BDP milletvekilleri, belediye başkanları, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 98'i tutuklu, 175 kişinin 3 yılı aşkın süredir yargılandığı "KCK" anadavasının duruşmalarına Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediliyor. Tutsakların tamamının avukatı olan Diyarbakır eski Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, barış sürecinde siyasi soykırım davalarında gelinen noktayı değerlendirdi. KCK davalarındaki genel mantığın Kürt siyasal hareketinin legalleşme hamlesine devletin devreye koyduğu bir konsept olduğunu vurgulayan Aktar, 2007'de hazırlıkları başlayan operasyonun 2009'da uygulamaya konulduğunu kaydetti. Devlet iktidarının taşıyıcı haline gelen, "belirlediğim sınırlar içerisinde siyaset yapabalirsiniz" diyen yargının barış sürecinde de ciddi bir değişime uğramadığını ifade eden Av. Aktar, Van, Adana, Erzurum, İzmir gibi Özel Yetkili Mahkemelerdeki toplu tahliyeleri şöyle değerlendirdi: "Gerçekleşen toplu tahliyelerde kişilerin özgürlük hakları tekrar kısıtlandı, adli kontrol veya yurtdışına çıkış yasakları karar altına alınarak veya bir kısmı da tahliye edilirken çok yüklü cezalar aldı."

Aktar, yargının bu yolla cezalandırmaya, siyaset yapmaya devam ederek, tehdidi sürekli ve kalıcı kıldığının altını çizdi.
Siyasi soykırım operasyonlarının asıl odağının Amed'deki mahkemeler olduğuna dikkat çeken Aktar, buradaki siyasi tutumun ise sürdürüldüğünü söyledi. Yargının siyasal alanı belirleme konusundaki kararlılığı ve isteğinin devam ettiğini ifade eden Aktar, "Bunun için siyasal iktidarın topluma, devlete, Kürt meselesine ve Kürtlerin mücadelesine dönük zihinsel dönüşüme ihtiyacı var. Bu olmadığı sürece de önemli Kürt aktörleri cezaevinde kalmaya devam edecek" dedi. Mahkemelerin İstanbul ve Amed'de tahliye konusunda katı davrandığının altını çizen Akar, çok kısıtlı tahliye veya yüksek cezalar kesildiğini belirtti. Aktar, mahkemelerin tutumu altında yatan nedeni, "yargının siyasal iktidarın sınırlarını belirleyerek, kendi elinde bir güç haline getirmesi" olarak değerlendirdi.

Düşman hukuku uygulanıyor

Yargının, Kürtlerin siyasal aktörlerine karşı düşman ceza hukuku uyguladığını söyleyen Aktar, şunları ifade etti: "Ne demek bu? Düşman ceza hukukunda sizin suç işlemeniz gerekmiyor. Yani bir ceza kanununda tarif edilen herhangi bir suçu işleminiz gerekmiyor. Sizin ileride bir tehdit oluşturabileceğiniz gibi bir algı varsa Kürt siyasal aktörlerin siyasal mücadeleleri içerisinde özgürlük alanlarını açmasının önüne geçmek için yargı bir tutum belirliyor. Sürmekte olan KCK anadavasında da bunu görüyoruz."
Yargı eliyle kişilerin özgürlük alanlarının kısıtlandığını ve rehin tutulduklarını ifade eden Aktar, "Zor kullanarak insanları içeride rehin tutuyorlar. Bunu yaparken de kişilerin siyasal düşüncelerini kriminalize ediyorlar" dedi. "Hiçbir dosyada eylemlerin kendi başına suç oluşturmadığını görüyoruz" diyen Aktar, birkaç örnek verdi: "Bir insanın cenaze törenine katılması dünyanın hiçbir yerinde suç değil. Bir partinin kendi içinde iç denetim mekanizmaları oluşturması, dünyanın hiçbir yerinde suç değil. Siz ölünüze ağladığınız için ve cenazenizi defnettiğiniz için bile suçlanıyorsunuz. Yani öyle bir kanun ki, insanın insan olmaktan kaynaklı tüm eylemliliği burada mercek altında tutulup cezalandırmakla tehdit ediliyor. Bunun düşman ceza hukuku dışında başka bir açıklaması yok."

4 yılda 20 tahliye

Amed'deki 'KCK anadavası'nı ilk günden beri takip ettiğini belirten Aktar, şimdiye kadar 3 yıllık yargılama ve 4 yıllık tutukluluk boyunca 20 civarında tahliye aldıklarını söyledi. Tahliye olanlarla olmayanlar arasında çok belirgin farkın olmadığına işaret eden Aktar, "Yargı öyle bir tutum alıyor ki; sizin seçtiğiniz milletvekili ve belediye başkanını bırakmıyor. Size kimin milletvekili olacağına, kimin belediye başkanı olacağına ben karar veririm, çünkü siyasal alanı ben belirliyorum diyor" dedi.

