İsviçre Gündemi


Dünya Ekonomik Form 2013 zirvesine ekonomik kriz, Ortadoğu ve Kürdistan damgasını vurdu. Kürdistan Bölgesel Hükümet Başkanı Mesud Barzani’nin zirveye Kürdistan adına katılması, uluslararası sermayenin Kürdistan’a ısınmasının provası gibiydi. Dünya Ekonomik krizin bir türlü düzlüğe çıkamaması, petrol zengini Ortadoğu’yu ve dolayısıyla bölgedeki siyasal gelişmelere uluslararası sermayenin ilgisini daha da arttırmış gözüküyor. Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de Kürt sorununun siyasal gelişmelerin merkezine oturması ve dolayısıyla bölgenin şekillenişini belirleyecek güce erişmesi Barzani’nin temsilini daha da önemli kıldı.
Barzani’nin Almanya, İngiltere, İtalya, Rusya, Mısır, Tunus, Libya, Katar ve Ürdün’ün Başbakanlar düzeyinde katıldığı WEF zirvesinnde “Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı” sıfatı ile zirveye davet edilmiş olması siyasi ve sermaye çevrelerinde ilgiyle karşılandı. Kuşkusuz Türkiye’nin aynı zirveye kalabalık bir bakanlar grubuyla katılması ve Barzani ile görüşmesi büyük bir paradoks gibi dursa da, tarafların birbirini hiç zorlanmadan kabul etmesi dikkat çekti. Zira Türkiye Irak merkezi hükümeti ile sorunlar yaşayan Kürt yönetimiyle ilişkilerini giderek arttırıyor. Kürdistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2012 sonu itibariyle 8 milyar Dolara ulaştığı belirtiliyor.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin geçen ay Time dergisine verdiği söyleşide, “Bağımsız Kürdistan’a her zamankinden daha yakınız” diye demeç vermesi bile bu ilişki hızını kesmedi. Türkiye, Kürdistan ile ilişkilerini pekiştirirken, başlattığı “İmralı süreciyle” büyük hesaplar peşinde olduğunu gösterdi. Kürdistan Bölgese Yönetimi ile Irak merkezi hükümetine rağmen ilişkilerini arttıran Türkiye’nin, kendi Kürt sorunuunu çözümsüz bırakması, bölge politikalarındaki belirsizlikleri ve sürprizleri de artırmış gözüküyor. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan’ın, “Kürtlerle enerji alanındaki işbirliğimiz ABD’nin de, Bağdat’ın da hoşuna gitmiyor, ama biz ilişkilerimizi sürdüreceğiz” demesi de ilişkilerin ulaştığı boyutu ve kararlılığı gösteriyor.
Özetle dünya Türkiye’nin Güney Kürdistan’la yakınlaşmasını ve kendi Kürt sorunundaki politikalarını daha yakından izlemeye başladı. Barzani’nin Devlet Başkanı sıfatı ile “Ortadoğu’da Ekonomik Büyüme” toplantısında konuşma yaptığını da hatırlatalım.

Sosyal Patlama Tehlikesi
WEF 2013’de Küresel sermaye ve ülke temsilcileri geçen yılın sorunlarınıda birlikte taşıdılar. Krizden yana değişen birşey olmadığını gizleyemediler. Açıkcası, kapitalizmin umutsuzluğu, kitlelerin ayaklanma riskiyle de buluşunca, WEF’in şatafatası  korkuya kapılan sermayenin moralini yükseltmeye yetmedi. Global raporlar toplam 50 küresel riske işaret etti. Ama bunlar arasında en öne çıkan giderek artan gelir eşitsizliği oldu. Global sermaye bu eşitsizliğin önü alınmazsa, sosyal patlamaların sermayeyi tehdit edecek boyutlara ulaşacağının farkında. Bunu artan kamu borçları, çevre sorunlar, su sorununun yol açabileceği çatışmalar takip etti. Global sorunlara rağmen Sermayenin aşırı kar hırsından vazgeçmediği, sorunların çözümünde ortak alanlarda buluşmadığı, ortaya çıkan sorunların kaynağı olmaktan da çıkamadığı görüldü. Gelir dengesizliğinin ülkeler arasında da farklılık göstermesi AB’nin varlığına yönelik tartışmaların da sürmesine neden oldu. Asya’ya, Pasifik’e kayan ekonomik hareketliliğin gittikçe artacak bir ihtilaf nedeni olma riski de cabası.
Özetle Davos ruhu ve global sermaye yenilgisini kabul etmemekte direniyor. Aşırı kar hırsının neden olduğu bölgesel ve uluslararası sorunların baş sorumluları “dünyanın efendisi biziz ve her şeye yine biz karar veririz” demeyi sürdürüyorlar. Ama açık belirtmek gerekir ki, her geçen yıl daha çok korkuyorlar, daha çok umutsuzlar ve vaadlerinin gittikçe inanırlığını yitirdiğinin farkındalar.