Kürdistan kara kışa teslim oldu. Kara kış ile birlikte güvenlik güçleri de tank, top ve ağır silahlarla operasyonlarına devam ediyor. Operasyonlar sadece YDG-H’ye karşı değil sivil insanlara da yönelmiş. Sur, Cizre ve Silopi'de her gün sivil insanlar katlediliyor. Kimi sabah kahvaltısında, kimi namaz kılarken, kimi beyaz bayrakla oturduğu yeri terk etmek üzere iken.
Diyarbekir'de insanlar sabahları top ve ağır silahların sesleri ile uyanıyor. Artık müezzinlerin sabah ezanını okumasına gerek bile kalmıyor. Çocuklar, yaşlılar silah seslerini kanıksamışlar. Diyarbekir her gün biber gazı ile yıkanıyor. Bundan hem demokratik haklarını kullananlar nasibini alıyor, hem de esnaf ve sivil halk.
Geçen hafta iki sivil eylem yapıldı. Birincisi batıdan gelen aydınlarla birlikte Kürt aydınlarının Sümer Park’tan Şeyh Said meydanına kadar süren yürüyüşü idi. Bu eylemde insanlar ne biber gazı yedi ne de kitlenin üzerine kimyasal karıştırılmış tazyikli su sıkıldı TOMA'lardan. Aydınlar basın bildirisini okuduktan sonra belediye ve baroyu ziyaret ettiler. Akşam uçağı ile de geldikleri yere döndüler. İkinci eylem ise bir gün sonra Bodrum’dan gelen barış sevdalılarının eylemi idi. Belediye önünde başlayan yürüyüş Şeyh Said meydanına elli metre kala basın bildirisi okunurken atılan bir ses bombasının patlaması ile yaralanan iki güvenlik personeli meydan dışına çıkarılırken özel timler kitlenin üzerine yoğun biber gazı ve tazyikli su ile saldırdılar. Yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu. Seçilmiş milletvekilleri, HDP eşbaşkanı da bu kargaşadan nasiplendiler.
Geçen yazımda belirttiğim gibi Kürdistan'da bir iç savaş hüküm sürüyor. Sur'da sokağa çıkma yasağı 40 güne yaklaştı. Cizre ve Silopi'de ise 30 günü aştı. İnsanların iradelerini kırıp göçe zorluyorlar. Göçertme politikaları da tüm hızıyla devam ediyor. Durumu iyi olanlar batıya, durumları iyi olmayanlar, az da olsa politikleşmiş olanlar ise geçici olarak civar il ve kazalara akrabalarının yanına gidiyorlar. Esas fırtına ise baharda. Devlet şimdiden baharda yapacağı toplu kıyımın hazırlığını yapıyor.
Siyasal harekette hem devletin, hem AKP'nin, hem de kendisine muhalefetim diyen adı var muhalefeti yok olanların ablukası altında. Kemalist resmi ideoloji her tarafı kapsamış. Onun için Kemalizmi Türkiye halklarına, aydınlarına, sosyallistlerine, müslümanlarına bıkmadan usanmadan anlatmalı. Çünkü Kemalizm bunların topunun kafasında karakollar yaratmış. Bu karakolları yıkmadan ne Türkiye demokratikleşir ne de "öz yönetim" bunlar tarafından anlaşılır. Öz yönetim bunlar tarafından anlaşılmadıkça da devlete ve AKP’ye verilen destek azalmaz.
Dokunulmazlıkların kaldırılması karmaşası da devam ediyor. Erdoğan dokunulmazlıkların kaldırılmasından yana tavır koyarken hükümetin bu konuda net olmadığı hükümet sözcüsü Numan Kurtuluş’un açıklamalarından anlaşılıyor. 1994'te TBMM, Türk Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in "Biz dağda PKK ile savaşıyoruz ancak asıl PKK Ankara’da" söylemi üzerine hareketlenmişti. Bakalım bu sefer kimin söylemi üzerine harekete geçecek. Bekleyelim, göreceğiz.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* KUM üyesi, DEP Viranşehir yöneticisi Fethi Yıldırım 5 Ocak 1994'te kontgerilla tarafından kaçırıldı. Fethi Yıldırım'dan bugüne kadar haber alınamadı.
* 7 Ocak 1946'te Mahabad’da "Kurdistan" dergisi çıkarılmaya başlandı. Dergi 68 sayı çıktı.
* 7 Ocak 1988'de Hawar ve Ronahi dergisi yazarı, Avrupa Kürt Öğrenci Derneği ve S-KDP Kurucusu ve ilk genel başkanı Dr. Nurettin Zaza Lozan'da, sürgünde yaşamını yitirdi.
* 8 Ocak 1995'te Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe polis tarafından katledildi.