İsrail devletinin Filistin’de uyguladığı "Apartheid"
politikası, güvenlik gerekçesi ile gerçekleştirdiği işgal, ilhak ve
askerî operasyonlar, İsrail toplumunun zihnini esaret altına alan
militarizm, aklı başında ve vicdanını kaybetmemiş olan bir insanın
onaylayabileceği şeyler değil. Ama diğer taraftan da İsrail devlet
politikasını ve egemenlerini eleştirmeyi antisemitizm veya Yahudi
düşmanlığı olarak nitelendirmek de akıl karı değildir.
Ancak Gazze’ye
yönelik saldırıları protesto (!) için "Yahudilere ölüm ve gaz" dilemek,
bu anlama gelen konuşmalar yapmak veya yazı yazmak açık Yahudi
düşmanlığıdır ve bu bağlamda insan düşmanlığıdır, çünkü bu ırkçılıktır,
mezhepçiliktir, ilkel milliyetçiliktir. Tarihsel açıdan Musevî, İsevî ve
Muhammedî inançların kökü aynıdır ve bu nedenle bir diğerine küfreden,
aslında kendi inancına küfretmektedir. İster antisemitizm, ister
Hıristiyan, İslam veya Yahudi düşmanlığı, isterse de mezhep ayırımcılığı
olsun: hepsi ezilenler ve sömürülenleri boyunduruk altında tutmaya
yarayan egemenlik araçlarıdır. Özcesi: Yahudi düşmanlığı, Filistin
düşmanlığıdır!
İsrail protestolarının Yahudi düşmanlığı sosuyla
boyanması, kanımızca Filistin-İsrail ihtilafının esas meselesinin, yani
gerçek çözüm nasıl olabilir sorusunun üstünü örtmekte ve sorumlu
aktörlerin rolünü gizlemektedir, ki kanımızca temel sorun "iki devlet
çözümü" olarak deklare edilen siyasî rotada yatmaktadır.
Farklı
çıkarları temsil eden, ama sadece bir Filistin "ulus" devleti kurulması
konusunda ortaklaşan egemen siyasî grupların en büyük günahı, İsrail
devleti dahil Filistin’in bütününde tek, ortak ve demokratik bir
cumhuriyet yerine, emperyalist güç merkezlerinin bölgedeki çıkarlarına
hizmet eden "iki devlet çözümünü" kabul etmeleridir. Filistinlileri
temsil etme iddiasında bulunan bu gruplar böylelikle 1948’den bu yana
yurtlarından edilen Filistinlilerin geri dönebilmelerini
olanaksızlaştırmışlardır. Gerek Filistin Özerk Yönetimi, gerekse de
Hamas ve Hamas’a yakın duran islamist örgütler ABD’nin patronajı altında
ve İsrail’in izin verdiği ölçüde hükümran olabilecek bir "ulus" devlet
peşindeler. Aralarındaki kavganın tek nedeni de, ezici çoğunluğunu
yoksulların oluşturduğu Filistinlilerin özgürlüğü değil, iktidara tek
başına sahip olma hevesidir.
Ancak burada Hamas’ın başka bir günahını
da vurgulamak gerekiyor: Mısır-Gazze sınırındaki tünel ticaretini
elinde tutarak Gazzelilerin iliğini sömüren Hamas, bir tarafta silah
zoruyla Gazze’deki iktidarını korumakta, diğer tarafta da İsrail’e
yönelik roket saldırılarını mahalleler arasından yaparak, bilinçli bir
şekilde sivil halkın yaşamını tehlikeye sokmaktadır. Bu roket
saldırılarına İsrail’in ağır bombardımanla yanıt vereceğini çok iyi
bilen Hamas, öldürülen sivillerin cesetleri üzerinden siyasî rant
sağlama peşindedir.
Hamas’ın tavrı, İsrail’in kanlı saldırılarını hiç
bir şekilde meşru kılmaz, ama Hamas politikası hem Filistinlilerin
haklı taleplerini uluslararası kamuoyunda unutturmakta, hem de
Musevîler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında aşılması zaten son
derece güç olan düşmanlığı daha da derinleştirmektedir. İşin kötüsü, bu
düşmanlık hem İsrail, hem de Filistin egemenlerince araç olarak
kullanılmakta ve ortak gelecek ümitlerini uzayın sonsuzluklarına
gömmektedir.
Bu nedenle bilhassa ezilenler ve sömürülenler lehine
hareket edenler, Yahudi düşmanlığı tuzağına düşüp, emperyalist
stratejilere alet olmamaya dikkat etmelidirler. Asıl antiemperyalist ve
vicdanî duruş, Hıristiyanı, Müslümanı, Yahudisi ve inanmayanları ile tüm
İsrailli ve Filistinlilerin ortak, özgür, barışçıl ve demokratik bir
geleceği inşa etmelerinden yana olmaktır.