BDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş tarafından yapılan yazılı açıklamada, zorunlu askerliğin Türkiye'de tabu konusu olduğunu belirterek, "Dünya’da yaklaşık 100 yıldır tartışılan ve Batı demokrasilerinin gündeminde yer alan vicdani ret; total ret, alternatif kamu hizmetleri gibi kavramlar, Türkiye’nin gündemine ancak son 20-25 yıldır girmeye başlamıştır. Vicdani ret, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkede temel insan hakkı kapsamında değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış olan Türkiye, vicdani reddi bir cezalandırılma nedeni olarak görmektedir" dedi. İlk vicdani retçileriyle 1990 yılında Tayfun Gönül ve Vedat Zencir’in vicdani reddini açıklaması ile tanışan Türkiye'nin o günden bugüne yüzlerce gencin her türlü baskı ve işkenceyi göze alarak vicdani retlerini açıklamasına tanık olduğunu belirtti.

1982 Anayasası’nın 72. maddesinde askerliğin bir ‘vatan hizmeti’ olarak tanımlandığını da hatırlatan Beştaş şunları belirtti: “Türkiye’de vicdani retçilerin yargılanmalarının nedeni, vicdani ret hakkının bir hak kategorisi olarak, yasal ya da anayasal düzeyde hiçbir şekilde tanımlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çeşitli eylem ya da açıklamaları dolayısıyla TCK 318. maddeden davalar açılmış olsa da vicdani retçiler asıl olarak Askeri Ceza Kanunu’nun emre itaatsizliği düzenleyen 87. ve 88. maddeleri ile izin tecavüzü ve firar suçlarını düzenleyen 63. maddesinden açılan davalardan yargılanmaktadır.”

AİHM'de mahkum oldu

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) vicdani ret davalarında birçok kez mahkum edildiğini de hatırlatan Beştaş, vicdani retçilerin sürekli bir cezalandırılma, dolayısıyla ömür boyu hapis riskiyle yaşaması ve bu sırada da pasaport almaktan, sağlık hizmeti almaya kadar birçok haktan yararlanamamalarının ‘sivil ölüm’ olarak tanımlandığını da belirtti.

Uygun zemin var

4. Yargı Paketi ile 5237 sayılı Kanunun ‘halkı askerlikten soğutma’ ile ilgili olan TCK’nin 318. maddesinde yapılan değişikliğin vicdani retçilerin haklarının tanınması anlamına gelmediği gibi, maddenin yeni halinin zorunlu askerliğe karşı tüm çağrıları suç olarak tanımlamaya devam ettiğini de vurgulayan Beştaş şunları belirtti: ”Barış ve Demokrasi Partisi olarak, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda vicdani reddin anayasal bir hak olarak yeni Anayasa’ya girmesi gerektiğini ifade etmemize rağmen ne yazık ki diğer siyasi partilerden destek alamadık. Vicdani ret hakkının olmadığı bir ülkede gerçek demokrasiden söz etmenin bir anlamı olmadığı gibi, bir yurttaşın siyasi özne olabilmesinin imkanı da yoktur. Biz demokratik çözüm ve barış sürecinin devam ettiği şu günlerde vicdanı ret hakkının yasal güvenceye kavuşturulmasının zeminin artık oluştuğu kanaatindeyiz. Bu düşüncelerle Hükümet’i vicdani ret hakkını bir an önce tanımaya ve haksız tutuklama ve cezalandırmalara son vermeye davet ediyor, yine tüm siyasi partileri vicdani ret hakkının yeni anayasada yer almasını desteklemeye çağırıyoruz.”

ANKARA