
Gani Nar'ın, 'Jan' adlı albümü sevenleriyle buluşurken, albümdeki eserlerden birini, kızı Zîlan Nar seslendirmekte, birinde de ona eşlik etmektedir.
O dönemler, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın üzerine bir karabasan gibi çullanan 80 Faşist Darbesi’nin titreşimleri tüm yoğunluğuyla devam etmekteydi. "Kürt halkı" ve "Kürdistan" kavramlarının henüz "tabu" olduğu ve ağır cezai müeyyidelerle karşılandığı dönemlerdi. Bu nedenle de, toplam 8 sayı çıkarabildiğim derginin tüm sayıları toplatıldığı gibi, 30 davaya konu olmuş ve birçok defa gözaltına alınmama ve iki kez tutuklanmama yolaçmıştı. Son tutukluluğum üç ay sürmüş ve bir daha dergiyi çıkaramamıştım. 1990’dan sona ise Kürdoloji alanında kitap yayını yapmaya başlamış ve bunlardan dolayı da yıllarca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmış, 1993 Ateşkesi üzerine, yangılanmakta olduğum altı davadan beraat etmiş ancak Ateşkesin bozulması üzerine, Yargıtay’da devam eden tüm davalar aleyhime bozulmuş ve DGM’nin de bu kararlara uymasıyla 10 buçuk yıllık hapis cezam kesinleşmiş; bunun üzerine ülke dışına çıkmak zorunda kalmıştım.
İşte, bu süreçte Kürt müziği üzerindeki yasağın delinmesi amacıyla, Hasret Gültekin’in öncülüğünde bir çaba da devam ediyordu. Hasret, Newroz adlı bir kaseti önce enstrümantal olarak, ağzı bantlanmış bir Kürt figürüyle yayımlamış; ardından da aynı kaseti sözlü olarak çıkartmıştı. O zamanlarda, böyle bir iş yapmak ateş çemberinden atlamakla eşdeğerdi. İşte, bu soylu çabanın kahramanlarından biri de Gani Nar’dı.
Gani’yi, 1990’lı yılların başlarında İşçi Partisi Kongresi’nde Parti Meclisi üyeliğine seçilmesinin ardından, Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’ndeki yemekte doğrudan tanımıştım. Kasetten tanıdığım Gani Nar’ı, o yanık-yakıcı sesiyle bu kez doğrudan dinliyordum. Yanlış hatırlamıyorsam, o Kongrede Dr. Cemşid Bender de Parti Meclisine seçilmişti. İşçi Partisi’nin, Türk ve Kürt bayraklı iki elin tokalaşmasıyla sembolize edilmiş, federatif bir yönetimi savunan bir afişle topluma mesaj verdiği bir dönemdi… O günlerden bugünlere gelinmesi, kuşkusuz üzerinde durulmaya ve çözümlenmeye muhtaç bir husustur…
1994 Yılı sonlarında zorunlu olarak yurt dışına çıktıktan iki yıl sonra, köşe yazısı yazdığım Ronahi gazetesi ile dayanışma gecesinde, Hülya Bektaş adlı bir arkadaşımla birlikte sunuculuk yapıyorduk. Sanatçısı ve konuşmacısı bol gecede, Askeri Cunta’nın yarattığı karanlık örtüyü ve buz tabakalarını şarkılarıyla delip başkaldıran isyan ve umut aşılayan sanatçılarla ilgili anılarımız henüz taptazeydi. Bu başkaldırı şarkılarının, kilam ve stranlarının izi belleğimizdeki yerini tüm yakıcılığıyla henüz koruyordu.
