Bu alemde, ortalıkta dört dönüyor, bir o yana, bir bu yana kıvırarak, önüne çıkana boynuz sallıyor, ikili. Benzersiz tutarsızlıklarıyla, dünyayı Osmanlı’nın yaşadığı çağdaki durakta sanıyor, "qeda" ve belalarını Kürtlerin üstünde sabit tutup, her gün bir başka ülkeye boynuz sallıyorlar.
"Hasta adam" tanımı da, ruh hali bozuk, dünya dışı "değerli yalnızlık" olarak değişiyordu.
Rejimleri, "dünyanın yönsüz, ilkesiz yalnızı" olarak istikalle uğruyor, her türlü aşağılanmaya, hakarete uğruyor, yandaşları bu olanları iltifat sanıyor, Erdoğan ise "dünya devleti olduk" diye övünüyor, övündükçe, kafadarları tarafından alkışlanıyor, bu garabetin nur topu gibi mükafatı olarak oy oranı yükseliyordu.
Mesela, Erdoğan’ın iç işlerine elini daldırıp, karıştırdığı ülkelerden biri olan Mısır’ın Cumhurbaşkanı yardımcısı Ahmed el Mussalamani, Onun Ortadoğu Düzenleme Preojesi başkan yardımcılığına atıfla, "Mısır’ın batılı bir ajandan vatanseverlik dersi almaya ihtiyacı yok" diyordu.
"Mısır’da varbe var" diyen adam, yarın tarihte Projeyi yürüten baş olarak Mısır, Tunus, Libya’da kan akıtmaya destek taşıyor, Suriye'ye kiralık katillerle saldırıyordu.
Bu kimliği ve geçmişiyle İsrail Dışişleri sözcüsü Yıgal Palmor tarafından ötelenip, hafife alınıyor, sözlerinin yoruma değmediğini söylüyordu.
Amerika'yı Mısır’ın iç işlerine müdahale etmediği için suçlayınca, Başkanlık Sarayı sözcüsü Josh Earnest onu, "saldırgan, delilsiz konuşan" biri olarak tanımlıyordu.
Iraklı liderler, TC’yi terörist barınağı olarak adlandırıyor, İran ciddiyetten uzak diye istiskal ediyordu. Yer yüzündeki tek müteffik El Kaide, dostu ise Sudan’ın darbeci diktatörü General Beşir’di. Beşir dünyaca aranan soykırım suçlusu bir katildi. Erdoğan ise onu kırmızı halı ve törenle karşılayıp, el ele dünyaya gülümsüyor, eşleriyle karşılıklı yemek kaşıklıyor, kim kime öldürmenin en iyi şeklini öğretecek bilinmez, askeri işbirliği anlaşmaları imzalıyorlardı. General Beşir, Fethullah Gülen okullarına, yandaş şirketlere kapı açtığı için, temiz camici oluyordu.
En güvendiği yer yüzü dostlarından biriydi, Suudi Kralı. Otelinde iki büklüm olduğu Kral bile, dünya dışı gidişindeki destürsüzlüğe arkasını dönmüştü.
Elinde kala kala, dost ve müteffik olarak, ortalığı dinamitleyerek yaşamak için, kiralık katil ihaleleri üstlenen El Kaide kalıyordu.
Şu hale bakın, El Kaide müttefiği bir ülke ve onları silahlandırıp, yer edinme vaadıyla Suriye’ye salıyordu. Kürtlerin feryadı "taraflı" diyelim. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu "Allahu ekber" naralıları, "tecavüz, talan ve vahşice cinayet işliyor" diye açıklıyordu.
Hasta adamın ruhunu okşayıp dirilteyim diyenler, sağa, sola çalkalamadan sonra El Kaide ile müffetik olma hallerine düşerek, dünyadan tecrit edilmiş, batı medyasının deyimiyle, ruh hali bozuk "değerli yalnızlığa" yuvarlanmıştı. Recep Erdoğan, dün gece din servisli, reklam kazancı bol televizyonlardan birinde, Türk tarihinde bile benzeri görülmemiş bir vak’aydı. Etrafına topladığı mahalle çocuklarına "hayatını, sanatı ve eserlerini" anlatan rakipsiz kabadayıyı andırıyordu.
Kendi çıkarını, ülke çıkarı gibi göstererek TC’yi ateş çemberine sürükleyen adam, kabalığın hafiflikler şenliğinde gibi dedi-kodu yapıyordu.
Kitlesini kan, can, heyecan, ihtiras üzere hislerle emziriyor, Mısır’daki iktidar savaşının liderlerinden, kafadar El Bilteci ve onun çatışmada vurulan kızı Esma’nın hikayesi ekrana yansıyınca, ağlama maratonuna çıkıyordu.
Çünkü El Bilteci, tıpkı kendisi gibi kızına, sevgi vermek için yeterince zaman ayıramamıştı. Hatta kızı bir gece, odasının kapısına, "bize de zaman ayır" diye not asmıştı. Böyle hisli, bir havaya yürek mı dayanırdı. Erdoğan, dayanamadı tabii ki. Sevenlerinin karşısında, değme aktöre şapka çıkartan bir ustalıkla burnunu, göz yaşlarını sile sile ağlıyordu.
Gören onu geçmişte, bugünkü Sultanı hayatın taşlarını örmek için, kızını sevip, koklamaya zaman ayıramadığını düşünemiyordu. Onu ülkeyi kurtarma savaşında sanıyordu.
Erdoğan baba hasreti çeken kız çocuklarına ağlıyordu.
Oysa, babaları öldürülmüş, katilleri korumaya alınmış Kürtleri, daha geçenlerde "benim polisim" dediği güçler tarafından vurulanları saymıyoruz. İnsani görevle, cenazeye katıldı diye hapse konmak üzere ceza kesilen Hakkari Belediye başkanını da saymıyoruz.
Şu anda, 8 bin Kürt Erdoğan ejiminin elinde esir. Pek çoğu suçunu, hakkındaki düzmeceyi de bilmiyor. Onların da, sevgi için yollarını bekleyen, sevgiden önce ekmek getirdi mi diye ellerine bakan çocukları var.
Din, iman, cami yetersiz kalınca, oy sahiplerini duygularından yakalıp, avlamak için ağlama rolü, inandırıcı olur mu?
Balık hafızalı olmayanlar nezdinde, sanmıyorum. Çünkü onlar, başkasına göz yaşı döktürerek, üstünde saltanat kuranları biliyor. Rol yapmakla, duygu taşıyan insan olunmuyor, çünkü. Haline, dününe bakarlar insanın…
Bir şeyi daha iyi biliyorlar: En iyi ağlayan sinema, tiyatro oyunculardır.