Boşluğa bakıp bir sigara yaktı... Mahcup, güleryüzlü biriydi. Onu ilk gördüğümde gidip yanında dikildiğimde bana da gülümsemişti. Mavi gözlü, minicik bu kadın daha çocuktu. Hikayesi, evden kaçmakla başlamıştı Xemlîn’in…
Yılların tozu, eski kerpiç evleri ve etraftaki sussuz nar ağaçlarını kaplamıştı. Yıpranmış bir rüzgar esiyordu. Burada ömrü geçen kadınlar halı çırpıyordu. Sanki hayatlarını geriye doğru yaşıyorlardı.
Evleri yıkılmış, çocukları suskun, geceleri yoksul, gayet üzücü bir yerdi burası. Uzun bir sessizlik içinde oturuyordu. Gözleri çocukluğunda mutlu olmamış insanlar gibi bakıyordu. Hatları belirsiz, görünümü yoksulluğu anımsatıyordu Xemlîn.
Gözleri Kobanê’den geleceklerdeydi… Üç ay önce evden kaçıp buraya ulaşmış. Kalbinin bir tarafı o günden beri hep kırıktı.
Sonra, beklediğimiz haber geliyor. Yıldız, bir acının habercisi olabilecek bakışlarıyla, "Ciwan, Mazlum, Jiyan’dan haber yok" diyor ve gidiyor.
Arkadaşlarımızı bekliyorduk. Bekleyiş, uzun ve zordu.
Şair Akif Kurtuluş, bu tür durumlar için "Arkadaşlarımız öldürülüyordu biz yaşarken. Arkadaşlarımız ölüyorlar." Sonra? "…ve doğmuyorlar. Bunu biliyor musunuz?" der.
Bir daha göremeyecek, bir daha gelemeyecek, bir daha beraber gülemeyecek, vakit geçtikçe yüzünü, sesini unutacağımız kayıplar... Bundan daha sert bir yanıtı var mı ölümün?
Xemlîn hem mutlu hem mutsuz. Mutluluğu buraya ulaşmaktan, hursuzsuzluğu küçük kardeşi Zeliha’yı geride bırakmasından. Diğer akranlarından farklı bir ifadesi vardı. Hep az uyuyan, erkenden uyanan insanlar gibi. Kimbilir, hayat belki az uyuyanlara uygun bir yer değildir.
Solgun ve kırılgan görünse de sesi derinden geliyordu: "Korkuyorum. Kızkardeşim ya kendini asarsa" diyordu.
Yüreğini eziyordu bu küçük gerilla adayı.
Xemlîn kendini bildi bileli hayatındaydı Zeliha. Sırdaşı, dostu, en yakını. Her şey yok olsa bir Zeliha kalırmış gibi geliyordu ona.
Yaşlı köpekler öğle uykusu için nar ağacının altına uzanmıştı. Biraz önce halı çırpan kadınlar bu kez su taşıyorlardı. Kimsenin hatırlamadığı bir zamanı yaşıyorlardı. Eşlerini savaşa gönderen kadınlar düzeni, erkekler kaosu sağlıyorlardı burada.
Saçları uzun ve dağınıktı. Gözleri sürekli kendi içine bakmaktan küçülmüş, kısılmıştı. Xemlîn buraya nasıl geldiğini anlatmaya başladı: "Bazılarının bir insan için çocukluk en mutlu dönemidir demesini anlamıyorum. Benim için kesinlikle değildi. Sanırım bu yüzden çocukların masumiyetine de inanmıyorum. Çocukluğumu hep bitip tükenmeyen bir korku ve hüzün olarak hatırlıyorum. Unutamadığım çok şey var. 12 kardeştik. Annem, ablalarım ve köydeki diğer kadınlar çocuk yaşta evlendirilmişti. Mutsuz kadınların içinde büyüdüm. Beni de zorla evlendireceklerdi. Abim Xeyri’ye gerillaya gitmek istediğimi söyledim. ‘Bekle askere gidip geleyim, birlikte gideriz’ dedi."
Gerillaya gitmek isteyen birinin askere gitmeyeceğini çok iyi biliyordu. Ama yine de bir umut ağabeyinin askerden dönmesini bekledi. Daha ağabeyi askerdeyken, diğer erkek kardeşi Muhammed ikinci evliliğini yapar. Bu berdel demekti. "Babamı öldürmek istedim. Bu soruyu yüz kez sordum. Ölmek, öldürmek istedim" diyor.
Evlendirilmesine az bir zaman kala köydeki bir milisle görüşür. "Hemen şimdi gerillaya katılmak istiyorum, dedim. Bana, ‘şu an koşullar uygun değil. Biraz bekle’ dediler. 'Beni buradan çıkarmazsanız intihar edeceğim" dedim. Milis, "birkaç güne seni alacağız" deyip köyden ayrıldı.
Köy yerinde atılan her adımdan herkesin haberi olur. Milis ile görüştüğünü öğrenen babası ve ağabeyinin şiddetine maruz kalır Xemlîn.
"Düğüne üç gün kalmıştı. Evimize gelen milisin bir arkadaşı, ‘seni iki güne kadar çıkartacağız buradan’ dedi."
Bunu dediğinde Xemlîn, yaralı bir aslan gibi dönüp durdu, duramadı yerinde. Uyuyamadı.
O iki gün hayatının en uzun günleri olacaktı.
"13 yaşındaki kardeşim Zeliha’ya gerillaya gideceğimi anlattım. Zeliha’nın "sen kurtuluyorsun, ama senin yerine beni verecekler" sözüyle yıkıldı.
En güzel elbisesini giyip, saçlarını taradı. Arkadaşların buluşma yerine gelmeme ihtimaline karşın, intihar için yanına bıçak ve çakmak aldı. "Ya ölüme ya özgürlüğe" gidecektim. Bir süre bekledi. Uzaktan arabanın sesi geliyordu...
15 yıl sonra...
Xemlîn, soyu kırılan bir kavmin çocukları ile birlikte yıllarca Kürdistan dağlarında kaldı. Sonra Kobanê’ye geçti… Şimdi döve döve evlendirilen kardeşi Zeliha ile birlikte savaşıyor.