Anadilde direnç sürüyor

Anadilde savunma konusunda hem tutukluların hem de avukatların direnç gösterdiğini belirten Aktar, "Anadilde savunma, çok büyük bir fedakarlıkla yürüyen açlık grevi sonucunda önemli ölçüde açıldı. Ve mahkemeler şunu söylüyor; 'Çoğu Kürtçe bilmiyor aslında, bunu inat için, siyasi bir amaç için yapıyorlar.' Evet, siyasal bir amaç var bunun içinde, çünkü bir insanın kendi dilini konuşması ve bunu kamusal alan içerisinde kullanarak kendini savunması çok doğaldır. Siz doğal bir hakkı kısarsanız, insanlar örgütlü olarak buna cevap verirler" diye konuştu. Tutuklu siyasetçilerin kararlı duruşları nedeniyle yargının tutumunu önemli ölçüde gerilettiğine vurgu yapan Aktar, "Müvekkillerimiz duruşları ile şunu söyledi; 'Yıllarca bizi alıkoydunuz; ama bizi inançlarımızdan vazgeçiremezsiniz. Biz bu inançlarımızı yaşayacağız, yaşatacağız ve savunacağız.' Belki de bu yargılamanın bize öğrettiği en önemli şeylerden biri buydu" dedi.

'Böyle yürüme şansı yok'

Yargının içinden geçilen sürece uygun adım atmasını beklediklerini söyleyen Aktar, son olarak şu mesajı verdi: "Newroz'da yapılan açıklama, ardından ateşkes ve geri çekilme, geri çekilme sürecinin yürüyor olması… Çok uzun bir yolculuğun başlaması, aynı zamanda Kürt toplumunda çok ciddi kaygılara da neden oluyor. Eğer gerçekten bu sürecin kalıcı olması isteniyorsa, bu mutlaka Kürt meselesinin çözümüyle olacaktır. Eğer siz Kürt siyasal aktörlerini rehin tutarsanız, bunun yürüme şansı yok. Bugün devlete düşen adım, yargı bu sürecin bir tarafı olarak Kürtlere karşı, Kürt siyasal hareketine karşı bir adım atmak zorunda. Bu yüzden Kürt seçilmişlerini serbest bırakmalılar. Serbest bıraksınlar ki, Kürtlerin siyasal alanda nasıl projeler geliştirdikleri, hükümetin ve devletin başarılı olmayan projelerinin içini nasıl doldurabileceklerini görmüş olsunlar."

Yargı rolünü oynamalı

2011 yılında düzenlenen operasyon sonucu aralarında Kürt siyasetçiler ile insan hakları savunucularının da bulunduğu 111'i tutuklu 205 kişinin yargılandığı 'KCK İstanbulana davası'nın 5'inci duruşmasının 6'ncı oturumu İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde savunmalarla devam ediyor. Dünkü duruşmada BDP PM üyesi Tacettin Karagöz savunmasını tercüman eşliğinde Kürtçe yaptı. Bir halkın inkar edilmesiyle o halkın kendini ifade etmek için kullandığı bütün yöntemlerin "suç" kapsamında ele alındığına vurgu yapan Karagöz, "Onun için bizim yaptığımız bütün çalışmalar bu zihniyetle ele alınıyor. Bir bilge, 'En rahat olan yastık, vicdandır' diyordu. Evet bizim vicdanlarımız çok rahat. Bizim hak ve hakikatimiz burada yargılanıyor" dedi. "Siyaset açılan yaraları tedavi etmek zorunda" diyen Karagöz, şöyle konuştu: "Eğer mevcut siyaset açılan yaraları tedavi etmek isterse bunun için yargının da üstüne düşeni yapması gerekiyor. Bu ülkede barışın inşası için bu mahkeme gereken rolü oynamalıdır."


Gazeteciye 6 yıl hapis daha
Aldığı hapis cezası nedeniyle yurtdışında yaşamak zorunda kalan gazeteci yine "örgüt üyeliği"nden mahkum oldu.
Elazığ'da 24 Mayıs 2010 tarihinde Yurtsever Devrimci Gençlik Merkezi (YDG-M) operasyonu sonucu haklarında dava açılan 12 kişiye verilen "örgüt üyeliği" cezası Yargıtay tarafından bozulmuştu. Davayı yeniden gören Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi kararında ısrar ederek aralarında DİHA eski Muhabiri Serkan Demirel'in de bulunduğu 9 kişiye "örgüt üyeliği" suçlamasıyla 6'şar yıl 3'er ay hapis cezası verdi. Demirel'in avukatı Mehmet Sıddık Karagöz müvekkiline yönelik suç olarak sunulan bütün iddiaların gazetecilik kimliğine yönelik olduğunu vurguladı. Karagöz, Demirel'in gazetecilik kimliği kapsamında BDP etkinliklerini takip etmesi, Roj Tv'ye telefonla bağlanıp haber aktarması, çalıştığı ajans olan DİHA tarafından kendisine gönderilen fotoğraf makinesi ve kameranın örgütsel eylemlerde kullanılacak gibi gösterilmesinin bir bütün olarak gazetecilik kimliğine yönelik hakaret olduğunu kaydetti.



ÖZLEM AÐUŞ/DİHA/AMED