Maraş katliamının en gerçekçi analizini o dönem de (1978), demokratik Kürt hareketi yapmıştı. Bu nedenle de devletin bu katliam ile neleri hedeflediğini erkenden fark ederek, kendince bazı tedbirler almıştır.
Devletin, Türk –İslam projesine dayalı bir ulus yaratma programının tehlikeye girmesine karşı, bir müdahale olan Maraş katliamının birden fazla nedeni vardı. Bugün geriye dönüp baktığımız da, o dönem için neler söyleyebiliriz.
Maraş katliamını, 3 ayrı kimlik üzerinden değerlendirmek gereklidir. Bu üç kimlik Türk devletinin resmi ideolojisi tarafından red ve inkar politikası ile eritilmek ve yok edilerek tasfiye edilmek istenen kimliklerdir.
Bu kimlikler;
a- Kürt halk kimliği
b- Alevi İnanç kimliği
c- Demokratik sol kimlik
Maraş’da, devletin hakim ve iktidar gücü, derin ve görünen kanadı, tam bir planlama, tertip ve uygulama ile hareket etmiştir. Bu üç kimliğin bir arada bulunduğu Maraş başta olmak üzere, bazı yerleşim yerleri özellikle seçilmiştir. Maraş bunların başında gelmektedir. Maraş‘da Kürtler ezici çoğunlukla Alevi ve Aleviler de o dönemde (1970’li yıllarda) bir bütün olarak sol için de örgütlenmektedirler.
Bunun karşısında ise, Sünni Türklerin yoğunlukta olduğu Maraş’da, sağın en ırkçı, dinci radikal örgütlerinden, en kitlesel sağ partilere kadar örgütlenmişlerdir. Bu zıt duruş provokasyonlar için önemli bir zemin sunmaktadır. Maraş katliamı ile, Türkiye’nin sola kayan toplumsal eksenine müdahale edilerek, solu ve onun şahsın da, Kürtlük ve Aleviliğin tamamen tasfiyesi hedeflenmiştir.
Bu durumu, o zaman tam olarak idrak edemezsek de, şimdi dönüp geriye baktığımızda, ortaya çıkan tablodan rahatlıkla anlamaktayız.
Kuşkusuz; Cumhuriyetin ilk yıllarında, Koçgirî, Dêrsim, Ağrı, Zilan’da yapılan katliamlarda yarım kalan, Kürt ve Alevi kimliğinin tasfiyesinın, 1970’li yıllarda sol yükseliş ile tekrar açığa çıkma gerçeğine karşı, Çorum, Sivas, Malatya, Elbistan, Kırıkhan gibi birçok yerde bu plan denendi. Ancak en etkili uygulama ve sonuç Maraş’da alındı. Hatırlanacağı gibi Maraş katliamından hemen sonra, 13 ilde sıkıyönetim ilan edilerek, devrimci ve Kürt kimlik mücadelesinin yükselişte olduğu bölgelere ağır bir baskı ve ezme politikası ile müdahale edildi.
Maraş katliamının arkasında birçok gücün hesapları vardı;
1- T.C’nin resmi ideolojisi açısından devletin Türkleştirme ve İslamlaştırma projesinin, yani Misak-i Milli, Üniter devlet sınırları içinde, tek uluslu ve İslami din kültürünün hakimiyetine dayalı bir halk yaratma;
2- Globalleşmekte olan emperyalizm için ise, 1970’li yıllarda, dünyadaki sol yükselişin Türkiye’deki temel halk dinamiğinin, özellikle Aleviler olduğunu görerek, (ki bu Alevilerin çoğu aynı zaman da Kürt kökenli,) tasfiye edilmesi için T.C’ye her türlü gizli – açık destek ve imkanları sunması;
3- 12 Eylül askeri darbesi de Maraş katliamının bir sonucudur. 12 Eylül askeri darbesi ABD emperyalızminin Türkiye’ye etkin bir müdahalesidir. Bu darbe ile Türkiye’de İslamcı cemaatlerin örgütlenmesine ağırlık verilmiştir. 1974 seçimlerinde CHP, “Ne ezilen ne ezen, insanca hakça bir düzen” sloganı ile ortaya çıkan ‘Karaoğlan’ Ecevit döneminde yüzde 43 oy alırken, bugün AKP’nin yüzde 50’den fazla oy alması, bu son 30 yıllık politikanın sonucudur.
