Yine söylendiğine göre, tasfiyede Erdoğan’ın başdanışmanı Yiğit Bulut baş rolü oynamıştır. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’e bakılırsa, bütün bu olan bitenin arkasında, hükümetin ekonomiden sorumlu iki bakanına, Babacan ve Şimşek’e karşı, Yiğit Bulut’un, Erdoğan adına giriştiği yıkıcı karalama kampanyası yatmaktadır. İster böyle olsun, ister başka bir şey olsun, yalnızca bu tasfiye bile, AKP’nin içten içe mayalanan krizini dışa vurmuştur. Bu gelişme, muhtemelen seçim öncesinde "sonuç vermeyecek" olan, sonun başlangıcıdır.
Seçimlere kadar, AKP içindeki bütün eğilimler sütre gerisinde pusuya yatacak, zamanı bekleyecek, bir vekillik kapmak için "kuzuların sessizliğine" bürünecek… Seçimlerden sonra ise, tekrar yazıyorum, AKP yüzde altmış oranında bir oyla Meclis’te Anayasa değişikliği için yeterli çoğunluğa ulaşsa bile, AKP kesinlikle çatlayacak. Neden? Şundan: Ne AKP, ne de Türk kapitalizmi ve Türk devleti artık Erdoğan yükünü taşıyamaz. Ne ekonomik olarak ne de dış politika olarak Türk devletinin "terazisi bu kadar sıkleti çekmez." Her kim AKP’lilerin tümünü "ebleh", "dangalak", "kölece biat" eden insanlardan oluştuğunu sanırsa, o fena halde yanılır. AKP’nin "tepesinde" akıldan eser olmasa bile, onun içinde kesinlikle bir "üst akıl" vardır ve bu "üst akıl", dünyanın "üst aklıyla" kesinlikle irtibat içindedir.
Şimdi bu "üst AKP aklı" şu hususları endişe, korku hatta panik içinde düşünmekte:
Bir ülkede "kapitalist devlet", kapitalistlerin bir kısmına karşı harekete geçebiliyorsa, örneğin, Fuat Avni adındaki internet fenomeninin verdiği habere göre, AKP’nin tepesi, Doğan Holdingi batırmaya, Bank Asya’yı yıkmaya, "muhalefet edeni", "hıyanet-i vataniye kanunlarına" göre yargılar "malına el koyarım" kafasıyla "ürkütüyor", "modern kapitalistlerin" örgütü TÜSİAD’ı ve "dünya faiz lobisini" her fırsatta yerden yere vuruyorsa ve bu ülkenin ekonomisi "üretimden" çok "sıcak paraya" sırtını yaslamışsa, giderek durum bozuluyor, büyüme yüzde 7’den 3.5’a, işsizlik ve enflasyon çift haneli rakamlara adım atmışsa, o ülkenin sermayesiyle mutlak bağları olan AKP içindeki unsurlar hareketlenirler.
Ve bir ülke, bütün güvenliğini, ordusunu ve ekonomik ilişkilerinin en büyük bölümünü bağladığı "Batı camiasıyla" arayı bozmuşsa, her askeri darbenin arkasında bulunan ABD’yi, "kendisini devirmek isteyen üst akıl" olarak gören bir parti tarafından yönetiliyorsa, dünyanın her yerinde bu yönetimin başındaki kişi, artık yalnız alay konusu olmakla kalmayıp, tıpkı kimi devrik Ortadoğu ve Kuzey Afrika liderleri gibi büyük bir öfke konusu oluyorsa, o ülkenin "bürokrasisi" de, "sermayesi" de, bunların AKP içindeki "uzantıları" da, gelecekten ölümcül bir korkuya kapılırlar. Alternatif de böyle mayalanır.
AKP’nin içinden nasıl bir alternatif çıkacak?
İşte bu meçhuldür. Erdoğan’dan daha da "sağda" bir alternatif hiç de olasılık dışı değildir. Örneğin Cemaatçi unsurlarla temasta olanların "alternatif" hale gelmesi, Türkiye’yi, şu ana kadarki durumu aratır hale getirebilir. Bunu anlamak için Cemaatçi Zaman Gazetesi'nde iki gündür bir Hizbullah muhibbine söyletilenlere bakmak yeterlidir. Haber şöyle:
"Hüdapar Genel Başkanı Bülent Yıldırım, PKK’nın artan etkinliğini şu sözlerle anlattı: Şu anda bölgede paralel bir devlet kurulmuştur. Bu paralel yapının bir an önce bitirilmesi lazım." AKP içi alternatiflerden birisi bu… Diğerlerinin ne olduğu ise meçhul. O halde, hem AKP’ye, hem de bu alternatiflere "umut" bağlamak yerine, şimdilik AKP’yi "çözülüyorsunuz" diye uyarmak ve "çözülmemek" için "Kürt sorununu acilen çözmelisiniz" diye kuvvetli eylemlerle zorlamak gerekir. Bırakın "6-8 Ekim'den şikayeti"… Yıkılmamak için, o büyük serhildandan öğrenmeye çalışın…