Cemal ŞERİK

Koronavirüs (Covid-19) salgını dünya gündemi içerisindeki yerini korumaya devam ediyor. Yakın bir tarihte kontrol altına alınabileceğine dair herhangi bir belirti de yok. Donald Trump’ın yapmış olduğu açıklamalara bakılırsa yaşanan bu salgın başta ABD olmak üzere tüm dünya üzerinde çok daha yıkıcı tahribatlara neden olacak.

Covid-19 salgınının nedenleri tartışılıyor. Yürütülen bu tartışmalar içerisinde farklı görüş sahipleri olsa da, sorunun kaynağı konusunda hemen hemen herkes aynı noktada birleşiyor. Burada karşımıza çıkan da, “azami kar” dışında hiçbir şey düşünmeyen Kapitalist modernite ve onun sebep olduğu ekolojik dengenin bozulması oluyor.

Bugüne kadar toplumcu ekolojistler tarafından doğa üzerine yapılan değerlendirmelerde, kapitalist modernitenin neden olduğu Koronavirüs vb. türden dünya insanlığını tehdit eden salgınların yaşanabileceğine dair belirlemelerde bulunulmuştu. Hatta doğanın bile kendi üzerinde yaratılan bu kadar tahribata isyan halini yaşar hale geldiğini dile getirenler de olmuştu. Önder Apo tarafından; “ekolojik, demokratik ve kadın özgürlükçü” paradigma da kapitalist modernitenin küresel anlamda neden olduğu sorunlara karşı tek çözüm yolu olarak geliştirilmişti.

Bir bütün olarak tüm dünya devletleri ve uluslararası kuruluşların tamamı için geçerli olmasa da gelinen aşamada Covid-19 salgınına karşı önlem almaya çalışanların olduğunu belirtmek gerekiyor. Bunlar arasında laboratuvarlarda çözüm arayışları ile birlikte idari tedbirlerle salgını kontrol altına almaya çalışanlarda bulunuyor. Fakat bunların ne kadar çözüm olabileceği, kendi içerisinde ayrı bir tartışma gerektiriyor.

Tarihin farklı dönemlerinde salgın hastalıklara tanık olunmuştu. O günkü koşullarda yaşanan salgınların nedenleri ise daha sonra açığa çıkarılmıştı. Amerika kıtasında yaşayan yerli halkın soykırım noktasına getirilmesinde bu tür salgınlar önemli bir rol oynamıştı. Bu salgınlarda milyonları bulan sayıda Amerika yerlisi yaşamını kaybetmişti. Daha sonra bilimsel buluşlar sonucunda veba, tifo, çiçek vb. salgınların önüne geçen tedbirler alınabildi. Aynı şekilde yine bir kapitalist modernite hastalığı olan verem, kolera vb. salgınlarında önüne geçilebildi. Ancak kapitalist modernitenin kanser, AIDS vb. gibi başka türden hastalıklarının önü alınamadığı gibi, tedavisi de bir türlü bulunamadı.

Koronavirüsün bu tür salgın ve hastalıklarla kapitalist modernite yaşamında ortaklaşmaları söz konusu olsa da, farklılıklarının olma ihtimali de söz konusu. Laboratuvarlarda üretildiği biyolojik bir saldırı olduğu yönünde görüşler var. Küresel sermaye güçlerinin kendi aralarında çıkar ve dünya pazarlarına hükmetmek için yürüttükleri kirli-savaş dikkate alındığında bu yönlü görüşler -“ne kadar doğrudur” orası tartışılır olsa da- hesap dışı değildir. Özellikle de yaklaşık otuz yıldır Üçüncü Dünya Savaşının yaşanıyor olması da böyle bir yaklaşım içerisinde olmayı gerektirmektedir. Unutulmamalı ki, Atom bombalarının, Nükleer silahların, kimyasal gazların vb. üretildiği bir dünyada yaşıyoruz ve bunların alıcıları da oldukça fazladır. Hatta bunları elde etmek için, ülkelerinin tüm zenginliklerini peşkeş çeken devletler bile var.

Covid-19 salgınının bugün kazandığı boyut gerek toplumcu ekolojistlerin, gerekse de Önder Apo’nun geliştirdiği düşünce ve çözüm yollarının ne kadar doğru olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Fakat bu gerçekliğe rağmen kapitalist modernite sistemi ve kimi küresel sermaye güçleri ile onlarla işbirliği halinde kendilerini ancak var eden işbirlikçi devletler Koronavirüs salgı karşısında tamamen fırsatçı, çıkarcı yaklaşımlar sergilemekten geri kalmamaktadır. Soykırımcı TC Devleti ve onun iktidar gücü olan Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün izlemiş olduğu politikalarda böyle bir gerçeklik içerisinde yerini almaktadır.

Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü “yarı-açık cezaevi” haline getirdiği Kürdistan ve Türkiye’yi şimdi de Koronavirüs salgınını gerekçe göstererek “hücre tipi cezaevine” çevirmeye çalışmaktadır. Buna karşı olanları da para ve hapis cezası ile tehdit etmekte, sokaklarda güç gösterisi yaptırdığı gardiyan rolünü verdiği polisleriyle de çok açık bir şekilde halka gözdağı vermektedir. Bu şekilde zindana alınmış olanlar üzerinde olduğu gibi, evlerine hapsedilmiş insanlar üzerinde tam bir hakimiyet kurmak istemektedir.

Şuanda Türkiye ve Kürdistan toplumlarının içerisine alınmaya çalışıldığı yaşam “hücre tipi “cezaevleri”ni anlatmaktadır. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün asıl düşüncesi ve yapmak istediği de bundan başkası değildir. Hitler, Almanya’da ne yapmışsa onun bir tekrarı yapılmaktadır. Faşist zihniyete sahip bir sürüler topluluğu ile onlara itaat edecek olan düşünmeyen, konuşmayan, kafalarını-kollarını-ayaklarını itirazsız kendilerine uzatılan tasmalara sokacak olan köleler yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunlar görülen, anlaşılmaz olanlar değildir. Son beş yılı tescilli faşist Devlet Bahçeli ile ortaklaştığı neredeyse yirmi yılı bulan faşist Erdoğan iktidarının zulmü altında yaşayan Kürdistan ve Türkiye toplumları da bu gerçekliği herkesten daha iyi bilmektedir.

Gelinen aşamada Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün zulmü altında yaşayan Kürdistan ve Türkiye toplumlarının önünde fazla bir seçenek kalmamıştır. Hitler’in katlettiği, temerküz kamplarında üzerinde deneyler yaptığı, zehirli gazlarla boğduğu sosyalistler, devrimciler, demokratlar, sosyal-demokratlar, Yahudiler, Romanlar (Çingen) vb. gibi ya yok edilmeyi bekleyecekler ya da kimlik ve kişiliklerini kaybeden köleler haline geleceklerdir. Bunun dışında önlerinde, Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün boyunduruğu altında yaşama olasılığı ve tercih hakkı bırakılmamıştır. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü Covid-19 saldırısı bahanesi altında evlerine hapsettiği Kürdistan ve Türkiye toplumlarına böyle bir yaşamı dayatmaktadır.

Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün bu insanlık düşmanı politikası boşa çıkarılabilir. Almanya’da Hitler faşizmi, ona karşı emekçilerin, partizan güçlerinin direnişi ve yine ona karşı blok oluşturan dünya devletlerinin mücadelesi ile yerle bir edilmişti. Şimdi de İkinci Dünya Savaşı gibi, bir Dünya Savaşı içerisinde bulunulmasına rağmen, koşullar farklı. İkinci Dünya Savaşı içerisinde Hitler Almanya’sı savaşın doğrudan bir tarafıydı. Bugün Erdoğan-Bahçeli faşizminin kontrolü altındaki TC Devleti ise savaşan tarafların çelişkilerinde yararlandığı gibi, onların desteğini almaktadır. O nedenle de Hitler faşizmi nasıl yıkıldıysa, Erdoğan-Bahçeli faşizminin de öyle yerle bir olacağını kimse beklememelidir. Ki, böyle bir beklenti, kurbanlık koyun gibi, sıranın kendine gelmesini beklemekten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Kapitalist modernitenin, küresel sermaye güçlerinin çocuğu olan Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün sonunu getirecek olan da Kürdistan ve Türkiye toplumlarının ortak ve birleşik mücadelesidir. Önder Apo “ekolojik, demokratik, kadın özgürlükçü” paradigma ile bunun yönteminin ne olduğunu ve bu yolda nasıl yürüneceğini göstermiştir. Devlet ve iktidar dışı ahlaki-politik toplum gerçekliği ise bunun adı olmaktadır. Buna ulaşmanın koşulları vardır. Kürdistan özgürlük gerillası bu ortak ve birleşik mücadelenin en temel güvencesidir. Kürdistan ve Türkiye toplumları kapitalist modernite ve onun her türlü hastalığının kaynağı olan bir çöplük haline getirdiği kent yaşamı dışına çıkarak, terk ettikleri köylerinde kıra dayalı komünal, demokratik bir yaşamı ya da imkanı olan yerleşim alanlarında öz güce ve savunmaya dayalı komünlerini örgütleyerek bunu başarabilirler. Kürdistan ve Türkiye toplumlarını içerisine hapsedilmeye çalışıldıkları “hücre tipi cezaevinden”, kapitalist modernitenin Koronavirüsünden ve yine onun bir çocuğu olan Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünden kurtaracak olan da bundan başkası değildir.