Bunlar, gerçek anlamda Kürdistani sanatçılardı ve Kürt halkının sözlü ve ezgili çığlığı oluyorlardı. Bir aşk şarkısına bile tahammül edilmeyen günlerdi. 70 yıllık bir yasaktan sonra, 1991’de yayımladığımız, neredeyse tümünün Kürt aşk ve sevda şarkılarından oluştuğu, bilirkişiye yaptırılan çevirilerle de ortaya konan "Kürt Halk Şarkıları/ Kilam û Stranên Kurdî" konulu inceleme- antoloji kitabımız Ankara DGM’ce derhal toplatılmış ve bundan dolayı 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştık.
Oysa, şimdi içerden ve dışardan; dağlarda, ovalarda, şehirlerde yeni sanatçılar, dengbêjler bir "isyan" gibi ortaya çıkıyorlardı… Onlar, "Ez dengê Kurdıstan ım" diyorlardı. Ceylanlar onların ezgileri eşliğinde suya iniyor, keklikler onların şarkıları eşliğinde ötüşüyor; bize ulaşan haberlere göre, peşmergeler ve diğer halk savaşçıları onların kilamları eşliğinde uyuşturulmadan ameliyat oluyorlardı…Kardelenler, onların isyan şarkılarıyla kar örtülerini deliyor, tomurcuklar onların can titreten ezgileriyle patlıyor, kır çiçekleri onların govend kilamlarıyla halaya duruyorlardı. Onlar, bizleri şin kilamlarıyla ağlatıyor, isyan ve govend şarkılarıyla coşturuyordu…
Peşmergelerin veya diğer Kürt savaşçıların, kimi başka Kürt sanatçıların yanısıra Gani Nar’ın da kilam ve stranlarıyla, uyuşturulmadan ameliyat edilip edilmediğini bilmiyoruz ama; üstteki belirlemelerimin tümünün bu dar ve zor günler sanatçısı Gani Nar’ı da anlattığı açıktır. Dahası, Gani Nar gibi sanatçılar, "yaralı coğrafya" Kürdistan’ı kaplayan simsiyah dumanları, mermer sertliğinde buz örtülerini birer kardelen gibi delerek bugünlere geldiler. Çünkü, onlar biliyorlardı ki, her gecenin bir gündüzü vardı ve hasarsız zafer olmazdı…
İşte, epeyce zamandır müzik çalışmalarına ara veren Gani Nar’ın, yepyeni eserlerden oluşan yeni bir albümüyle karşı karşıyayız. Üstelik, albümde yer alan eserlerden birini, kendisini sanatçı olarak izleyen kızı Zilan Nar seslendirmekte, birinde de ona eşlik etmektedir.
Kürtçede "ağrı/ sızı/ acı" anlamına gelen "Jan" albümünde 10 eser yer alıyor. Bunların büyük bölümünün söz ve besteleri Gani Nar’ın kendisine ait. Birinin sözleri ise, 10. yüzyılın ikinci yarısı ile 11. yüzyılların başlarında yaşamış, divan sahibi; Ömer Hayyam, Yunus Emre ve Mevlana’nın şiir ve düşünce babası, ünlü filozof- şair Baba Tahir Uryan’a ait.
Baba Tahir Uryan’ın "Aşıq" konulu "Felek"e kahreden şiirinin bir dörtlüğü şöyle:
Ger destêm bigihê çerxa felekê
Ezê gelek pirsan pirs bikim ji wê
Te bidaye yekî sed û hezar nîmet
Bi yê din re nanê bi ceh tevî bi xwînê
Türkçesiyle söylersek; "Eğer elim feleğin çarhına yetişirse/ Onunla nice hesaplaşacağım/ Birine yüzlerce, binlerce nimet verirsin/ Diğerlerine arpa ekmeği ve kanı layık görürsün…"
Dar ve zor günlerin anıları ve güçbirliği hiç bir zaman unutulmuyor. Çünkü sizin bir Kürt kimlikli periyodla verdiğiniz mücadeleyi, bir başkası müzik diyarında yapıyor. Bu dizeler, tam da böylesi unutulmaz anıların iz sürücüsü olarak dilden kaleme dökülüyor…
MEHMET BAYRAK