• Sömürge ve silahlanma yarışı, yıkık şehirler, toplama kampları, ayak altından bile çekilmeyen insan ölüleri… Çevre felaketleri, açlık, genetik ve GDO'nun yükselişi. Sanal finansman, şirketler, şifreleme ve fişleme. Bu gelişmeler yüz yaşına giren modern savaş dünyasının karakterinden sadece birkaç başlık.
  • Virginia Woolf anmamıza sebep olan asıl gelişme, yüz yılın savaş ve sömürge fitilini ateşleyen İngiltere’de, toplumun geldiği yalnızlıklar bakanlığıdır. Ve bu ister istemez aklımıza bilinç akışı tekniğini getiriyor. Sanırım Woolf’un farkı burda karşımıza çıkıyor. Dışarısı çözülüp çürürken insan, dünyayı ancak kafasında korumaya alabilir.

Behice F. DEMİR

"Ekim 1910’da ya da o aralar insanlığın karakteri değişti."

"Tüm insani ilişkiler; efendiler ve uşaklar, kocalar ve karılar, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkiler değişti. Ve insani ilişkiler değiştiğinde aynı zamanda dinde, hal ve gidişte, siyasette ve edebiyatta da bir değişim olur. Bu değişimlerden bir tanesini 1910 yılı civarına koymakta anlaşalım."  Virginia Woolf

"İngiltere'de başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada yalnızlıktan sorumlu bir bakanlığın kurulduğu açıklandı. Başbakanlık; amacımız "yalnızlıktan acı çeken, milyonlara yardım etmek" olduğunu dile getirdi."

Sömürge ve silahlanma yarışı, bombardıman, yıkık şehirler, göç kafileleri, toplama kampları, ayak altından bile çekilmeyen insan ölüleri. Çevre felaketleri, açlık, genetik ve GDO'nun yükselişi. Ekranlar sanal finansman, şirketler, güvenlik, şifreleme ve fişleme. Tekniğe devredilen ilişkiler doğadan kopan iletişim sistemi. Birkaç gurubun oyun sahasına çevirdiği yaşam sistemi. Bu gelişmeler yüz yaşına giren modern savaş dünyasının karakterinden sadece birkaç başlık.

Tarihin huzurlu saatleri kısadır. Huzursuzluk oyunun kuralı olarak insana kendini öğretir. Bu nedenle insanlığın karakterini değiştiren olayların hasarını hepimiz fazlasıyla görmeye devam ediyoruz. Bir yanda yalnızlıktan, konfordan kıvranan, sessizlikte sağırlaşan, kimsesizlikten bunalan binler. Öbür yandan en yakınını dizinde ölüme teslim eden, evini barkını yerini yurdunu terk edip kalabalıkların hükümsüz telaşında hayatını kaybeden on binler. Uygarlığın batısında çoğalan yalnızlıklar bakanlığı, doğusunda kitleselleşen yoksulluklar.

Değişim efsanevi bir hayaldir ama insanlığın karakterinde acımasız bir gerekçedir. Bizler şimdilerde zararlı değişimin acımasız kıldığı kavmimizin batı-doğu sokağındaki yaşam farkını izlerken bir kez daha geçmişin notlarını hatırlamak zorunda kalıyoruz. Zira not düşünlerin çoğu bugünkü gibi yaşatılanların nedenlerini yaşamışlardı. Bazen tarihten konuşmaktan ziyade şimdiyi tarihe çevirmek daha uyarıcıdır. Ve endüstri devriminden bu yana tarihin görsel, yazımsal olarak hızlanması buna örnektir. Yazımsal alanda sınırlar aşılırken edebiyat dünyasında da benzer yenilik tutumları gelişti. Dünya meskenleşirken çok şeyinden insafsızca yerinden olacağını, insanın dışardan içeriye hapsolacağını bilen önlem tutumları edebiyata da sinir değişimi yarattı.

İki ütopya çarpışmasından doğan iki dünya savaşı 20. yüzyıl edebiyatında da hayal-hasar-hafıza tartışmasına yol açtı. Her iki savaşta korkunçtu ama asıl korkunç olan insanlığın karakteristik haklarının çiğnenmesi, politika, medya, bilim, hukuk ve kültürün kitlesel olarak tutuk kalması idi. Her iki savaşta da insanlık bütün fikirlerini yıpratmış, edebiyatın klasik sükuneti anlamsızlaşmıştı. Birey ve toplum için yeni ufuklar gerekiyordu. Yirminci yüzyılın ruh hali daha ilk çeyrekte travmatik sınavdan geçmiş ve yazımın gerçekleri fazlasıyla zorlaşmış, Toplama kampları, faşizmin pratik sonuçları bu çağın entellektüel mirasını fazlasıyla geriletmişti.

20. yüzyılın politik sahnesinde Hitler, Lenin, Stalin, Wilson, Mussolini, Roosevelt, Albert Lebrun’un politik oyunları tur atarken, Marcel Proust, Robert Musil, James Joys ve Virginia Woolf da çağın entelektüel hafıza siperini kazmaya başlıyordu.

Bu nedenle bugün Woolf ve edebi çağdaşlarının toplum karşısında boşta kalabilmiş tek bir sözü yoktur. Hepsi de yıkıcı ve üretici yazarlıklarıyla yarım asırda bir asrın bütün resmini çıkarabilmiştir. Ancak Woolf’u çağdaşlarının içinde çağ üstü kılan şey onun edebiyatta devamlılık ya da serüvenci kalmaması ve kendi yazım tekniğini aramış olmasıdır. Kaldı ki İngiliz toplumunun bir maketi sayılan ve edebiyatında bir kadın olarak yazım tutumu ilanında bulunmak hiç de yabana atılacak birşey değil. Ne var ki Woolf'u anmamıza sebep olan asıl gelişme, yüz yılın savaş ve sömürge fitilini ateşleyen İngiltere’de, toplumun geldiği yalnızlıklar bakanlığıdır. Ve bu ister istemez aklımıza bilinç akışı tekniğini getiriyor. Sanırım Woolf’un farkı burda karşımıza çıkıyor. Dışarısı çözülüp çürürken insan dünyayı ancak kafasında korumaya alabilir. Saniyelik bilgi akışının yayıldığı dünyada bilinç akışının gerçekliği sizinde dikkatiniz çekmiyor mu? Sizde bilincinizin ve insanın doğal birikimlerinin tehlike altında olduğuna ikna olmuyor musunuz?

Üstelik atom bombasının adının çıktığı ama diğer pek çok bomba türünün saat başı kullanıldığı bir dünyada sizce de bilincin ve insanlığın karakteri daha da yok olmuyor mu? Ya da Hiroşima’da hayatı yakan atom bombasının Efrîn ve Kürdistan’ın farklı yerlerinde kullanılan eritici gazlardan sadece zaman farkı yok mu?

Evet Woolf’a katılmamak elde değil, sadece "1910’da" değil, 1919’da da insanlığın karakteri değişti. Belki de içinde bulunduğumuz 2019’da daha fazla değişecek.