İngiltere Gündemi
İngiltere’de AB referandumu çekişmesi, Muhafazakarların geçtiğimiz haftalardaki genel seçimle elde ettiği galibiyetle büyük bir hız kazandı. Ülke, Avrupa Birliği karşıtları ve yandaşları şeklinden ikiye bölünmüş durumda. AB’de kalmak isteyen gruplar oldukça aktif kampanyalar başlatmaya başladılar. Daha çok iş çevrelerinden gelen destekle bu kampanyalar yürüse de İngiltere’de yaşayan AB göçmenleri olası bir referandumdan dolayı çok tedirgin. İngiltere’nin AB’den çıkması, Avrupa dengelerini yerinden oynatacak oranda bir etki yaratacak. İngiltere'de yaklaşık 1,5 milyon AB vatandaşı göçmen yaşıyor. Keza, Avrupa’da da yaşayan ve çalışan çok sayıda İngiliz vatandaşı da var. AB’den çıkılması durumunda yaşam ve çalışma izinleri ne olacak tam bir muamma. Kimsenin göçmeni işçiyi taktığı yok gerçi.
İngiltere Başbakanı David Cameron’ın ve hükümetinin tüm AB karşıtlığının bir blöf olduğunu düşünen güçlü bir kesim de yok değil. Muhafazakar partini en büyük destekçi kesimi, ülkenin ekonomisini elinde tutan şirketler ki onlar AB’den çıkılmasına tamamen karşılar. AB’den çıkılması durumunda bu kesim Muhafazakarlara olan desteklerini çeker, bu da hükümetin büyük bir güç kaybına uğramasına sebep olurdu. Yani Muhafazakar hükümetinin AB’den çıkmaya aslında hiç mi hiç niyeti yok.
Ayrıca İngiltere, AB’den çıkmaya çok meraklı olsaydı İngiltere olası bir referandumu yıllardır bir tehdit unsuru olarak kullanmaz hemen seçim sonrası Avrupa ülkelerini gezerek şartlarını dayatmazdı. Cameron geçtiğimiz sene de, AB ülkelerine kendi koşullarını ve kısıtlamalarını dayatmıştı ancak Almanya Başbakanı Merkel AB’nin prensiplerinden özellikle serbest dolaşım haklarından bir taviz verilmeyeceğini sert bir dille belirtmişti. AB’ye sıcak bakan İşçi Partisi’nin bir sonraki seçimlerde lider parti olma ihtimali gözetiliyordu çok büyük bir ihtimal. Ancak 7 Mayıs’taki seçimlerde elde ettiği galibiyet, Muhafazakar partinin AB reformlarını dayatacağı anlamına geldi ki keza öyle de oldu. Seçim zaferinin ertesi gününde bile AB referandumu gündeme taşındı. AB konusunda İngiliz hükümetinin en büyük şikayeti, AB vatandaşlarının İngiltere’ye geldikten 6 ay sonra sosyal yardımlara başvurma hakkına sahip olmaları. İşin gerçeği Cameron hükümeti, AB vatandaşlarının özellikle Bulgar ve Polonyalıların değil sosyal yardım almalarını İngiltere’de çalışmalarını bile istemiyor.
Blöf yapıyor yorumlarına rağmen Erdoğan gibi Cameron’da, pire için yorgan yakacak cinsten olduğu için göz korkutuyor ki korkutmayı başardı bile. Geçtiğimiz günlerde Berlin’de buluşan Merkel ve Cameron’un görüşmesi, AB’nin İngiltere akıbeti için olumlu geçti. Cameron kırmızı halılarla karşılandı. Merkel, İngiltere ile dayattığı reformlar konusunda 'uzlaşacağımıza inanıyorum’ gibi sözler sarf etti. Merkel ne dese o’dur bunu herkes biliyor. Londra Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, yeni AB göçmenleri 2011 yılına kadarki dönemde yararlandıkları kamu hizmetlerine karşılık, 4,96 milyar sterlin vergi geliri sağlamış. Yani İngiltere, AB göçmenleriyle para kaybetmiyor kazanıyor. Kısacası mevcut hükümet yabancılar 'out’, beyaz İngilizler 'in’ diyor. Yani mesele para mara değil, mesele yabancı düşmanlığı, etnik olarak homojen ulus devlet anlayışıdır.