Süreç diyorum, çünkü özel olarak BDP ve HDP'nin nihai amaçlarına bakıldığında, geçen seçimin bir ara sınav olduğu ortada. BDP açısından bu sınavın sonucunu, alınan belediyelere bakınca başarılı, oy oranına bakınca beklentiyi karşılamadığı biçiminde değerlendirebiliriz.
Ancak sonuçlar içinde bir sonuç var ki seçim sonuçlarının haritaya yansıtılması ile ortaya çıkan, Kürtler tarafında coşkuya, Kürt düşmanları tarafında korkuya neden olduğu inkar edilemez. Ve bu görsellik, eksikliklerine rağmen başarının bir fotoğrafı ve aynı zamanda bölge halkının çözüm konusunda demokratik olanakları tercih ettiğinin ve iradesini büyük oranda özgürleştirdiğinin de göstergesi.
HDP açısından durum elbette daha farklı. Türkiye partisi olma iddiası taşıyan bir partinin zaten var olan BDP oylarını paylaşmış olmasının, ayrıca bir seçmen potansiyeli yaratamamış olmasının özel olarak irdelenmesi şart. Çoğu haklı mazeretler ileri sürülebilir elbette. Yeni bir oluşum olması, olanaklarının yeterli olmaması gibi önemli mazeretleri yok saymak doğru da olmaz. Ancak bu mazeretlere sığınıp eksiklikleri es geçmenin kimseye fayda sağlamayacağı da bir gerçek.
AKP, CHP ve MHP oyları açısından meseleye bakarsak, CHP’nin halkta umut yaratamadığı ve sağa yaklaşması oranında, seçmenin sureti yerine aslını yani MHP’yi desteklemeyi tercih ettiği söylenebilir. AKP’nin oy oranını yüzde 40’ın üzerinde tutması ise üzerinde yeniden yeniden düşünülmesi gereken bir durum. Bu noktadaki dikkat, sadece bu oyu nasıl, nereden aldı anlamında değil, özellikle halkın bu kesimi nasıl kazanılabilir anlamında olmalı elbette.
Buradan ilerlersek, gündemin en önemli konusu, bundan sonrasının planlanması olmalı diyebiliriz. Gerek genel siyaset arenasında hangi politikalarla, hangi yol ve yöntemlerle mücadelenin sürdürüleceği ve gerek kazanılan belediyelerde nasıl bir yerel yönetim anlayışının ve pratiğinin yaşama geçirileceği tez elden cevabını bulmalı.
Yerel siyasette, devletin yasakçı baskıcı tutumuna rağmen, yasaların halk ve demokrasi yararına geniş olarak yorumlanması ve yasaların dışında meşru adımlarla yaşamın demokratik, eşit ve özgür örgütlenmesine olanak hazırlanması, insan odaklı siyasetin çekim odaklarını yaratma imkanı vereceğinden özel olarak önemsenmeli.
Zira devrimci bir bakış açısı, yasaların önünde, ona yön ve şekil veren bir etkiyi yaratabiliyor. BDP ve HDP de fiilen uygulanan eşbaşkanlık sisteminin yasalaşması bunun bir örneği. Yine cinsiyet ayrımcılığına uğrayan kadına her alanda güven gösterilmesi ve erkek zihniyetin kadının önünden çekilmesi noktasında, kadının siyasette ve yerel yönetimlerde yer alabilmesinin önündeki engelleri kaldıran, cinsiyet eşitliğini siyasette yerleştiren BDP’nin kadın belediye başkanları, bir başka örneği oluşturuyor.
Bu olumlu modellerin geliştirilerek ve çeşitlendirilerek devamı önemli elbette. Ancak sadece bu değil, aynı zamanda sürecin genel politik hat anlamında bir belirginleşme ihtiyacından da söz etmek gerekiyor… Satır, harf sayısı sınırlaması derken, devamını bir başka yazıya bırakıyorum mecburen. Genel siyasette yaşanan belirsizlikler, halkta büyüyen huzursuzluk nereye varır bilememekle beraber, kısa zaman dar olanaklar derken önümüzde hızla yaklaşan iki seçim var ve bizim eksiklerimizi hızla tamamlamamız, kendimizi halka gösterebilmemiz gerekiyor. Göstermek diyorum zira ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Ya bundan sonrası?
Seçim sonuçlarını değerlendirirken, alınan oya göre sonucu başarı ya da başarısızlık olarak yaftalamanın, zafer ya da yenilgi duygularına hapsolmanın bize bir fayda sağlamayacağı ortada. Zira ortada, artı ve eksileri ile değerlendirilmesi, dersler çıkartılması ve doğru yönetilmesi gereken bir süreç var.