Renas AMED
Günümüzde giderek daha fazla yakıcı bir gündem halini alan konuların başında Kişilik Devrimi gelmektedir. Devletçi ve iktidarcı uygarlıkların uluslararası ve bölgesel temsilcilerine karşı dalgalandırılan tüm isyan bayrakları, yaratılan ve oluşturulan mevcut kişiliğin bariyerlerine çarparak nihayetinde karşıtına dönüştü.
Karşısında savaştığı gerçekliğe benzeşme toplumun umutlarının sayısız kez kırılmasına neden oldu. Ama bıkmadan usanmadan karşı duruşlar ve mücadeleler ısrarla varlığını devam ettirdi. Tarihsel toplumun bu mücadele mirasını devralan Çağdaş Kawa Hareketi ve onun Özgür Kişiliği, belki de gelmiş geçmiş en büyük başkaldırısını başlattı. Tarihteki bütün karşıtına benzeşme örneklerinden ders alan Özgür Önderlik; yaklaşık 50 yıldır bu mücadeleyi soluksuz ve doludizgin sürdürmenin adı oldu.
İçinde yaşadığımız zaman ve mekanda başlatılan bu emsalsiz mücadele; kırıma ve dumura uğratılmış, bin bir türlü bağla bağlanmış, köleliğin tüm şekillerini iliklerine ve hücrelerine kadar yaşamış, bitik, yitik, zavallı ve tükenmiş kişiliğin somut engeliyle karşılaştığı görüldü. Ya bu engel aşılacak ya da tarihteki örneklerde olduğu gibi kutsal amaçlar ve değerler uğruna başlatılan bu karşı duruş ve mücadele de bu kişilik sayesinde karşıtına benzeşmekten kurtulamayacaktı. Özgür Önderlik, karar verdi. Devrim öncelikle bu kişilikte gerçekleşmediği müddetçe hiçbir başarı ve zaferin kalıcılaşma garantisi yoktu. Ya bu devrim başarılacak ya da tüm çaba, emek, fedakarlık ve adanmışlık heba olacaktı. Bu nedene mevcut kişilikte devrim gerçekleştirme temel mücadele alanı haline geldi.
Çünkü insan; tarihsel ve toplumsal varlığın kendisi olduğu kadar, evrenin de özetidir. İnsanla ilgilenmek, tarihle, toplumla ve evrenle ilgilenmektir. İnsanı çözümlemek bu olguları çözümlemektir. Mevcut haliyle nasıl ki sorunun kaynağı insan ise çözümün anahtarı da insandır. İnsanda derinleşmek esas meselede derinleşmektir.
İnsan; anne karnında 9 aylık oluşum sürecini yaşarken aslında tek hücreli canlıdan günümüze kadar süregelen bütün evrimsel süreci fizyolojik olarak tekrarlamaktadır. Bilinci, duygu ve düşünceleri, biyolojik ve fizyolojik varlığı yani kişiliği, bütün oluşum süreçlerinin bilgi ve mirasıyla kodlanmış durumdadır. İçinde yaşadığı koşullarda yaşayıp öğrenmeye başlamadan önce potansiyel bir birikeme sahiptir. Doğal varlığı; ahlaki ve politik özelliklere sahiptir. İnsan canlısı, toplumsallıkla anlam gücüne varmaktadır. Toplumsallık ise ahlakilik ve politikliktir. Toplumun ahlaki ve politik özelliklerinden vaz geçmek insandan vaz geçmeyle eş değerdedir. Dağıtılan toplumsallık, dağıtılan insanlık ve hayvanlaşma sınırlarında gezinmeyle eş anlamlıdır.
Tarihsel toplumun insanda kodlanmış birikimleri yanında insan, anne ve babası tarafından eğitilmektedir. O anne ve baba zaten yeterli düzeyde mevcut hastalıklı uygarlığın zehrinden nasibini almıştır. Uygarlığın ev koşullarında ancak bu çocuğa uygarlığın virüsleri enjekte edilebilir. Dışarıya çıktığında ev ortamında alamadığı diğer virüsler çevre tarafından bulaştırılmaktadır. Kişilik bu dünyaya gözlerini açar açmaz üst üste darbeler yercesine sendelemektedir. Çağdaş Uygarlığın tahakkümcü güçlerinin okul adını verdiği, kendi sistemine kişilik devşirme ocaklarında bu kişilik daha derin düşürülmekte, alıklaştırılmakta, kendisi olmaktan çıkarılmakta, toplumsal hafızası silinmek istenmekte ve kişiliği dumura uğratılmak istenmektedir.
