
Kürdistan’da katledilen çocuklara...
Her yer karanlık; odalar, tüm evler ve sokaklar... Dışarıda yoğun bir koku dolanıyor. Yanımızdan her kim geçiyorsa elleriyle yüzlerini kapatmakta. Sanki alışık olmadıkları bir kokudan kaçar gibi! Nedir böylesine insanları kaçırtan?
Buralar hiç bu kadar sisli, duman içinde olmamıştı. Sanki analar her tarafta tandır yakmışlar öylesine dumanlar yükseliyor bu şehirden. Ama tandır olsaydı güzel ekmek kokuları yine eskisi gibi yükselirdi Sur’dan. Analarımız da ağızlarını kapatmadan geçerlerdi o mis gibi kokuyu içlerine çekip. Peki bu soğuk kokular da nedir? İnsanları böylesine uzaklaştıran... Yaklaşık yirmi günden fazla oldu bu karanlık odadayım. Bir türlü çıkamıyorum. Sanki kollarım, bacaklarım, beynim benden ayrı hareket ediyorlarmış gibi. İsteğimin dışında kalıyor hepsi. Anlayamıyorum... bu soğuk oda beni korkutmaya başlattı. Etrafımda kimseyi göremiyorum. Birileri var ama onların yüzlerini seçemiyorum. Yine karanlık...
Kör ve sağır oldum
Hiçbir şey duyamıyorum. En son kulaklarım mermi sesine tanık oldu ve sonra sağırlaştım gibi. Önceden kulaklarım keskindi, hangi ses olursa olsun iyi duyabiliyordum. Kör, sağır oldum. Bu etraftaki karanlık, soğuk hava beni korkutuyor. Peki, annem nerede? Beni hiç yalnız bırakmayan annem bu defa yoktu. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Yalnızlık ne kadar da soğuk anne...
‘Anne ben buradayım’
Sanki etrafta birileri belirdi. Yüzü maskeli birileri içeriye girdi. Ha bire etrafımdan uyumuş, yüzlerini seçemediğim insanları alıp götürüyorlar. En son biri gelip beni kaldırıyor. Hissedemiyorum... Bedenim benden ayrılmış gibi. Anlatılmayan bir duygu içinde kalıyorum. Sonra dışarıda beliriveren çığlıklar kulaklarımı açıyor. Şimdi duyabiliyorum. Annem çığlık atıyor ismimi söyleyerek. "Anne ben buradayım" desem de beni duymuyor. Annem ve buradaki herkes çığlık çığlığa. Peki neden? O soğuk odadan çıktığım için mutlu olduğumu söylemek isterdim ama dışarısı daha da soğuk ve ürpertici. Yoldan geçerken oyun oynadığımız sokaklara bakıyorum. Her taraf yıkılmış... Tanıyamıyorum kaldığım yerleri. Çocukluğumun mekanı ne de çabuk değişti. Yoksa ben büyüdüm mü anne?
Sur’dan yavaş yavaş çıkarken içimden bir şeylerin koptuğunu hisseder gibiyim. Sanki ruhum orada kalmak istercesine beni itekliyor. Ayrılsam bir daha gelemeyecekmişim gibi... Bir daha o sokaklarda oyun oynayamayacakmışım gibi... Surlara bir daha çıkabilecek miyim?
Karanlıklarla kuşatıldı
Uzaklaşıyorum... Doğduğum şehirden, güzelliklerden, yarım kalan çocukluğumdan, yarım kalan gülüşlerden ve yarım kalan sohbetlerden. Uzaklaşıyorum; arkadaşlarımdan, sokaklarda tandır yakılan annelerden aldığımız ekmeğin kokusundan, bilyelerimden... Her uzaklaştığımda gerçekler biraz daha yüzüme vuruyor kendisini tıpkı kıyıya vuran keskin dalgalar gibi. Yüreğim neden bu kadar yanıyor anne? Doğduğum yer neden böylesine karanlıklarla kuşatıldı? Oysa bu şehirdi bizleri biz eden. Bu şehirdi bizleri koruyan. Acaba yine görecek miyim? Uzaklaşıyorum; şehir yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Ben uzaklaştıkça yüreğim orada kalmakta ısrar ediyor. Durduramıyorum!
Surlardan yıkılan her bir taş sanki yüreğimden bir parça alıyor gibi anne. Buraları böylesine görmeye alışık değilim. Neden buralar yıkılıyor? Binlerce soru beynimden geçiyor, cevabını bulamadığım binlerce soru...
Mezarlıkların olduğu yere doğru gidiyoruz. İlginç daha önce annem beni asla buralara getirmezdi. Hava soğuk ve karanlık. Üşümeye başladım. Soğukluk yüreğime, ruhuma işlemiş gibi. Sonra birileri ellerinde kazma ile yeni bir mezar açıyor. Her bir kazmanın toprağa vurmasıyla ben daha çok üşüyorum. Bir süre sonra son defa dönüp anneme bakıyorum. Arkada durmuş durmayan gözyaşlarını akıtmakta toprağa. "Anne neden bu kadar çok ağlıyorsun?" diye soruyorum ama sanki beni hiç duymuyor. Oysa annem bana hep zamanında cevap verirdi. Neden bu kadar uzaklaştık annem?
Çocuklarla dolaşmak Kürdistan'ı
Zamanın geçtiğini hissettiriyor esen rüzgar. Onu hissedebiliyorum! Soğuk bir rüzgar yüzüme dokundu. Beni alıp götürmek ister gibi bana dokundu. Her ne kadar soğuk olsa bile ona karşı koyamıyorum. Bırakmak istiyorum o soğuk rüzgarı, ki alıp götürsün beni. Umut dolu yarınlara, daha aydınlık, güzel bir dünyaya götürsün isterim. Her zaman hayal ettiğim gibi. Beyaz bulutlar üstünde, rüzgar eşliğinde Kürdistan’ın güzel yerlerinde dolaşmayı isterdim. Dicle’nin üzerinden Fırat’a geçerken Mezopotamya’nın güzelliklerine tanıklık etmek isterdim. Batman’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Wan’da yani Kürdistan’ın her yerinde çocukları alıp bulutların üzerinde gezdirmek isterdim. Emin’i, Berat’ı, daha yeni doğan Tahir’i, Helin’i ve daha sayamadığım onlarca çocuğu alıp gitmek isterdim. Onlar da o güzellikleri görsün diye.
Güzel günler gelecek
Şimdi onların yanındayım. Her ne kadar burası soğuk olsa da merak etme annem ben yalnız değilim. Benim gibi binlerce çocuk var burada. Hepsi de benim gibi, benim dilimden ve benim canımdan. Merak etme anne, Berkin’le, Emin’le, Miray’la beraberiz. Ben ilk değilmişim burada ama umarım son olurum. O yüzden üzülme. Elbet bir gün gelir tüm bu uzaklıkların. Tüm bu bedellerin sonu güzel, aydınlık, barış dolu günler olacak. Ben inanıyorum anne, Kürt çocuklarını güzel günler bekliyor. Sen de inan buna olur mu annem?
JİYAN TEKOŞÎN