Tendürek Dağı eteklerinde düzenlenen şenliğin orta yerinde pusu kurulup, şafak vakti baskınıyla ortalığın kana bulanması, “barış için diyalog süreci”nin derinliğini kavrama bakımından anlamlıydı.
Çünkü, utanma adındaki değer yargısı bir kere daha uçup gidiyor, utanmazlık baki kalıyordu. Kürtler, barış var diye kırlara çıkınca, katliam için tuzak kuruluyor, iki genç adam katlediliyordu.
Sonra, kimileri kestiği insan kanı üstünde yamyam dansına duran IŞİD’li sevinciyle, “Allahtan zaiyatımız olmadı, ya şehit haberi gelseydi” günün karı hesabına duruyorlardı.
İnsan hayatına kıymayı insanlık sanan, bu yüzden şu aralarda bütün dünyada insan kasabı, soykırımcı diye anılan utanmaza bakın, siz!..
Kürt katlederek keyif çatıyor. Çünkü Kürt, esir alınmış rehineydi. İnsan kanında banyo, IŞİD’çiler gibi keyiflenmeydi. Yere düşen Kürt ölü, onlardan düşen olursa, kıymetinden ötürü şehit ve mazallah intikamı ağırdı. Televizyonlarda yankılanan “ya, şehit cenazeleri gelseydi” yaleylisi, bunun ifadesiydi.
Ve bunlarla barış için diyalog sürdürülüyordu. Kürt tarafı, ta başından, onurlu bir barış konusunda samimi olmadıklerını bile bile…
AKP’nin niyeti, ilk kez geçtiğimiz hafta, açığa vuruldu. Tendürek Dağı eteklerinde kurulan katliam farkının bozulmasından sonra, iktidarın akıldanelerinden biri (Numan Kurtulmuş’la bilikte son Erbakancılardan koparılıp saflara aktarılmış Erdinç Yazıcı) bir televizyon tartışmasında, Erdoğan’ın üstün zekasının boyutlarını öveyim derken, farkında olmayarak ve bilmeden ağzından kaçırmış, “barış süreci, Cumhuriyet tarihinin en büyük entegrasyon projesidir” demişti.
Oysa Kürtler, dilleri, özgün kültürleri, kimlikleri, ana yurtları adının yaşatılmasıyla kendileri olarak kalmak istiyor, bunun için mücadele ediyorlardı.
Yine Tendürek eteklerindeki tuzak, bir gereçeği daha vurgulayarak gözümüze sokuyordu. Kürtleri hakir, hayatlarını sineğinki gibi hiç mertebesinde görüp aşağılamak, kişilik kazanmaktı, onlar için…
O nedenle Türk ordu unsurlarının, yaralılarını da yerde bırakıp Tendürek’ten çekilmesinden sonra, sivil Kürtlerin ortada kalmış yaralılarını taşıyıp kurtardığının açıklanmasıyla onurları kırılmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, can sızıları içinde gibi kıvranarak görüntüleri de sıfırlıyor “külliyen yalan” diye bağırıyordu.
Birbirini boğazlamak için karşılıklı ırkçı Kızılelma, Ergenekon cephesiyle, AKP’nin yeşil Ergenekoncuları, Kürtlerin yaralı askerleri de bırakıp kaçmanın verdiği acıyla, aralarındaki gırtlaklaşmayı unutmuş, soylu ırkın onuru adına tek cephede birleşmişlerdi.
Bu cephe ön saflarında, kalem sallayan medya cengaverleri, birbirinden güç alarak hamle ediyorlardı. Bir Türkün dünyaya bedel olduğu yerde, düşmüş Türk’ü kurtaran Kürdün lafı mı olurdu!..
Bir Türk dünyayı kurtarırken, Kürt kim oluyordu da, soylu ve şerefli ordu mensubunu yerden kaldırıp kurtarsındı!...
Bir zamanlar solcu diye sille yemiş, işten kovulmuş, en son Ergenekoncu durakta demirlemişlerden Melih Aşık Milliyet gazetesindeki köşesinde, yürek dağlayan bir haykırışla şöyle diyordu:
“Bölge kırsalında PKK ile en az iki yıldır çatışma yaşanmıyor. Özetle; valiler izin vermediği için asker kışlasından dışarı çıkmıyor, buna karşılık kırsaldaki PKK’lılar kışlalara saldırmıyor. PKK neden operasyon yapıldı (Tendürek) diye TSK’yı suçluyor? TSK “Biz operasyona gelmedik” diye adeta özür diliyor. Nedir bu alttan alma, hesap verme manevraları?
Bu arada sivillerin yaralı asker taşıması nereden çıktı? (...) o sivillerin askere “Size insanlık dersi vereceğiz” diye laf atması hoş mu? Asker kendi yaralısını taşıyamıyor mu?”
Melih Aşık’ın yürek zehirlenmesinden feryadü figan ettiği gün, Türklerin keşfedilmiş atalarından Süleyman Şah’ın kemiklerini barındıran tabutu kurtarmaya giden ordu unsurlarına da Kürt gerillaların öncülük ettiğini, sefer sırasında ölen astsubayın avukatı açıklıyordu.
Yardım alırken, Kürt gerillalar da kardeşti. İşleri bitince terörist...
En çok da, Erdoğan “teröristler” diye bağırıyordu.
Öte yandan dünya medyası dün, MİT’in TIR’larla Suriye’ye gönderdiği roketlerin, Türk Hava Yolları’nın Nijerya’ya taşıdığı tüfeklerin dökümünü yapıyor, Yemen’de bisküvi kutularında bombaların çıktığını anlatıyor, Libya Başbakanının “Türk devleti, teröristleri üstümüze sevk ediyor” açıklamasını naklediyordu.