Almanya Gündemi

Entegrasyon sözcüğü, bir topluluğa mensup bireylerin, kendi değerlerini kaybetmeden, bir başka topluluğa uyum sağlamaları, 'bütünleşme'leri olarak tanımlanır. 'Entegrasyon',  doğası gereği demokratik bir zemin sunar ve farklı topluluklara mensup insanların 'hak' karmaşasına da son verir, zira herkes eşit haklara sahiptir. Burada önemli olan vurgu bireylerin kendi değerlerinden 'vazgeçmeme' olgusudur. 'Asimilasyon' kavramı ise entegrasyonun tam tersini karşılar. Bir birey kendi değerlerini yoksayarak, bir üst toplumun değerlerini benimser, -burada dayatma esas ilkedir-, zamanla baskın toplumun özelliklerini gösterir, kendi dili, inancı, kültürel değerleri bir bütün olarak artık 'yoktur'. Tanımlarına aşina olduğumuz bu kavramlar Almanya'da her zaman aktüel olarak tartışılan iki kavram. Almanya'nın göçmenleri almasının ardından başlayan süreçte, uyguladığı göçmen politikaları ile 'asimilasyonun mu, yoksa entegrasyonun mu hedeflendiği, pek net anlaşılamadı.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından toparlanmaya çalışan Almanya 1950'li yılların ortalarında iş gücü ihtiyacından dolayı başta İtalya olmak üzere, 1960'lı yılların başlarında Türkiye de dahil kapılarını göçmen işçilere açtı. Ülkelerle yapılan anlaşmalara göre ihtiyaç giderildikten sonra işçiler tekrar geldikleri yere dönecekti, fakat planlar ters tepti ve işçiler geri dönmedi. Hatta iyice yerleşti, geleceklerini 'misafir' olarak geldikleri bu ülkede inşa ettiler. Durum böyle olunca ortaya bir göçmen sorunu çıkmış oldu, ki bu durum karşısında hazırlıksız olan Almanya uyum politikasında bir türlü başarı elde edemedi. Başarısızlığının altında kuşkusuz izlediği yetersiz politikalar yatıyor.
Politikalardaki yetersizlik, göçmenleri bir bütün olarak düşman gören siyasi oluşumlara da feyz kaynağı oldu. Son olarak bu tartışmaya taze bir soluk(!) eklendi. CDU'nun kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) bu kez bir kaç adım daha ileri giderek yeni bir fikir ortaya attı. CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer tarafından dillendirilen fikir kısaca şöyle: "Kim uzun vadede Almanya'da yaşamak istiyorsa, kamuya açık yerlerde ve aile içinde Almanca konuşmalıdır". Haftasonu yapılacak parti kurultayı öncesi sunulan önerge, aslında hem oy kaygılı, hem de özünde göçmenleri iteleyen politikalarının bir ifadesi. Gerçi bu fikrin ortaya atılması ile beraber, CDU dahil olmak üzere muhalet partilerinden büyük eleştiriler aldı. Hatta CDU'nun Genel Sekreteri Peter Bauer twitter da, "Kendi evimde Latince mi, Klingonca (Star Trek filminde geçen kurmaca bir dil) ya da Hessen (hessich) lehçesi mi konuşacağım siyasetçileri ilgilendirmez" açıklamasını yaptı. Muhalefet partilerinden de benzer açıklamalar geldi. Sosyal medyada ise CSU'nun ortaya attığı bu düşünce bi hayli 'tiye' alındı.  #YallaCSU tag'ı altında CSU'nun sözleri protesto edildi. Bildiğiniz gibi arapça bir kelime olan ve 'hadi' anlamında kullanılan 'yalla' kelimesi  argoda kullanıldığında 'yürü anca gidersin' gibi bir anlamı da taşır.
Ülkenin dört bir yanından gelen tepkiler karşısında CSU, göçmenler için sunduğu önergeyi yeniden formüle etmek zorunda kaldı. Andreas Scheuer, dil konusunda "Hiçbir kural, hiçbir yükümlülük ve hiçbir kontrol" istemediklerini söyledi. CSU Genel Başkan Yardımcısı Peter Gauweiler ise insanın evde istediği dilde konuşması gerektiğini kaydederken, CSU Bavyera Eyalet Meclis Grubu Başkanı Gerda Hasselfeldt ise bu konu üzerine daha fazla kafa yormak gerektiğini, bu fikrin temel düşüncesinin gerçek olduğunu ve dilin tartışmasız bir şekilde entegrasyonun en önemli aracı olduğunu belirtti. Bunun karşısında, "ailede Almanca konuşmak" fiilinin, bir görevden öte, bir motivasyon ve teşvik olarak anlaşılması gerektiğini kaydetti.
Muhafazakar bir parti olan CSU'nun ortaya attığı bu önerge, sonradan yumuşatılsa da hafife alınmamalı. Öyleki, Avrupa'da sağ partilerin yükselişi bir yana, Almanya'da son zamanlarda aşırı sağcı oluşumlar ve eylemlerinde artış söz konusu. Pegida adı altında kendilerini 'Yurtsever Avrupalılar' olarak adlandıran bir grup Dresden'de sık sık göteriler yapıyor. Yine geçtiğimiz haftalarda holiganlar ve aşırı sağcı gruplar Köln'de ve Hannover'de büyük gösteriler düzenlemişti, ki bu oluşumların hepsinin politikalarının temelini yabancı düşmanlığı oluşturuyor.  Bu nedenle Almanya'da hükümet bu oluşumları ve önergeleri hafife almadan, göçmenlere yönelik daha güçlü bir entegrasyon politikası üretmek zorunda.