İngiltere Gündemi

İngiltere gündemi bu aralar hem iç hem de dış olaylarla oldukça yoğun. Gündemin başında gelen olay, ülke içinde son yılların en büyük sellerinin verdiği zararlar ve devletin konu karşısındaki çaresizliği. Halen üzerinde güneş batmayan bir imparatorlukta yaşadığını düşünen İngiliz halkının bir kesiminde sellerin yarattığı travma, bilimsel araştırmalara konu olacak düzeyde. Yoksa sellerin fazla yağmur yağmasından kaynaklanan doğal bir felaket olduğunu idrak etmek çok da zor olmasa gerek.
Devletin selden etkilenen bölgelere destek için orduyu ülke içi göreve çağırması zaten olağanüstü bir durum. Fakat parlamentoda tesadüfen sellerle aynı zamana denk gelen yurtdışındaki fakir ülkelere yardım paketinin medyaya yansıması, bazı kesimlerin sabrını taşırmaya başladı. Devletimiz bize yardım etmekten acizken yurtdışına neden para gönderiyor türünden sorgulamalar, Britanya İmparatorluğunun sömürgecilik döneminde dünyanın birçok halkların iliğine kadar sömürdüğü gerçeğini arka plana itti. Gerçi selin vurduğu bölgenin çoğunlukla orta ve üst sınıfın yaşadığı yerler olması halkın geri kalanında birazda gizliden gizliye ‘oh olsun’ hissiyatı yaratmış gibi.
Diğer bir gelişme ise Ukrayna’da yaşananlar idi. Aslında medya Ukrayna konusunda biraz hazırlıksız yakalandı, zira konuyla ilgili yapılan haberlerin kafası oldukça karışıktı. Tüm haberlerde göze çarpan ortak nokta ise bu çatışmalarda Rusya’nın oynadığı körükleyici rol idi. Ama onun dışında sanki İngiltere hükümeti bu olaylarda nasıl bir tavır almalarının gelecekte kendi dar çıkarları açısında faydalı olabileceğini henüz detaylı düşünememiş gibiydi. Elbette her konuda bir fikir sahibi olan İngiltere Dışişleri bakanlığının bu konuda da bir tavır belirlemesi gayet beklenen bir tutum olurdu. Sanıyorum önümüzdeki günlerde medyanın alacağı net tavırlar, bize çok geç olmadan bazı ipuçları verecektir.
Fakat bu gelişmelerin dışında bir de İskoçya mevzusu sıkça gündeme geldi. İngiltere Merkez Bankasından gelen tavsiyeyi tehditkar bir hale getirerek tekrarlayan hükümet kanadı, İskoçya’da bu sene yapılacak referandumdan bağımsızlık talebi çıkarsa, yeni kurulacak bağımsız İskoçya devletinin para birimi olarak Sterlin’i kullanamayacağını buyurdular. Oldukça çocukça görünen bu tehdidin nasıl sonuçlar doğuracağı ise henüz belli değil.
Acaba tehditten etkilenen İskoç halkı sırf Sterlin’i para birimi olarak tutabilmek için bağımsızlık aleyhine mi oy kullanacak, yoksa tam tersi İngiltere’nin bu aba altından sopa gösteren davranışlarını büyüklük taslama olarak algılayıp, sırf inatlaşmak için bile olsa bağımsızlık yönünde oy kullanacağını mı tahmin etmek oldukça güç.
Bu konuda yapılan tartışmalar, daha ziyade ikinci eğilimin ağır basacağı yönünde tahminde bulunuyorlar ki bu da çok önemli. Zira anketler, İskoçya halkının bu tartışmalardan önce bile bağımsızlık konusunda kesin kararlı olmadığını ve neredeyse her iki ihtimale de yüzde 50 şans verdiğini söylüyordu. Bu konuyu iç politikada doğru bir şekilde kullanan İskoçya’nın mevcut bölgesel başbakanı ve İskoçya Bağımsızlık Partisi genel başkanı Alex Salmond ise, İngiliz hükümetinin bu çocukça davranışlarının sürpriz olmadığını ve kendilerinin bağımsızlık konusundaki haklılığını bir kere daha kanıtladığını belirtti.
Diğer taraftan ekonomi konusunda uzman olan kişiler, iki bağımsız ülkenin aynı para birimini kullanmalarında çok da bir sakınca olmadığını belirtiyorlar. Hatta tam tersine birbiriyle bu kadar sıkı ticaret ilişkileri olacak (sırf tarihsel nedenlerle bile olsa) ve aynı adayı paylaşan iki ayrı ülkenin iki ayrı para birimine sahip olmasının gümrük işlemlerini oldukça zora sokacağı öngörülüyor. Aslında birde olaya şu açıdan bakmak gerekli. İskoçlar bin yıldan fazla bir süredir kendilerini sömüren bir ülke ile halen neden bu denli yakın bir kader ortaklığı istesinler? Belki de bu yaşananlar asıl onların hevesini kıracak ve ‘yeter artık’ diye haykıracaklar.