Maraş katliamında faşist ve gerici-yobaz saldırganlar, Kürt ve Alevileri katlederken, “çağırın da Karaoğlan Ecevit gelsin sizi kurtarsın” diyorlardı. Ancak onların uğruna kurbanlar kestiği, adını çocuklarına verdiği Ecevit başbakan olmasına rağmen, bu katliamın davasını bile takip etmedi.
24 saatte Kıbrıs’a harekat düzenleyen, işgal eden Ecevit, Maraş’da bir hafta Alevileri evlerinde bağazlayanlara seyirci kaldı. Ölmeden önce çekmecesinde Maraş katliamı ile ilgili dosya çıkınca bu katliamın herşeyini bildiği halde birşey yapmadığı anlaşıldı. Ona umut ve gönül bağlayan Aleviler ise bu gerçeği dahi sorgulayamayacak kadar sindirilmişlerdi.
Maraş’da yaratılan korku ve sindirmenin pisikolojik etkisi o denli ağır bir travma yaratmıştır ki; Maraş‘da, Maraş katliamını protesto etmeye, orada yaşayan Aleviler çok uzak durmaktadırlar. Hatta son yıllarda düzenlenen anma mitinglerini büyük bir korku ile ‘eskiyi karıştırmanın ne gereği var’ diyerek adeta o günleri bir daha hatırlamak istemektedirler.
Maraş katliamı da diğer birçok Alevi katliami gibi CHP dönemin de yaşanmıştır. Bunun nedeni eğer T.C’nin kuruluş ideolojisi olan Türk –İslam politikasını hakim kılmaksa anlaşılabilinir. Bunun dışında bir diğer sebep varsa bu katliamların üzerindeki sır perdesi tarafsız bir araştırma yapıldıktan sonra daha net olarak açığa çıkacaktır.
Maraş katliamının en büyük farkı nedir diye sorarsanız; ortada bir başkaldırı yok, bir olay yok, karşı karşıya gelmiş gruplar yok, evinde işinde başına geleceklerden habersiz masum insanların kadın, çocuk, yaşlı, fakir, zengin, köylü, memur denmeden en vahşi yöntemlerle katledilmesidir. Yani daha bir gün önce komşusu ile yemek yiyen, çay içen, sohbet eden insanlar, yine o komşularına öldürtülmüşlerdir.
Maraş katliamı, objektif olarak bir soykırım faaliyetidir. Soykırımlarda hedeflenen tüm sonuçlar Maraş katliamında yaşanmıştır: Hiçbir ayırım yapılmadan katletmek, sindirmek, yerini yurdunu terk etmeye mecbur etmek suretiyle bölgenin etnik ve sosyal demografisini değiştirmeyi hedeflemek. Bütün bunlar bu katliamda yaşanmıştır.
Maraş katliamından sonra, şehir merkezinde yaşayan veya ticaretle uğraşan tüm Aleviler şehiri terk etmişlerdir. Maraş bölgesi Alevi Kürtler hızla yurtdışı başta olmak üzere başka bölgelere göç etmişlerdir.
Maraş katliamı; hesabı sorulamayan, davası görülemeyen, romanı –hikayesi yazılamayan, türküsü, ağıdı söylenemeyen, filmi –belgeseli çekilemeyen (ki kısmen var ama yeterli değil) bir acı olarak kanamaya devam ediyor.
Acıların, acı çektiği, kurbanların o vahşet içindeki çığlıkları ile herbirimizin kapattığımız vicdanlara, yüreklere seslendiği ve adeta belleklerimizden silmek istediğimiz o gerçeklere, artık sahip çıkarak, onların sahipsizliğine sahip, acılarına ağıt, onurlarına türkü olmamızı bekliyorlar.
Orada katledilenlerin tek suçu Alevi-Kürt ve solcu olarak bilinmeleriydi.
Yani bizden birileri idiler.
Unutmayalım ki o anda orada bizler de kurban olabilirdik.
Onlara sahip çıkmak, inancımıza, yolumuza, davamıza, kimliğimize sahip çıkmaktır. Maraş katliamını unutmayalım, unutturmayalım.
* Demokratik Aleviler Federasyonu Başkanı