
Mersin’de bir eylem dönüşüydü, ilk tanıştığımızda. Sonra sıklıkla yan yana bulunduk. Uzaktan izleyip durdum seni: Çok başkaydın ve imreniyordum. İnsan uzaktan hayranlıkla izledikleriyle temas kurmaya çekinir ya, öyle bir tedirginlik de vardı üzerimde.
Sonra ilk temas, belki biraz talihsizce. Yalan söylemeni rica etmiştim senden, şimdiden bakınca ne komik. Ankara’ya eyleme gidecektiniz, büyük bir olaydı. Binbir yalan söylemiştim eve ve anneme yolluk hazırlatıp gelmiştim yanınıza. Parti binasındaydık, annem aradı. Bir kadın lazımdı; yalanıma ortak olacak, annemle konuşacaktı. Gözlerim önce Heval’i aradı, yoktu. Roza da yoktu, kimse yoktu, bir tek sen vardın. Çaresizce geldim yanına, aşağı indirdim seni. Şaşkınlığın hala gözlerimin önünde. Kırmadın, yalanıma ortak oldun ama çok utanmıştım yine de. Korkuma, telaşıma, kendi tedirgin hâlime seni de dahil etmiştim ama hiç utandırmadın beni, gülümsedin.
Bir başka gün... Yaz bitmek üzereydi, bir piknik ayarlanmıştı bizim için. Gitmesem olmazdı. Topladık pılı pırtıyı, binbir yalan ve yine yollar... Geç kalmıştım, siz ise sabahtan birlikte gitmiştiniz. Durakta birkaç arkadaşla daha karşılaşıp geldik peşinizden. Kalabalıktı. Her tarafta öbek öbek arkadaşlar. Mangal hazırlıkları, top oynayanlar, süreci değerlendirenler, müzik tıngırdatanlar, halaya duranlar... Sonra bir ses: Haydi toplanın, bilgi yarışması yapacağız! Toplandık. Kadınlar ve erkekler, iki grup olduk. Ben hala çekingenim, geçtim, oturdum kenara. Volkan Abi soruyor, iki grup gömülüp düşünüyor. Hiçbir sorunun cevabını bilmiyorum. Gerçi bilsem de cevaplar mıydım? Hiç sanmıyorum. Hoş, bize gerek olmuyor ki! Sen varsın. Ne sorulsa biliyorsun ama yine de kırmamak için gruba da danışıyorsun. Bizi de oyuna katıyor ve eğlenmemizi sağlıyorsun.
Birkaç sorudan sonra bıraktım oyunu; gözlerim yalnız sendeydi. Tavırların, duruşun, konuşman. Erkeklerin her türlü hile çabasına karşı dik duruşun, kesinliğin, netliğin. Daha bir sürü şey sayarım.
Sonuç: Biz kazandık. Kadınlar coşkuyla bağırıyor. Kimi erkeklere nispet yapıyor, dalga geçiyor kimi. Benim gözlerim hala sende. Kendinden emin duruşun, gülüşün. Farklı bir dinginlik ve saygınlık. Çok imrenmiş, bir gün senin yerinde olmak hayali kurmaya başlamıştım.
Seneler geçti. Değiştik. Savrulduk. O hayal hiç gerçek olmadı. Şimdi bugünden, ardından o güne bakınca, “Hiç yanılmamışım” diyorum; nasıl da yanılmamışım! Daha o günden belliymiş, bugün ortaya koyduğun mücadele. Ne yaptıysan, ne olduysan, ta o günden gözünün içinde duruyormuş. O günlerin hayranlığı, bugünün gururu olarak kondu aklıma, kalbime. Gidişinin derin acısına hayatına değmiş olmanın verdiği mutluluk eklendi.
Amara’dayız. Konferans bitmiş. Nefes kesen bir soğuk var. Herkes öbekler halinde sobaların başına üşüşmüş. Çadırın kapısına dalmış, kalmışım. Bir anda sen girdin içeri. Göz göze geldik. Tanımıştım. Bir süre bakıştık, sonra yanımdan geçip gittin, bir öbeğin arasına karıştın. Tanımadığını düşündüm ya da selam vermek istemediğini. “Olsun” demiştim, yine karşılaşırız. Karşılaşamadık Özge. Heval’e geç kalmıştım, sana da geç kaldım. Vedalaşamadık. Bu da benim sana vedam olsun. Özür dilerim, teşekkür ederim.
Özge Bali (İdil Güler)

Rojava Devrimi’nin savunması ve inşasında yer alan Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) savaşçısı Özge Bali (İdil Güler), 27 Nisan 2017’de, sınırı geçmek isterken Türk devleti ve çetelerinin kuşatması sonucu yoldaşları Asiye Özlahlan (Zahide Rosa Suk), Cenk Kılagöz (Cömer Nazif Efe) ve Yusufbaş Akay (Cihan Efe) ile birlikte şehit düştü. Özge Bali, 26 Temmuz 1993’te Malatya’nın Kürecik ilçesinde, solcu öğretmen bir anne babanın kızı olarak dünyaya gelmişti. Tarsus’ta geçen gençlik yıllarında, daha sonra BÖG saflarında şehit düşen Bedrettin Akdeniz ile birlikte Devrimci Liseliler çalışması yaptı. Aynı dönemde, yine daha sonra BÖG ve YJA-Star saflarında şehit düşen Heval Yeşilgöz ve Eylem Ataş da bu çalışmalardaydı. Özge Bali, Bedrettin Akdeniz ve Heval Yeşilgöz’ün şehit düşmesi ardından Rojava Devrimi’nde yer almaya karar verdi.