Aslında ortada ciddi bir savaş durumu yaşanmaktadır. Ahlaki ve Politik Toplum, zigurat laboratuvarlarında üretilen ve topluma enjekte edilmek istenen virüslerle mücadele ve savaş halindedir. Kişilik; devletçi ve iktidarcı uygarlığın, tahakkümün, hegomonyanın, sömürgeciliğin, tekelciliğin, bireyciliği, cinsiyetçiliğin, dinciliğin ve bilimciliğin ağır saldırıları karşısında teslim olmuştur. Özgür Önderlik ve ardılları tarafından başlatılan direniş mücadelesi bu bitirici saldırılar karşısında tutunabilmenin yegane ve en seçkin yolu olmaktadır. Teslim olmak ölmektir, Direnmek yaşamaktır.
Dönüp Özgür Önderlik Kurumlaşmasına bakmak, bu gelişim düzeyini bir okul, akademi ve kaynak olarak görmek kişilik devriminin olmazsa olmazıdır. Çünkü burada başarısını ispatlamış zafer kişiliği vardır. Bunun yanında şehitler gerçeği, kendisini ispatlamış kutsal değerlerimiz olmaktadır. Toplum ve halktan şikayetçi bir pozisyon içerisine girilemez. Çünkü mücadelenin amacı toplumun özgürleşmesidir. Toplumun özgürleşme sorunu mücadeleyle aşılır. Bu da ancak güçlü bir öncülükle gerçekleştirilebilir.
Virüslü kişilikler, sağlıklı bir toplum yaratamazlar. Köleler, özgürlüğü vaat edebilmeleri için özgürlüğe doğru yol almaları gerekir. Hırsızlar dürüstlükten, düşkünler ahlaktan, bireyciler kolektivizmden, maddiyatçılar maneviyattan, namussuzlar namustan bahsedemezler. Bahsetseler bile çevreleri tarafından dikkate alınmazlar. Sorun olanlar, sorunları çözemezler. Var olan sorunlara daha fazla sorun eklerler. Sorun çözmek isteyenler öncelikle kendilerini sorun olmaktan çıkarmaları gerekir.
Özetle zigurat laboratuvarlarında üretilen virüs, ahlaki ve politik toplumun bünyesine bulaşmıştır. Bu toplumun en küçüğünden en büyüğüne çeşitli yapı taşları olan; insan, klan, kabile, aşiret, aile, hanedan, millet, ümet, ulus gibi yapı ve hücrelere kadar yayılmıştır. Zigurat laboratuvarlarında üretilen virüs yeni virüsler üretmektedir. Ya bu virüs ve virüsler toplumsal varlığa son verecek yada; zihniyet devrimi, ruh devrimi, duygu devrimi, anlayış devrimi, anlam devrimi ve bunların toplamı olarak Kişilik Devrimi ile virüs ve virüsler Ahlaki ve Politik Toplumun bünyesinden atılacaktır. Palyatif çözümler kısa soluklanmalar ardından yeni sorunlar üretirken, köklü çözümler ise sağlıklı ve özgür birey ve toplumlar oluşturur.
Eğer Özgür Önderliğin çözüm gücü esas alınacaksa, bu doğuşun coşkuyla kutlanması da gerekmektedir. Bu nedenle 4 Nisan; doğaya, ekolojiye, toplumsal gerçekliğe ve doğrulara sahip çıkmanın da adı oluyor. Her yıl kitlesel kutlamalarla geçen 4 Nisan, her ne kadar bu yıl bilinen virüsten kaynaklı kitlesel kutlanmasa da her kes bulunduğu yerde ağaç ekerek, bir yoğunlama ve derinleşme yaşayarak, gelecek dönük umudu büyüterek, bulunduğumuz yerde coşkulu karşılayarak anlamlı bir cevap verebiliriz.