Şüphe (Beoning), Yönetmen Chang-dong Lee’nin 2018 yapımı filmi. Koreli yönetmen daha önceki filmlerinde de değişen ve dönüşen toplumun yapısını işlese de “Şüphe”, yönetmenin adeta ustalık eseri olmuş.
Y kuşağı denilen kuşağın ne’liğine dair (ne yiyip, ne içiyorlar, ne okuyup ne izliyorlar) uzun süredir kafa yoran yönetmen, bu kuşağı son derece incelikli bir şekilde gözlemlemiş ve bu kuşağın sıkı bir tahliline girişmiş. Film, aynı zamanda Haruki Murakami’nin “Barn Burning” isimli öyküsünden uyarlanma. Murakami’nin bu 10 sayfalık kısa öyküsü, belli ki senaristi ve yönetmeni yaralı oldukları bir yerden yakalamış. Filmdeki ana karakterlerden Jongsu yazar olmak isteyen ama kendi öyküsü olmayan bir genç; Haa-mi geçinmek için ucuz alışveriş merkezlerine insanları çekerek hayatını kazanmaya çalışan genç bir kadın. Kesişimleri ise çocukluk arkadaşı olmaları ya da en azından Haa-mi’nin Jongsu’ya böyle söylemesi. Ancak filmdeki bütün hikayeler gibi bu hikayenin de gerçekliği muallak… Filme sonradan dahil olan karakter ise Ben. Haa-mi’nin hayallerini süsleyen Afrika seyahatinden sonra birlikte döndüğü “zengin” Ben.
‘Kötü durumda olan ilk kuşak olacak’
Filmin başlangıcında bu üçü arasında düğümlenen romantik bir ilişki gerilimi gibi işlenen konu, film açıldıkça sosyal, sınıfsal, kültürel bir eleştiriye evriliyor. Örneğin, Jongsu’nun çocukluğunun geçtiği baba evi, Kuzey Kore sınırına çok yakın ve sınırın öte tarafından megafonla yapılan düzenli anonslar Güney Kore’deki bu bölgeden sürekli duyulabiliyor. Yönetmen Chang-dong Lee, Film Comment ve Hollywood Reporter’da yayınlanan röportajında bununla ilgili şöyle diyor: “Bugün dünya genelindeki herkes, milletine, dinine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın farklı nedenlerden ötürü öfkeli görünüyor. Gençlerin öfkesi bilhassa aciliyeti olan bir sorun. Bugün Kore’de yaşayan Y kuşağı, ebeveynlerinden daha kötü durumda olan ilk kuşak olacak. Geleceğin önemli ölçüde değişmeyeceğini düşünüyorlar. Hiddeti doğrudan yönlendirebilecekleri bir nesne bulamadıklarından güçten düşüyorlar. Bu film, içi bastırılmış öfke dolu, aciz olduklarını hisseden genç insanlar hakkında.”
Yönetmenin özellikle Kore’deki Y kuşağından bu şekilde bahsetmesi, filmin her sekansında kendini hissettiren bir tespit. Hikayesi olmayan; ama hikaye yazmaya çalışan Faulkner hayranı Jongsu, Afrika’ya gitmek için para biriktiren ama ne istediğini asla bilmeyen Haa-mi, Afrika’dan Haa-mi’yle dönen Porsche’si olan, lüks bir evi olan; ama son derece mutsuz Ben. Ve üç karakterin de ortak özelliği hayata ve insanlara karşı son derece tahammülsüz ve öfkeli olmaları. Çocukluğuna dair hikayelerini hatırlamayan ve dolayısıyla geçmişinden kopmaya çalışan Jongsu, geçmişine ve ailesine öfkeli. Ailesinden kalan ne varsa, hepsinden kurtulmak istiyor şimdi. Haa-mi bir kediyle tuvaleti, banyosu, mutfağı aynı odada olan 10 metrekarelik bir evi paylaşıyor. Üçü de her an patlamaya hazır birer bomba gibi davrandığı için filmde her an “Ne olacak?” kaygısıyla geçiyor vaktiniz. Ve tam da bu gerilime yakışan sert ve acımasız bir final yapıyor yönetmen. Her şeyi yakıp yıkmak isteyen ve bu öfkesini boşaltacak bir yer bulamadığında son derece sağlıksız kararlar veren bu üç gencin hikayesinin başka türlü bitmesi gerçekten ahmakça olurdu çünkü.
‘Sorunlar bireyselleşmiş halde’
Son sözleri, yine filmi herkesten iyi anlatan yönetmenine bırakalım: “Eski günlerde, bir sorununuz varsa o sorunu paylaşırdınız. Örneğin; Kore’deki neden, demokratikleşmenin henüz gerçekleşmemiş olduğu gerçeği veya ekonomik eşitsizlik olabilirdi; herkesin aynı sorunları var. Ancak şimdi durum böyle değil; sorunlar daha bireyselleşmiş halde. Çünkü sorunlar bireylerde sıkışıp kalmış durumda.” Şüphe, Kore’nin ekonomik yapısı, bir türlü demokratikleşememesi, iki ayrı ülke arasındaki bitmeyen ve yıllardır herkese zarar veren bu gerilimle ilgili çokça öğe barındıran ve bu yapıyı çorap söküğü gibi açan, ilerleten başarılı bir film.