Geliştirilmekte olan stratejinin ilk ayağı uluslararası ilişkilerdeki tehlikeli yalnızlıktır. Kobanê'de Kürt ulusal direnişinin örnek bir kahramanlıkla vurguladığı Kürt gerçekliği belki de ilk defa Batı emperyal dünyasında ciddi bir kullanım değeri yaratmıştır. Kanlı bir reformasyon sürecine girmiş olan İslamın batı ile kavgasında artık güven verici bir müttefik olmaktan çıkmış olması dolayısıyla Ortadoğu merkezli politikasında ciddi bir belirsizlik yaşayan ve bölge halklarının birbirini kırması üzerinden bir kaos siyaseti izleyen ABD ve müttefikleri, şimdi algısı batı dünyasına daha yakın ve ciddi denebilecek bir diaspora derinliğine sahip Kürt varlığını potansiyel bir ittifak gücü olarak ciddiye alma aşamasına gelmişlerdir. Üstelik bugüne kadar klasik bir işbirlikçi işlevi çerçevesinde destekledikleri KDP üzerinden değil, Kürdistan'ın dört parçasındaki özgürleşme sürecine öncülük eden "Özgürlük Hareketi" üzerinden bir ittifak arayışı başlamıştır. Kobanê direnişinin Batı medyasının manşetlerinden günlerce inmemesinin en önemli sebebi de budur. Batı Emperyal dünyasının niyetleri ne kadar karanlık olursa olsun bu gelişme Kürtleri Evrensel siyasetin bir unsuru haline resmen getirmiştir ve yetkin bir soğukkanlılıkla yaklaşılırsa ciddi avantajlar sunacaktır.
İşte Kürtlerin bu kazanımı Türkiye'nin en büyük kaybeden olması anlamına da gelmiştir. "Kobanê düştü düşecek" derken kafa üstü düşen Erdoğan ve hükümetin kendisi olmuştur. Kabadayılığın yerini tedirgin surat ifadeleriyle kekeleyerek verilen demeçler almıştır.
Bugün hükümet açık bir yol ayrımındadır. Ya ilerde kendi ipini de çekmesi mukadder olan ırkçı milliyetçiliğe kapıları açmak yerine Öcalan'ın dağılan taşları yerine koyacağı bir insiyatif merkezi olmasına rıza göstererek Kürt halkıyla oyalamayı değil, gerçek bir barışı konuşacak ya da bir süredir gazladığı Türk milliyetçiliğinin dümen suyunda kendi kanlı sonunu hazırlayacaktır.