‘Çocuklar sokakta misket oynamaları gereken bir çağda öfkeyle taş atıyorsa ‘ne yaptık da bu çocukları kaybettik’ diye düşünecek yerde devletin onlara sunabildiği tek imkan olan yeşil kartı iptal etmekle tehdit eden zihniyetten utanıyoruz.” Bu açıklamanın, meydan okumanın tarihi 2008… Kendilerine “Vicdan Sahibi Müslümanlar” diyen bir grubun internete de düşen çağrısından alıntı. Dönemin başbakanı Erdoğan’ın Türkiye’deki Ermeni azınlığa “Ya sev ya terk et” minvalinde okunabilecek sözlerine tepki olarak bu açıklamayı yaptılar. Ardından 2009 yılında “Kürtler, Aleviler özgür değilse biz başörtüsü mağduru Müslümanlar da özgür değiliz, diğerlerinin özgürlüğü bizim temel koşulumuzdur” seklinde bir bildiri daha yayınladılar. Şahsen o dönemlerde bu tip meydan okumalardan oldukça umutlanmıştım.
Müslümanların, kendilerini devletin ve milletin geleceği uğruna şekilendirdikleri devlet dinine tavır alacaklarını umuyordum. Hatta o derece hayalbaz olmuştum ki El Salvador’daki Rahip Oscar Romero gibi din insanlarının İslam’da da çıkacağına, İslam’daki bu yarılmanın zamanı geldiğine kendimi inandırmıştım. Bu grubu o günden bu yana özellikle izledim, her mecrada yazdıkları her şeyi okudum, takip ettim, Genç Siviller ile ortaklaşa yaptıkları tüm eylem çağrılarına Türkiye’de iken iştirak ettim. Kürt ve Kürdistan sorununa barışçıl çağrılarını da çok kıymetli buluyordum. Ulusalcı ve ırkçı dalganın Türkiye ve Kürdistan siyasi iklimini rehin almaya çalıştığı dönemlerde yapılan bu küçük itirazların dalga dalga büyüyeceğini düşünüyordum.
Katliamcılarla ortaklaşan o vicdan
Evet, bu itiraz büyümedi ama bu itiraza imza atanlar iktidarın propaganda yayınlarında köşe kaptıkça büyüdüler, her televizyona, her gazeteye hükmedebilecekleri bir güce ulaştılar. Hatta Erdoğan’a Kürtleri nasıl tasfiye etmeleri gerektiği konusunda akıl fikir verdiler. Önce cemaatle birlikte Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklama operasyonlarını meşrulaştırdılar, Roboskî ve Ranya katliamlarında hükümetin bir sorumluluğu olmadığına en çok da biz Kürtleri ikna etmek istediler, basarısız oldular. Kürtlerin siyasi taleplerini örgüt, parti, dernek, vakıf, okul, kurs, belediye, meclis gibi araçlarla dillendirenlere karşı inanılmaz operasyonlara “kriminal” dairede çalışan polisler gibi yaklaştılar. Devlet terörünü uydurdukları kötücül masallarla normalleştirmek istediler. PYD ve YPG hakkında 2012’den beri olmadık iddialarda bulundular. 2011 Mart’ına kadar Esadcıydılar, hükümetlerinin Esat rejimi ile imzaladığı her anlaşmaya sahip çıktılar. O tarihten sonra kendileri önce ÖSO’cu oldular, PYD ve PKK’yi BAAS’cı diye takdim ettiler. Sonra ÖSO ile PYD’nin arasında anlaşmalar olunca bu defa İslami cepheci ve El Kaideci oldular. Bununla yetinmediler, Kobanê‘den sonra ISIS’ci oldular. Girê Sipî zaferinden sonra neredeyse sözünü ettiğim Vicdan Sahibi Müslümanlar dışarıda ISIS’ci, içeride MHP’li kaygıları taşımaya başladılar. Onlara göre Kürtlerin hakimiyet kuracağı bir alan olmamalı, topraklarını özgürlük, demokrasi ve gelecek adına korumamalılar. Ancak bu şartlarda Kürtleri sevebilirlerdi.
Kürtler öz fikirleri, öz dünyaları ve öz savunmalarına sarıldıkça Kürtleri AKP’ye yedeklemek isteyen bu Müslüman vicdancılar onlara yapılan türlü türlü kötülükleri ayetlere, hadislere bağladılar. Rakka’daki halife bozuntusuna bir biat etmedikleri kaldı. Normalde ISIS’in hakimiyetindeki bir kasabada kaymakam olması gerekirken bir kötülük sonucu Urfa’ya vali olmuş adamın YPG karşıtı konumuna tek laf etmeyecek düzeye geldiler. Liderlerinin etnik temizlik uydurmasını canla başla savunma konumuna eriştiler. Şirnak’ta, Hakkari’de, Wan’da Türk nüfusu yokken onlarca Türk karakolu, Türk kurumunun olmasını yadırgamayan çağımızın en leş İslamcıları bize vicdan ayarları üstünden kendi menkıbelerini satıyorlar. Kürtler adice hazırlanmış yalanlarının, hilelerinin alıcısı olmadıkları zaman da Kürtleri ihanet etmekle suçladılar. Seçim gecesi çıktıkları ilk yayınlarda bu idiotların alayı böyle özetledi olayı. Fakat süslü cümlelerle dile getirdiler.
“Hak söz konusu olduğunda, Müslümanlar meselenin tabiî ve zaruri tarafıdırlar.” Bu cümle de 2012 yılında aynı grubun çağrısından… Vicdan Sahibi Müslümanlar grubunu biz basından üç isimle tanıdık. İlki Hilal Kaplan’dı, şimdilerde ISIS’in twitter aktivisti moduyla sağa sola ayar veriyor. Yazamayacağı gazete yok gibi. İsterse her kanalda aynı anda propaganda yapabilecek kapasitede hırslı. Diğeri Özlem Yağız, Kemalistlerle hesaplaşmada Kürtler onun için basit birer malzemeydi, işi gücü internet sitelerinde Kemalistlerle hesaplaşma projesinde PKK’li Kürtleri kendine yedeklemeydi. Başaramayınca sanırım şimdi tırnaklarını yiyordur. Neslihan Akbulut vardı ama bu arkadaşın şimdiki fikirlerini bilmiyorum. Günahını almak istemem. Belki de sahiden Kürtler özgür olmadan özgür olunamayacağına inandı. Umarım öyledir. Ama şu anlaşıldı ki genelde İslamcı camianın vicdan oyunu basit bir fantaziden öteye gidemedi. Haliyle İslam içi uygarlaşma yarılması da beklentilerimizle sınırlı kaldı.