Başarıya olan inancımız yüksektir. Umudumuz yüksektir. Sizleri de bu umuda ve inanca davet ediyoruz’ mesajı vermemi istediler” dedi.